Siz hiç kendinize, kendi özünüze, özünüz kabul ettiğiniz sevgiliye sürgün yediniz mi?
Bir kuşun kanatlarına, bir güvercinin gagasına tutunmayı düşleyerek, kızıl bir günde hesapsız sabahlara sürgün olarak uyandınız mı?
Bir şarkı kondurup dudaklarınıza, elleriniz ceplerinizde olduğu halde sürgünlere gidin sevgiliye.
Sevgilinin engin sevecenliğine tutunup, sinesinin bahar kokan sıcaklığına sürgünler yiyin. Kendinizi bulursunuz sevgilinin sinesinde. Kendinizi kendinizde aramayın o anda. Kedinizi kendinizde bulamazsınız. Sevgilinin sevecenlik kokan, engin sinesinde sıcaklığı yaşarken bir aynaya bakar gibi bakarsınız gülümsemeleriniz arasında kendinize.
Şarkılar bir ıslık gibidir. Elleriniz ceplerinizde karanlığa doğru ilerlerken dudağınıza kondurduğunuz ıslıklarınız gibidir dudaklarınızla mırıldandığınız şarkılar. Çaldığınız ıslıklarınız sevgilinin yokluğundaki ızdırapları unutmayı çağrıştırırken, mırıldandığınız şarkılarınız sizi sevgilinin engin sinesine sürgüne yollar.
Islıklar ve şarkılar arasında hep bir bağ kurmuşumdur. Islıklar kafanızı dağıtmak, zihin bulanıklığını gidermek, içinizde biriken dalgalanmayı, kabarmayı, sisleri bertaraf etmek için çalınırken, şarkılar ise sevgiliye bir adım daha yaklaşmayı, sevgilinin sinesine çöreklenmeyi, gözlerindeki sonsuzluğu andıran sevgi dolu parlak ışıkta kaybolmayı anımsatır.
Çalınan ıslıklar ve mırıldanan şarkılar hep sevgiliye çıkar. Sevgilinin uğrunda, sevgilinin yolunda, sevgilinin hesabına dökülür dudaklardan.
Siz bir şarkının içerisinde kayboldunuz mu?
Kulaklarınıza gelen bir erkeğin veya bir kadının sesinden dinleyip mırıldandığınız bir şarkının ritimleri arasında kendinizi kaybetmişliğiniz oldu mu?
Mutlaka olmuştur.
En azından hoş bir sesle söylenen bir şarkıya eşlik etmiş, mırıldanmış, gözlerini kapatıp şarkının sözlerinin arasında gezinmişsinizdir.
Şarkılar insanı kendisine çeker. Dizeleri, kelimeler arasında kaybettirir insana kendisini.
Dinlediğiniz hangi şarkı da önce kendinize sonra da sevgiliye sürgün yediniz?
Uçsuz bucaksız bozkırı andıran şu yaşam çizgisinde hepimizin sürgünleri olmuştur. Bu sürgünler kimi zaman kendi irademiz, kimi zaman da irademiz dışında olan sürgünlerdir.
Her sürgün insanı olgunlaştırır, ehlileştirir. Acı verse de zamanla insanın yaralarını iyileştirir. Yaralar zamanla kabuk bağlar ve kurur. Her sürgünün arkada bıraktığı yaraları olur hemen hemen her insanda.
Sevgili sen benim kendime sürgünlerimin yarasısın. Hiç iyileşmeyen, boyuna kanayan bir acı, bir ızdırap, dayanılmaz bir sızı haline gelen sürgün yaramsın.
Eminim, kabuk bağlamış, üstü örtülen, iyileşmeye yüz tutmuş yaralarınıza el atıyor, yeniden kanatıyorsunuz. Bunu hep yapıyorsunuzdur. Bu öyle bir hale gelmiştir ki siz istemeseniz de eliniz yaranızın üzerine gidecek ve parmaklarınız yaranın üzerindeki kurumuş kabuğu kavlatacaktır.
