1970’li yıllar. Çoban oldum, köyün körpesini güttüm. Çok istiyordum. Sürekli usumdaydı. Düşlerime bile girerdi. Yasin’in Hüseyin satıyordu; Masgot marka güzel bir radyoydu. Kazandığım paranın bir bölümüyle gittim onu satın aldım.
Rahmetlik babam Dursun Koç buna çocuklar gibi sevinmişti. Ben de en çok onun öyle sevinmelerine sevinmiştim. Ajans ve türkü dinlemeyi çok severdi. Başında oturur kulağını verir, okunan haberleri duydukça afallar, ‘cık cık’ çeker; ilgisini, coşkusunu belli ederdi.
Havaların iyi olduğu günlerde radyoyu kaptığı gibi dışarı çıkardı. Yanına da bir minder alır evimizin yanındaki Tüysüzgilin dam başına çıkardı. Minderi yere serer üstüne otururdu. Yüzünü güneşe çevirir, sırtını da puğereye yaslar radyoyu açardı.
Radyoda kimler yoktu ki… Muharrem Ertaş “Ay dost” diye diye çektirerek başladığı “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri,” türküsüyle yakar yıkardı ortalığı. Hacı Taşan “Allı Turnam,” Çekiç Ali “Zeynebim,” Nida Tüfekçi “Hastane Önünde İncir Ağacı” türküleriyle radyodan seslenirler dinleyenler de kendilerinden geçerlerdi. Osman Türen, Bedia Akartürk, Aliye Akkılıç, Muazzez Türüng de radyoda en çok çıkan sanatçılardı.
Hiç unutmam! Günlerden bir gün radyoda türküler çalınıyordu. Bir ara Bedia Akartürk çıktı, “Eski Evin Merteği” türküsünü okumaya başladı. Babam sekide oturuyor anam da içeride, ocakta yemek yapıyordu. Babam ona duyurarak, “Ah Kurban olduğum ah!” dedi. Anam yüzüne babamdan yana çevirip, “Gudurdun ha gudurdun. Bir de çolun çocuğun içinde… Utanmıyorsun da!” diye homurdandı. Babamda buna gevrek gevrek güldü. İşin doğrusu babamın böyle demesi anamı sevindirmiştir. Ancak bu öyle ulu orta denilince utanırdı.
O günler radyo çok değerliydi. Saysan on kişide ya var ya yoktu. Çoğu da küçük tahta bir dolapcık biçiminde transistörlü radyoydu. Benim aldığım biraz daha küçüğüydü. Tahta kaplamanın yerini sert plastik almıştı.
Bir gün yine başına oturmuş, açmış, Yurttan Sesler’i dinliyordu. Anam da ben de yanında oturuyorduk.
Bir ara bir türkü çıktı. Anam onu duyar duymaz, “Vıyh!” diye bir çığlık attı. “Bunu da mı türkü etmişler?” dedi.1
Dönüp, “Ana,” dedim, “bu çok bilinen bir türkü. Radyoda sık sık çalarlar. Öyle ya, sen yeni duyuyorsun,” dedim.
“Yok oğlum,” dedi, “bunu kaynanam söylerdi. O da kaynanası Habe Gelin’den duymuş.2 Bu soyka merak bende eskiden beri var. Duyarsam bellerim, unutmam.”
“Ne olmuş nasıl olmuş?” derken, anam anlatmaya başladı. Dinlemiş belleğime koymuştum. Daha sonraları 1980’li yıllardı. Bunu anama yeniden sordum, anlattırdım. Bu kez dediklerini yazdım, kağıda geçirdim.