Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.
Camiler, Allah katında en sevimli ve kutsal mekânlardır. Bu mekanlar, kutsallığını ve önemini Allah’ın evi olmasından ve kıblemiz olan Kabenin şubesi olarak değerlendirilmelerinden almaktadır. Camilere cemaat olmak ise, maddî ve manevî bakımdan, o mübarek mekânları imar ve ihya etmek demektir. Nitekim yüce kitabımızda “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” ayeti, bu hususu bütün yönleriyle önümüze koyan ilahî bir fermandır.
Camiler, bulundukları yörenin sosyal hizmetlerinde, devamlı ışıldayan ve çevresini aydınlatan bir kandil gibidirler. Yüce dinimiz İslam’ın Kur’an ve sünnetten neşet eden değerlerinin hayata dönüşmesinde camiler tarih boyunca önemli görevler icra etmiştir. Bu yönüyle camiler, bizlere ufuk çizip yön tayin eden vahyin ve nebevi düsturun doğru anlaşılıp en güzel şekilde yaşanan bir hayata dönüşmesinde aktif rol oynamaktadır. Camilerimiz yalnızca ibadethane değil aynı zamanda sosyal hayatın içinde yer alan eğitim ve kültürel hayatın çok canlı bir şekilde yaşandığı mekanlardır. Dinimizin öğretildiği, yardıma muhtaçların yardımına koşulduğu camilerimiz aynı zamanda milli birlik ve bütünlüğümüzün de teminatıdır. Yaşanan bir çok olay camilerimizin ve din görevlilerimizin vatan savunmasında ne denli öneme sahip olduklarını gösteren yüzlerce örnekle doludur.
Cami, toplayan, kaplayan, ihtiva eden, bir araya getiren; Mescid ise "secde edilen yer" anlamında bir mekan ismidir, tevâzû ile alnı yere koymak mânâsına gelen "sücûd" kelimesinden türemiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Kulun Allah'a en yakın olduğu an, secde anıdır." buyurmuşlardır. Secde anının kudsiyetinden dolayı, namaz ibadetinin ifa edildiği mekanlar "mescid" kavramıyla ifade edilmiştir. Cenaze ve bayram namazlarının kılındığı, yağmur dualarının yapıldığı üstü açık ibadet yerlerine de; "musalla" denir. Musalla kelimesinin Farsça karşılığı ise; "Namazgah"dır.
Yeryüzünde kurulan ilk mescit Kâbe-i Muazzama'dır. Ebû Zerr (r.a)'den rivayete göre, şöyle demiştir: Resulullah'a, yeryüzünde ilk defa hangi mescidin tesis edildiğini sordum. Cevap olarak; "Mescid-i Haram" buyurdu. Bundan sonra hangisi inşa olundu, dedim “Mescid-i Aksâ" buyurdu. İkisinin inşası arasında ne kadar süre bulunduğunu sordum. "Kırk yıl" cevabını verdi. Bundan sonra da, Allah'ın elçisi şöyle buyurdu: "Ey Ebû Zerr! Namaz vakti nerede girerse, namazını orada kıl. Çünkü orası mescit sayılır." Hz. Peygamber, yeryüzünün bütün Müslümanlar için bir mescit olduğunu yani Allah nazarında her yerin bir olduğunu belirtmiştir. Medine'ye hicret etmeden önce. Hz. Peygamber'in emri ile orada Cuma namazı kılınmıştı. Cuma namazının kılındığı bu yer, İslâm tarihinin üçüncü mescididir. Hz. Muhammed, Medine'ye hicret ederken Kuba’da birkaç hafta geçirdi. Burada bir mescit inşasına başladı. Bu hususta şu ayet-i kerime nazil oldu: "İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescitte bulunman daha uygundur." İşte bu mescit, İslâm âleminde dördüncü mescittir. Bu ilk mescitlerden sonra, İslâm âleminde mescitler çığ gibi çoğaldı. Müslümanlar kurdukları bütün köy ve kasabalarda, fethettikleri her yerleşim merkezinde bir veya birden fazla mescit yapmayı prensip haline getirdi. Camiler; mihrablarıyla birer ibadethane, kürsileriyle birer mekteb, minberleriyle toplum ve devlet ile ilgili konuların halka duyurulduğu birer tebliğ (kültür) merkezidir, Ka'be'yi Muazzamanın birer şubesidir.
