Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a âittir. Allah her şeye kâdirdir.
(Al-i İmran / 189. Ayet)
Yüksek bir tepenin en manzaralı yerinde oturmuş, belki de hiç olmadığım kadar düşünceliyim. Yağan yağmurun insanların, en çok da kalbinin yıkayabilmesini dileyerek kokluyorum onu. Hissettiklerimi hissetmelerini, düşündüklerimi düşünebilmelerini istiyorum. Etrafı kaplayan sis ve artan soğuk alıyor bir anlığına da olsa beni bu düşüncelerden. Korkutucu bir manzarayla karşı karşıyayım şimdi de. Az önceki yağmurlu havadan daha da ürkütücü bir manzara seyrediyor şimdi gönlüm. Korkuyorum…
Tutmasa sıcacık bir el ellerimi kalbiyle, bırakıp kaçacağım bu pencereyi. Sanacağım ki arkamda kaldı o ürkütücü olduğunu düşündüğüm ne varsa; ve geçecekti yağmur ve sis, açacaktı güneş… Tutmasa sevgisi yüreğime çisil çisil yağan adam beni, kapatacaktım gözlerimi ellerimle ve yine sanacaktım ki geçti, bitti her şey…
Beşerim ya, unutuveriyorum bir an; O (cc) dilemezse taş yerinden oynamayacak. İstersen kapat gözlerini bir daha açmamak üzere, ister kaç dünyanın bir ucuna bu önünü ardını göstermeyen hengâmeden. Karanlıkta hatırına getiremiyor insan ertesi gün doğacak güneşi diye düşünürken; birden giden sis ve ağırlaşan yağmur damlaları…
Uzun sürmeyen ama yaşarken çok korkutan dakikaları geride bırakmışken, pencerenin önüne ilk oturduğum zamankinden daha güzel görünen ışıklara gidiyor gözüm. Bilemedim; onları bu kadar güzel parlatan yıkanmaları mıydı, yoksa dayanabilmeleri mi bu fırtınaya, soğuğa… Kim bilir bir dahaki yağmurda o da olur.
Bunun bir önemi var mıydı gerçekten? Daha güzellerdi işte; ışıl ışıl ve tertemiz. Belki de yıkadı yağmur, dışları gibi içlerini de; tıpkı benim insanlar için de olmasını dilediğim gibi. Ondan bu güzellikleri. Pencereyi açıp aldığım kokunun lezzeti bile bir başkaydı. Dedim ki; yıkanmak şarttı. Artık yağmurlar için dualar etmeme bir neden daha vardı.
Yıka bizi Rabbim. Bize bizden gibi davranıp fırtınalı havalarda tek başımıza bırakanları yıka. Gitsin üstümüzdeki toz zerrecikleri. Bize kalan sadece gökkuşakları ve teslimiyetimiz olsun. Akıp giden ve gitmesi gerekenlere bakıp yolumuzun güzelliğine, dikenlerin güle dönüşüşüne şahit olalım. Yine tutuşsun eller sevgiyle… Baksın gözler gönülden ve yine susarak çok şey konuşsun.
Yol anlamlansın daha da ertesi sabah güneş açınca, yolculuk anlamlansın. Varalım bir noktaya, beyaz olsun. Sen karşıla merhametinle ve al ne kadar yara bandı varsa kalbimizde. Altındaki çiçek bahçelerini görmeye çok ihtiyacımız var ve biz bunun için sabrettik. Sen (cc) için. Yarayı da çiçek bahçelerini de veren En Güzel’sin.
Biliyorum, ertesi sabah güneş daha yüzümüze tam vuramazken çıkacağız yola ve uzun bir yoldan yürüyeceğiz. Yine yağmur yağacak ama ben daha da korkusuz olacağım; hem bana verdiğin hediye yanımda olduğu için, hem yürüyebildiğim için her şeye rağmen hem de Sen (cc) için.
Yolun sonu karlardan daha beyaz bir nur...
Biliyorum.
Geleceğiz…