Merhaba kıymetli okuyucularımız. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah. Bu yazımda sizlere geleceğimizin teminatı, göz aydınlığımız, yarınlarımızın daha güzel olması için ümit bağladığımız çocuklarımız gençlerimizden bahsetmek istiyorum.
Yüce dinimiz İslâm’ın gayesi: İnsan varlığını dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaktır. Ve Rabbimiz biz insanları en güzel ve en mükemmel biçimde yaratılmıştır. Ömrün en verimli, en değerli, en önemli çağı gençlik hayatın baharıdır. Gençlik dönemi, zamanın en canlı ve aktif yaşandığı ve en hızlı geçtiği sürecidir. Gençler bir milletin geleceği, en büyük imkânı ve zenginliğidir. Zira gençlik; hayallerin, heyecanın, merak ve arayışın en yoğun olduğu dönemdir. Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın, yorulmaksızın çalışarak iyiliği çoğaltmanın zamanıdır.
Kadın olsun erkek olsun yaşlı veya çocuk olsun her insanın en temel ihtiyaçlarının başında sevgi gelmektedir. Her insan sevmeye ve sevilmeye muhtaçtır. Bu sebeple çocukluktan başlayan sevgi ve merhamete yetişen gençlerimiz geleceğimiz için en önemli yapıcı unsurdur. Gençliğine sahip çıkıp onları eğitimli ve güzel ahlaklı bir şekilde yetiştiren toplumlar geleceklerini inşa etmiş demektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Allah Teâlâ’nın İslam yolunda kendisine itaat eden nice fidanlar yetiştirmeye devam edeceğini” müjdelemektedir. Aziz milletimizin ve ümmet-i Muhammed’in bekası için gençlerimizi anlamalı, onlara değer vermeliyiz. Düşüncesini, hayat tarzını, giyim kuşamını yargılayarak dışlamak yerine, hepsine kucak açmalıyız. Kendilerini keşfetmelerini sağlayacak bir rol model de biz olmalıyız. Şuurlu nesiller için gençlerimizi sahih din bilgisiyle ve kültürümüzle donatmalıyız.
“Allah Teâlâ, gençliğini Allah’a itaat yolunda geçiren genci sever.” “Yedi kimseyi Allah Teâlâ kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde, gölgesinde barındıracaktır. Bunlardan biri de, Rabbi’ne ibadet ederek yetişen gençtir.” buyuran Peygamber Efendimiz, insan hayatının en dinamik evresi olan gençlik döneminin kıymetinin bilinmesi durumunda en büyük ikramların olacağını vurgulamıştır. Allah Resûlü (s.a.s), neşeyi ve huzuru Rabbine kullukta bulan gencin ideal bir genç olduğunu bildirmiş, iffetini koruyan ve gönlü mescitlere bağlı olan gencin ise mahşer günü Allah’ın arşının gölgesinde gölgeleneceğini müjdelemiştir. Bu sebeple mümin, gençliğini nerede ve nasıl harcadığından sorguya çekileceği bilinciyle hareket etmeli ve bu nimetin kıymetini bilmelidir.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Mekke’de İslam’ı ilk tebliğ ettiği andan itibaren etrafında bulunan ilk Müslümanların gençlerden oluştuğunu görmekteyiz. Gençler duygularının saflığı, haksızlığa karşı oluşlarından dolayı ilk Müslümanlar olmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Sen bendensin ben de sendenim.” dediği Hz. Ali on yaşında, “Her peygamberin bir yardımcısı vardır, benim yardımcım da Zübeyr’dir.” buyurduğu Zübeyr b. Avvâm on iki yaşında, Kur’an okumasıyla meşhur sahâbî Abdullah b. Mes’ûd on altı yaşında, Peygamber’in sahabeye eğitim vermesi için evini açan Erkam b. Ebî Erkam on altı yaşında bir gençti. Kısacası, Peygamberimiz’in yanında buluşan ilk Müslümanların hemen hemen hepsi bu yaşlarda idi.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, ‘Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluşu ve doğruya ulaşmayı kolaylaştır’ demişlerdi.” Bu ayette anlatılanlar, Ashab-ı Kehf adıyla anılan ve Allah’a iman edip hakkı söylemekten çekinmeyen bir avuç gençtir. Tıpkı genç yaşında tevhidi kuşanan, güzel örnekliği ve ibretli sözleriyle halkını uyaran Hz. İbrahim gibi. Canıyla imtihana tabi tutulan ve “Babacığım! Sana emredileni yap; inşallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın” diyen gencecik Hz. İsmail gibi. Kardeşleri tarafından kuyuya atılması, ağır imtihanlara tabi tutulmasına rağmen Rabbine itaatten vazgeçmeyen, “Ben Allah’a sığınırım” diyerek nefsiyle mücadele eden iffet abidesi Hz. Yusuf gibi. Tıpkı annesi tarafından mabede adanan, hakaret ve iftiralara rağmen imanı ve sadakatiyle tarihe geçen Hz. Meryem gibi.
Her asırda olduğu gibi günümüzde de gençlerimizi kuşatan bazı sorunlar bulunmaktadır. Onların ümit ve ideallerini çalmak, heyecan ve enerjilerini istismar etmek isteyen hain eller vardır. Genç yüreklerle iletişim kanallarımızı kapattığımızda, nice sahte kurtarıcılar ve sanal âlemler onlara kapılarını açmaktadır. Cazip ve eğlenceli görünen, geçici menfaatler öneren başıboş bir dünya, gençlerin aile ve toplumdan kopmasına, mahremiyet sınırlarının çiğnenmesine ve bağımlılık tuzağına düşmesine sebep olacaktır.
Gençlerimizi tehdit eden bir diğer problem, zararlı akımlar ve zehirli ideolojilerdir. Ailesinden yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyen, sorularına ikna edici cevaplar bulamayan, kendisini yalnız ve desteksiz hisseden gençlerimiz kötü kimselerin hedefi olmaktadır. Bu durumda bize düşen, ister sanal âlemde isterse gerçek dünyada kurulan bütün tuzakları boşa çıkarmak için gençlerimize rehberlik etmek, onları inanç ve medeniyet değerlerimizle buluşturmak olmalıdır.
Genç nesillerimiz için en önemli tehlikelerden biri de hayatın anlamını, var oluşun gayesini kaybetmeleri, beden ve ruh sağlığının en büyük düşmanı olan zararlı alışkanlıklara ve teknoloji bağımlılığına müptela olmalarıdır. Göz aydınlığımız, sevincimiz, ümidimiz olan yavrularımız genç yaşta elimizden kayıp gitmektedir. Yüce dinimiz İslam’a, hidayet rehberi Kur’an’a, âlemlere rahmet ve en güzel örnek olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in sünnetine sımsıkı sarılmak, gençlerimize sahip çıkmak önceliğimiz olmalıdır.
Lokman (a.s.)’ın oğluna nasihati: “ Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” En kıymetli hazinelerimiz olan çocuklarımıza ve gençlerimize sevgi ve ilgimizi daha çok gösterebilmemiz ve onları her türlü kötülük ve tehlikeden Rabbimizin izniye koruyabilmek duasıyla.
Allah’a emanet olunuz.