Camilerimiz İslam’ın sembolü olmuşlardır. Bunun için Müslüman toplumlar câmi yapımına büyük önem vermişler ve câmi merkezli şehirler, beldeler oluşturmuşlardır. Mescidi imar etmek/yapmak; ona devam etmek, orada kalmak ve Allah’a ibadet etmek, onu inşa ve tamir etmektir. Mescidlerin imarı, maddi ve manevi olmak üzere iki çeşittir. Mescitlerin maddi imarı; inşası ve yapımı, temizlenmesi, tefrişi, lambalarla aydınlatılması şeklindedir. Peygamber efendimiz de cami yaptırmakla ilgili olarak şöyle buyuruyor: “Kim Allah rızasını gözeterek, Allah için bir mescid yaptırırsa, Allah da onun için cennette bir köşk yaptırır.” Bu müjdeden dolayı İslam toplumu, tarih boyunca cami ve buna benzer vakıf eserlere çok önem vermiştir.  Mescidlerin Manevi imarı ise mescidlerde namaz kılmak, ibadet etmek, zikir, tesbih ve duâ yapmak, camiye devam ederek cemaate dahil olmak ve camileri manen şenlendirmek, mescidleri manevi yönden imar etmektir. Cenâb-ı Hakk'ın: "Allah bir takım evlerin yüce tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin vermiştir. Sabah akşam orada O'nu tesbih ederler." âyet-i kerîmesi, mescidlerin manevi yönden imarına ve mescidlere ibadet için devam etmenin faziletine delâlet eder.
Mescidlerin bina edilmesinin esas gayesi; oralarda zikir ve ibadet yapılmasıdır. Zikirden, namazdan ve cemaatten mahrum olan mescidler garibdir ve ma'nen harab olmuşlardır. Allah'ın mescidlerinde; O'nun isminin anılmasını engelleyenler ve mescidlerin ma'nen ve madden harab olması için çalışanlar; hangi devrin insanı olursa olsunlar, zâlimlerin en büyüğü olduklarını Cenâb-ı Hak şöyle beyan eder: "Allah'ın mescidlerinde, O'nun adının anılmasına engel olan ve mescidlerin harab olmasına çalışandan daha zâlim kim vardır? Aslında bunların oralara korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik ve âhirette de büyük azab vardır." Zikrettiğimiz ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere mescidleri hem maddi hem de manevi yönden imar etmek önemli görevlerimizden biridir.  Hem maddi  hem manevi imarın gerçekleşmesi için, cemaatle namaza devam edilmesi şarttır. Cemâat namazı; bir araya gelen Müslümanların bir imama uyarak topluca kıldıkları namaza denilir. Cemâatla namaz kılmak Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabittir. Cenâb-i Hak Peygamberimiz'e hitaben şöyle buyurur: "Sen müminler arasında bulunup onlara namaz kıldıracağın zaman onlardan bir kısmı seninle beraber olsun."
