Her zamanki gibi gene buluşacaklardı Salih’in evinin önünden geçerken anasını gördü ve ürkek bir kuş gibi yaklaşarak

“nasılsın teyze verin elinizi öpeyim” dedi, demesine ama nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını hiç bilmiyordu.

Teyze bir anda çok kötü bir kaynana!... gibi açtı ağzını yumdu gözünü yer yüzünde ne kadar kötü laf ve cümle varsa sırasını bozmadan hakaret olarak saydı. Sinem hiç beklemediği bu hakaretvari cevaplar karşılaşmalardan şoka girerek nereye gideceğini bir an unutarak tekrar evine gitti kanepeye hafif sekilenerek ellerini de yüzüne kapatarak hıçkıra hıçkıra ağlıyordu bir taraftan da hafif mırıldanarak,

“teyzeciğim ben sana ne kötülük yaptım bu hakaretlere layık değilim” diyor ve hıçkırıklarını çoğaltıyordu. Sinem’in arkadaşı Serap geldi bir anda ayaklanarak gözündeki yaşlara şöyle elinin tersiyle sildi,

“hayırdır abla sen ağlamışsın boşuna saklama göz yaşlarını” dedi Sinem çekingen tavırlarla

“yok nerden çıkarıyorsun” dedi. Serap “ben seni tanımıyor muyum sanki söyle gene kim ne dedi” diye Sinemi sıkıştırıyordu.

Sinem derin bir off çekerek bu seferde yere oturarak hıçkırıklarını yeniden tazeledi ve olup bitenleri bir tesbih boncuğu gibi tane tane anlattı Serap duyduklarına inanamayarak bir o kadarda ürkerek duyduklarıyla etkilenip oda yere çöktü ve birlikte ağıt yelleri estiriyorlardı.

Yeller bir ılık bir soğuk ve acı acıda olsa esiyordu kuşlar ötüş namelerini değiştiriyor kumru güvercinler sabah konserini erteliyordu çünkü sevgi sevda yaşları bir şelale sesi gibi her sesi kaplıyordu.

İnsanın yaradılışında gönül bağında yeşerip büyümesi için çeşitli duygular!... verilmiş bahçıvanlığını da o kişinin iradesine bırakılmıştır kimisi gönlüne ekilen kinini… besler büyütür, kimisi kinini ve hasetliğini büyütür onunla mutlu olur kimisi de gönlündeki saygı ve Sevgisini büyük bir özenle besler yaşamına güzellikleri cömertçe önce kendinde sonra tüm canlı varlıkla paylaşır bu yüzden hep deriz ya “kim ne yaparsa kendine yapar” bu cümle her şeyi nede güzel anlatıyor.

Sevgisiz yetişen bir insan önce kendine ve çevresindeki her şeye öfke ve hasetlikle bakarak bu şekilde davranır ve bunu da güzellik olarak görür bir taraftan da:

“ben sevdiğimden böyle yapıyorum” der çünkü onun Sevgi anlayışı bu olmuş artık, kimisi de o anlayışının yanlış olduğunu erken fark ederek gerçek Sevgiye döner, kimisi de çevresindekileri ne acı çektirerek mutluluk naraları ile mutlu olduğunu sanarak yaşamaya devam eder.

Salih’in anası da sevgisiz… büyüyenlerden biriydi bu yüzden hasetlik ve kıskançlık duygularını cömertçe beslemiş ve yeşertmişti nerede bir seven var ise onu kıskanarak duruma göre değerlendirirdi sessiz kalmak gerekiyorsa çıtını çıkarmazdı pusuya yatmış bir kurt gibi ilk fırsatta da kıskançlılığını öne çıkararak devirip dökerdi.

Devirip dökmenin bazen tedavisi oluyor yeniden Sevgiye ulaşıp doldurmak gibi dökmek ve kırmak ise bir işin içinden çıkılmaz hal almasına neden oluyordu. O zamanda bir insanın yedisinde ney ise yetmişinde de o diyerek bu hoş olmayan cümle yaşamında yerini alıyordu.

Peki Sevgi Sevgi diyoruz neydi ki bu Sevgi nasıl bir şeydi? bu bir insanı ya “İnsan” ya da sevgisiz kalınca insan kılığında “hayvan” olarak vahşileştiriyordu.

İçinizdeki “irade’yi nasıl kullandığınıza bağlı tercihiniz sizin elinizde ya iyi ve hayırlı şeylerde kullanıp İnsan olacaksınız ya da kötülüklerde kullanıp hayvani bir yaşam süreceksin. İradenizi bilinçli sağlıklı biçimde beslemezseniz cılız kalır ve o zamanda sağa sola yalpa yaparak ve çok basit konularda bile aceleyle verilen karar ve tepkilerde yanılma imkanı doğuruyor bu yüzden ilk önce “irade” denen mekanizmayı iyi ayarlamak gerekiyor yani çok okumak seyahat beslenmeye dikkat etmek ve yaşam tarzı eğitim vs…

Telli Yarim.

Ağarmayın saçlarım “buda tez geçti yaşlandı” derler, ağlamayın gözlerim “sende her şeye ağlıyorsun” derler. Baharı Yaz’ı çabuk geçti, Güz’ü üşütüyor. Gelme eyy Kış zemheri ayazına dayanamaz donar ölür diyorlar.

Anam için çekerek celallenir, gitme oğul Güz ayları gider kış’ın dondururlar seher yeli gibi estirip Yaz harmanında savurur tozun toprağın attırırlar.

Gülümün gülü ses verir.

“gül’üne sahip çık o Gül’ü yüreğinle engin olan o sevginle sula Çiçeğin soldurma” der. Gamı kederi yüreğimi dağlar akan mazlum göz yaşlarını toplarım kolum kanadım bağlarlar, O’na koşarım ayaklarıma brandalar bağlarlar. Siz karışmayın derim, olmaazz O… kötü… bize ne derler diye sözde bize sahip çıkarlar.

Bahar aylarım taşlandı Yaz aylarım da haşlandı Güz aylarımı da çaldılar. Kış’ımın donduran soğuğunu ayazını verin, dayanır yükümü taşır götürürüm dedim. Kendilerince güneş olup kırımı buzumu çözüp seel eylediler.

Ağarın saçlarım yoksa keserim sizi haa, karışmayın Bahar’ıma Yaz’ıma Güz’ün dökülen gazelime, Kış’ımın ayazında, yanıp kül olayım zemheri ayazında da donup buz olayım.. Size ne ya’hu O… Yâar benim değil mi?

Eeyy deli rüzgar nereden esersen es takmıyorum sizi, korkmuyorum hışmınızdan, çünkü O… Yâar benim değil mi?

Sürüm sürüm süründür Yaşam… takmıyorum seni canım yaksan da yarelerim sızlamıyor, çünkü… O..telli Yârim benim değil m?.

Yıldızlar dizilip bana kerç edercesine gezin tozun, sizi de kıskanmıyor ve artık kahretmiyorum çünkü Ay… benden yana değil mi?

Bu gece O… geldi Nur oldu yâre Yâr mazluma dost kolu kanadı kırık garibe sahap dertliye çare oldu.

Çünkü O… Yâr benim değil mi?

Selam ve dua’larımla.