Bu hiç bitmeyen, dinmeyen, boyuna kanayan, solup gitmeyen yaralarınızdır. Sen de öylesin sevgili.
Bendeki kabuk bağlayan ama asla iyileşmeyen, tırnaklarımla mütemadiyen, irade dışı söküp aldığım, kopardığım yaramsın. Sen benim kendime sürgün yaramsın sevgili.
Her yaranın kabuklarını söküp atmak acı verdiği gibi hazda verir. Sen benim için yaraları her kavladığında haz duyduğum en büyük sürgünümsün. Senin bende bıraktığın yaralar bana hiç acı vermedi. Bana gelmen ve bende kalman nasıl haz verdiyse, sürgünlerinde ayrı bir haz verdi. Çektiği, üzerine yük yük binen acılardan haz duyan bir insan gibi bende bıraktığın kabuk bağlayan yaralarımdan haz duyuyorum. Sürgünler şehrinde yaraları kabuk bağlamış, her bir kabuğun altında başka başka acı ve sızılar biriktiren bir adam olarak yaşıyorum. Sana özlemlerim bir yara haline geliyor. İçimin titremesi, bedenimle birlikte ruhumun ve benliğimin de erimesinin, özlemlerle katmerlenmesinin hazzını yaşıyorum gün ve gün.
Efsunlu bir şarkının ritimleri gibi yaralıyorsun sevgili beni. Zaman geçtikçe, zamanın içerisindeki anlarda hep kanayan yaralarım oluyor. Gün geçtikçe bu yaralara yenileri ekleniyor ve çoğalıyor.
Çoğalan ve sana doğru akan özlem yaralarımla yaşıyorum, senden uzak diyarlarda seni anımsayarak.
Hasret yaralarını ne yapacağız sevgili.
Hasretinin kavuran, yakan, eriten, bitiren, kül haline getiren gönül yaralarını hangi iç cebime koyup da taşıyacağım avare bir adamın halini üzerime yükleyerek.
Hasretin sevgili…
Hasret yaralarım kabuk bağladığında onu söküp atması da zor. Hazdan çok acı veriyor ruhuma.
Biteviye akşamlarda sarhoşluğun en çetin, en derin, en mahrem halini yaşayan sevdalıyı hatırlatıyor bana kendi halim.
Sürgünler şehrinin çocuklarına karışıyorum zaman zaman. Köşe başlarında izbe kuytularda sana özlemler ve hasretler biriktiriyorum gönül heybemde.
Gecenin en koyu olduğu zaman dilimlerinde, gölgelerin kendi özlerine çekildiği saatlerde ıslıklar şarkılara karışıyor. İğde ağaçlarının dallarına konan kuşlar çoktan terk ettiler kondukları dalları. Cadde ve sokaklar tenhalaştı. Evlerin ışıkları bir bir sönmeye başladı. Aşıklar şehrinin müdavimleri sevdalılarının gözlerinde kaybolmaya tutuldu ve ben sevgili ıssızlaşan bu şehirde iç cebimde taşıdığım hasretinle bir yanım ıslık çalmayı, bir yanım şarkı mırıldanmayı hayal etmenin hevesinde.
Islıklar ve şarkılar arasında hep bir bağ kurmuşumdur.
Umutlar yeşertir insanın gönlünde her ikisi de. Kaybolan sislerin arkasından usul usul aydınlanan sabahları anımsatırlar bana. Her ikisinde de insan yaşanmışlıklarını ya bir tarafa bırakır, yada geriye doğru atar. Unutur kimi zaman. Islıklar ve şarkılar yaşanan acıları, kederli günleri, ızdırapla geçen saat ve dakikaları, karalar bağlanan sabahları, akşamları, gün ortalarını hafızadan silmese de kıza bir zaman aralığında hatırdan çıkartıverir. Küçücük bir anda dahi olsa insan kendine, kendi köşesine çekilir ve yeniden doğmuş gibi hisseder kendisini. Gülümser sabahlara, belki de aydınlık yarınlara.