Hz. Peygamber (s.a.s.) de cemâatle namazın faziletini şöyle açıklamıştır: "Cemâatle kılınan namaz, bir insanın tek başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir. " Başka bir rivayette bu fazilet yirmibeş derece olarak ifade edilmiştir. "Eğer halk yatsı ve sabah namazlarındaki fazileti bilselerdi, emekleyerek dahi olsa cemâate gelirlerdi. " Ayrıca Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Bir kimse güzelce abdest alır, sırf namaz için câmiye giderse, camiye varıncaya kadar atmış olduğu her adıma mukabil bir derece yükselir ve bir günahı silinir." Camide Müslümanlar günde en az beş defa bir araya gelerek topluca namazlarını eda ederler.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) zamanından günümüze kadar namaz bu üstün faziletinden dolayı cemâatle edâ edilmiş, bu maksat için inşa edilen camiler de, ifâ ettikleri daha bir çok fonksiyonlarıyla birlikte sosyal birer kurum haline gelmişlerdir. Camiler yerleşim merkezlerinin teşekkülünde belirleyici rol oynamışlardır. Müslüman toplumlar cami merkezli şehirler kurduğu gibi bir şehirde cami ve mescidlerin bulunması o şehrin İslam şehri olduğunun alameti olmuş, Müslümanların problemlerinin çözüme kavuşturulduğu, birlik ve beraberliklerinin pekiştirildiği ve İslam kardeşliğinin temellerinin atıldığı böylece toplumda ortak bir şuurun oluşturulduğu kutsal mekanlardır. Camiler ibadet yeri olması özelliğinin yanında; vaaz, hutbe ve irşat faaliyetlerinin yapılmasıyla birer yaygın din eğitim merkezleri görevini de üstlenmiştir.  Günde 5 vakit camilerde okunan ezanlarla Müslümanlar namaza çağrılmakla genç, yaşlı, fakir, zengin, amir, memur hangi meslek ve statüde bulunursa bulunsun aynı safta yan yana durarak her türlü ayrılıkçı fikir ve tutumu bir kenara atmış olurlar. Böylece toplumsal kaynaşma ve bütünleşme sağlanmış olur. Camiler, İslam ümmetinin temellerinin atıldığı, aynı kıbleye yönelerek “kıble bilincinin” kazanıldığı, küçük-büyük cemaatlerin Allah’a misafir olunduğu yerlerdir.    Câmi yapmak, câmilere sahip çıkmakla birlikte; İslam’ı câmilere hapsetmemek, camideki hayatı, cami dışına da taşıyarak; dinimizi çarşıda, pazarda, dükkanda, evimizde; her yerde müslümanlığımızın gereklerine uygun olarak yaşamak, câmilere layık cemaatler olmak da son derece önemlidir.
Din Görevlilerimiz toplumun önderleri olarak topluluğu sevk ve idare etmeleri tabiidir. Bu gün ülkemizin en ücra köşesinden metropol şehirlerine kadar her köşesinde din görevlilerimiz halkımıza din hizmeti sunmaktadır. Toplumumuzda temel insani ve ahlaki değerlerin yaşamasına, toplumumuzun manen yükselmesine önemli katkılar sağlayan, camilerimizin inşa ve imarında rol alan, büyük fedakarlıklarda bulunan, samimi davranış ve güler yüzleriyle gönüllerini bütün insanlara açan, hikmet dolu sözleri, ve sohbetleriyle büyük, küçük herkesin gönlünü kazanan, görev mahallerinde büyük azim ve gayretle dini hizmetleri en güzel bir şekilde sunmaya gayret eden Din Görevlilerimiz, bu şerefli hizmetleriyle Peygamberimizin varisleri olmuşlardır. Camiler ve din görevlileri dün olduğu gibi bu günde ülkemizin birlik ve beraberliği için çalışmaya hazırdır. Toplum açısından son derece önemli olan camiler ve din görevlilerinin toplumdaki yeri ve önemine dikkat çekmek, onların gerçek işlevini ortaya koymak, sıkıntılarını dile getirmek ve çözüm önerileri sunmak, camilerin daha işlevsel hale gelmesini sağlamak gibi ihtiyaçlar “Camiler ve Din Görevlileri” haftasının kutlanmasına zemin hazırlamıştır. Bu vesileyle tüm görevlilerimizin haftasını tebrik ediyor, Yüce Allah’tan, bizleri câmilere layık cemaatler eylemesi ve bu mübarek yerlere maddi ve manevi emeği ve hizmeti geçen herkesi rızasına kavuşturmasını niyaz ediyorum. Allah’a emanet olunuz.