Galiçya o günler Avusturya Macaristan İmparatorluğunun bir eyaletiymiş.
Şimdiyse Polonya ile Ukrayna arasında pay edilen bir bölge. Orada da bir cephe açılmış: Galiçya Cephesi. Orada da yeğin çarpışmalar oluyormuş.
Almanlarla Avusturya Macaristan İmparatorluğu Ruslar karşısında güç durumda kalmışlar. Birlikte savaştıkları Osmanlı Devleti’nden yardım istemişler. Bizimkiler ikirciklenmemişler bile, ‘Sözü mü olur, hay hay,’ der gibi 15. Kolordu’nun eksiğini gediğini gidermişler Galiçya’ya göndermişler. 15. Kolordunun çoğunluğu diğer cephelerde de bulunmuş, savaşmış, oldukça deneyimli, gözü pek askerlerden oluşuyormuş.
Bu madalyonun bir yüzüymüş. Diğer yüzü de şöyleymiş: ‘Askerlerin büyük çoğunluğu zayıf düşmüş, yeniden savaşacak güçte değillermiş.
Üstelik savaşın ardından ortaya çıkan kolera ve tifüs salgını kolordu birliklerinin sayısını iyice azaltmış.’ Bu yüzden Anadolu’daki birliklerden destek gerekiyormuş. 15. Kolordu’nun bu eksiğini gidermek için ayrıcalıklı davranmışlar.
Bunu Savaş Bakanı Enver Paşa istemiş. Genç, kültürlü, fiziki ve askeri açılardan en iyi asker ve subayları seçmişler. Toplamları yaklaşık otuz üç binmiş. Galiçya için, bütün bunlar Galiçya içinmiş.
Oysa o sırada Kafkas Cephesi’nde Ruslara karşı, güneyde Irak, Suriye ve Hicaz’da İngiliz ve Fransız birlikleriyle boğuşuyorlarmış.
Alman generalleri de Enver Paşa da “Olsun,” demişler.
“O cepheler birer yem. Savaşın sonucu orada alınmayacak.” Anlaşılacağı gibi onlara göre ‘gerçek cepheler’ Almanya çevresindeymiş. O cepheler rahatlatılmalıymış. Osmanlı devleti bunu yaparak üzerinde düşen görevi çok iyi yerine getiriyormuş. Alman generalleri Osmanlı ordusunun kendini kurban edercesine savaştığını söylüyor, onlara övgüler diziyorlarmış.
Kolordu komutanı Yakup Şevki Bey’miş. Asker taşıma işine 23 Temmuz 1916 günü başlamışlar. Uzunköprü’den trenle yola çıkan birlikleri önce Belgrat’a götürmüşler.
Orada Avusturya tahaffuzhanelerinde temizlik ve tıbbî muayeneden geçirilmişler. Daha sonra da Tuna’nın kuzeyindeki Zemplén kasabasına gitmişler. Orada da kolera ve tifo aşıları yapılmış. 26 Temmuz’da da Galiçya Cephesi’ne varmışlar.
İlginç. Sağlık konusunda böyle önlemler aldıkları gibi cephenin gerisinde de yaralılar için sağlık kurumları oluşturmuşlar; ilk yardım ve sargı yerleri açmışlar.
Ayrıca yemelerine, içmelerine de önem veriyorlarmış. Kendi yemeklerini Osmanlı aşçıları yapıyor; besin değeri yüksek, çeşidi çok yemekler veriyorlarmış. Yeni çıkmış ekmek, yeni kesilmiş et, yeni toplanmış yeşilliklerin yanı sıra üzüm, sabah akşam da çay vermektelermiş. “Bu gel keyfim gel” dedirtmek için değilmiş doğal olarak. Onlara sağlam, sağlıklı asker gerektiğindenmiş. Başka neden olsun!
Gün 19 Ağustos, yıl 1916’ymış. Onları da cepheye sürmüşler. Ruslarla savaşmaya başlamışlar. Başlangıç karşılıklı tedirgin etmek, yıldırmak biçimindeymiş. Eylül ayında da sert çarpışmalar başlamış. Yoğun topçu ateşleri, şarapneller, vızır vızır mermilerle ortalığı toza dumana kattıktan sonra kendilerini de atıyorlarmış savaşa; bölük bölük, birkaç sıra biçiminde saldırıyorlarmış. Konu göz korkutmak ya, Ruslar işi daha ileri götürmüşler.
Zehirli gazı ilk kez 15. Kolorduya karşı kullanmışlar. Savaşın töresi varmış gibi, zehirli gaz kullanılmaması için bir de aralarında anlaşmışlarmış. Ruslar yine de üstünlük sağlayamamış. 15. Kolordu iyi direnmiş, iyi savaşmış. Bunun karşılığı 95 subayla 7337 erin yaşamını yitirmesi olmuş. Bu belgelere böyle geçmiş.
Çoğu yerde olduğu gibi oradakiler de değişik değişikmiş. O değişikler, yaralı Osmanlı askerlerine değişik olduklarından değişik davranıyorlarmış. Neyse ki bu konuda doğrudan girişimlerde bulunup hastane komutanına bildirmişler. O da gerekli önlemleri almış. Denilenleri dinlemeyip yapmayanları da görevden uzaklaştırmış.
Gerçekte en büyük sorunlardan biri de birbirlerinin dilini bilmediklerinden ortaya çıkan iletişim bozukluğuymuş. Bu yüzden de hastanelerde oldukça büyük sıkıntılar yaşanmış.
Kimi hastanelerde bakımları iyi yapılırken kimi hastanelerde kötüymüş.
Böylece Osmanlı birlikleri Galiçya’da 16 Ağustos 1917’de dek kalmışlar. Bunun belirli bir bölümü Ruslara karşı savaşla geçmiş.
Rusya’nın kendi içinde de karışıklıklar varmış. O karışıklıklar Rusya’nın yıkılmasına neden olmuş. Bu böyle olunca durum cepheye yansımış. Artık uğruna savaşacakları bir çar yokmuş. Ruslar savaşı bırakmışlar.
Öyle birbirlerini boğazlarcasına çarpışırlarken bir barış yeli esmiş. Karşı karşıya dursalar da birbirlerine kurşun atmamışlar, el sallamışlar. Sonra da Ruslar yine el sallayarak çekilmiş gitmişler.
Orada kalma gerekçeleri ortadan kalkınca Osmanlı birlikleri de 16 Ağustos 1917'den sonra ülkelerine dönmeye başlamışlar.