Islıklar ve şarkılar bir umut filizlendirir içerlerde bir yerlerde. İleri de dereceğimiz, hayatımızın bir
yerlerinde yeşerecek ve bizleri gülümsetecek güzel zamanların bahar tomurcuklu çiçeklerini yeşertecekler.
Islıklar ve şarkılar sevgiliye götürür bizleri. Dudağımıza kondurduğumuz her bir ıslık sevgilinin kızgın bakışlarını üzerimizden alırken, mırıldandığımız her bir şarkı gönül penceresini aralar. Geceye ve gündüze ıslıklar çalarız. Geceye ve gündüze şarkılar mırıldanırız. Islıklar ve şarkılar avare düşlerin arasında gezintiye çıkartır deli yanlarımızı.
Hoyrat hallerimizi ortaya çıkartır. Kayıp şehirlerin kayıp insanları haline geldiğimiz ıssız zamanlarda, geceye çakılan bir ışık, karanlığa yakılan bir kibrit veya bir mum halini alırız.
Kabuk bağlamış yaralarımızı sararız mırıldandığımız şarkılar ve dudağımıza kondurduğumuz ıslıklarımızla. Unuturuz. Unutmasak da öteleriz acılarımızı ve ızdıraplarımızı.
Bir şarkının içerisinde kaybolur, bir ıslıkta yitip gideriz bilinmez düş zamanlarına. Her iki durumda da hülyalar kurar, gülümseriz geceye.
Gece koynuna alır bizleri, bir sevgili sarar gibi sarıp sarmalar. Islıklarımızla ve mırıldandığımız şarkılarımızla kabul eder. Asla gocunmaz, üşenmez, hayıflanmaz, kapı dışarı etmez, kovmaz, örselemez, iteklemez, hep kalsın ister bizler için. Islıklarımız ve dudağımıza kondurduğumuz şarkılarımızla renk katarız geceye. Besleriz geceyi. Herkesler derin uykularında uyuklamanın, rüyaların ve düşler ülkesinin vadilerinde gezinirken, yada sevdalının koynunda sevdanın en mahrem haline bürünürken bizler ıslıklarımızla geceye eşlik eder, mırıldandığımız şarkılarımızla onu yalnız bırakmayız.
Müteşekkirdir gece bize. Ve daima sadıktır. Yalansız, riyasız, kırmadan kabul eder ıslıklarımızı, şarkılarımızı ve bizleri.
Sevgiliye her sürgün gitmemizde sığındığımız sığınağımız gibidir ıslıklarımız ve mırıldandığımız şarkılarımız. Her sürgün ayrı yaralar bırakır bizlerde. Yaraların üzeri değişik şekillerde kabuklarla kaplanır. Her yaranın sökülen kabuklarına farklı ıslıklar ve şarkılar serpiştiririz tıpkı kanayan yaraya tuz ekmek gibi.
Islıklar çalarız geceye sevgili. Geceye çaldığımız ıslıklarımız boş sokaklarda ve caddelerde yankılanır.
Gecenin karanlığında kaybolan ıslıklarımızın peşinden mırıldandığımız şarkılarımızı göndeririz.
Islıklarımız şarkıların sözlerine karışır. Gece siyah bir örtü olarak örter tüm mahremiyetleri. Sadece ıslıklar ve mırıldanan şarkılar böler tüm sevişmeleri.
Geceye çalınan ıslıklarımız olmalı sevgili. Birde dudağımıza kondurduğumuz şarkılarımız.
Kabuk bağlayıp kopardığımız yaralarımızın üzerine örtmeliyiz tıpkı tuz gibi. Gece bir yorgan gibi tüm siyahlığını üzerine çekerken, ıslıklarımız ve şarkılarımızla eşlik etmeliyiz ona ve bölmeliyiz bütün mahrem düşleri.