İnsanlık tarihi büyük kararların değil, o kararlara giden yoldaki duraksamaların toplamıdır. Dünya, bir bakıma gri boşluklarda irademizi sınadığımız bir sahneden ibarettir. Bu kararsızlık anları, sadece bir duraklama değil; yaşamın asıl merkezidir. İnsan, en çok durduğu ve beklediği anlarda kendisiyle yüzleşir.

Kararsız kişi, bitmek bilmez bir arayışın içindedir. Önündeki imkânları tartan, seçeceği yolun getireceği güçlüklere değip değmeyeceğini ölçen zihin, şuursuz bir savrulmadan kurtulur. Fakat asıl mesele, yalın gerçeği görme noktasında yaşadığımız o sancılı duraksamalardır. Çoğu zaman gerçeği karşımızda gördüğümüz halde onu reddederiz. Çünkü onu kabullenmek, omuzlarımıza yeni ve taşınması güç sorumluluklar bırakır. Bu ağırlıktan kaçmak için, bazen en açık uyarıları bile görmezden gelir, algı perdemizi kendi ellerimizle indiririz. Aksi halde vicdanın çıplak ve soğuk sesiyle baş başa kalacak, kurulu düzenimizden, o alıştığımız rahatlıktan vazgeçmek zorunda kalacağız. İnsan, kendi huzuru bozulmasın diye körleşmeyi göze alan bir varlıktır.

Varlığımızın bir parçası olan ve bizi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutan benlik, bizi yanlış yollarda tüketmek ister. Bu, ilk nefesle başlayıp son nefese kadar sürecek olan sessiz, derinden ve merhametsiz bir kavgadır. İnsan bazen en büyük düşmanını aynada bulur. Peki, bu puslu havada yol nasıl bulunur?

Önce seçenekleri mantık süzgecinden geçirmeli ve zihindeki kalabalığı tek tek ayıklamalıyız. Karışıklık içinde doğruyu bulmak imkânsızdır. Berraklığa ulaşamadığımızda, ehil kişilerin tecrübelerine başvurmalı ve nihayetinde duygu dünyamızın en saf köşesinde yankılanan o köklü sese kulak vermeliyiz. Duraksamak, acele kararların getireceği telafisi imkânsız hatalara karşı bir kalkandır; fakat uyanık olunmalıdır. Fazla düşünmenin verdiği yorgunlukla "ne olacaksa olsun" diyerek ilk seçeneğe boyun eğmek, bir uçuruma gözü kapalı yürümekten farksızdır. Bıkkınlık, en kötü rehberdir.

Bize düşen; akıl ve duygu süzgecinden geçen bütün önlemleri alarak kararlılıkla yürümektir. Gerisi, gayretimizin ardından gelen bir teslimiyet ve seçeceğimiz bu yolda sarsılmadan ilerleme iradesidir. Kişi üzerine düşeni hakkıyla yaptığında, o engebeli ve sisli yollar elbet bir esenliğe çıkacaktır. Huzur, sadece zorlu bir mücadelenin sonunda kazanılan bir haktır.