Kabul olunacağından bir an bile şüphe duymadan kavuşuyorum bazen ve tarifsiz huzurun gölgesinde “amiinnnn”lerle yüzlere sürülüyorum. Bazense “Hay aksi” diye canım yakılıyor ve bir çok şikayet dolu sözü işitmek zorunda kalıyorum. Sonra sevdiklerine gösterilen son veda oluyorum, “Hoşça kal” diyorlar ve yukarı kaldırılıp sallanıyorum bir sağa bir sola.
Acıydı, şuradan anlıyorum ki karşımda kimi görsem doluydu göz pınarları. Allara bürünmüş bir anne yavrusu, heyecandan terlettiği bedenime mis gibi yeşil duvak sürüyor. Heyecanından terletiyor taze, tüm bedenimi, maruz gördüm bu yüzden çünkü kendi acısı kendine yeterdi. Öyle bir acı ki en güzelinden... Tertemiz gidiyordu nasılsa yuvacığına. Annesinden gördüğü, duyduğu, öğrendiği ne varsa evine, erine götürüyordu. Ağlıyordu ama gidiyordu. Öpecekti kendini yetiştirip bu güne getirenlerin ellerini, sarılıp ağlayacaktı sarsıla sarsıla, içten..
Duuurr, ikazının simgesi olmak da nasip oldu. Cehrelerle muhatap oldum. Kimi durdu, kurala uydu kimiyse gözden kaybolmak istercesine yanımızdan savruldu. Nereye, kimden kaçtığını biliyor muydu acaba giden. Vicdanın geliyorsa seninle tıpkı gölgen gibi gittiğin her yere, nereye kaçacaktın. Biliyorum, döneceksin susmayacak çünkü bastırdığın ama konuşmak için elini çekmeni bekleyen sesin. Başka bedenlerle buluştum bazen hiç ayrılmak istemeden. Sanki mutluluk aktı ikimizin damarlarından sonsuzluğa. Benim sağım, onun solu… İşte yerimi bulmuştum. Kim ayrılmak ister ki yurdundan, ben burada son nefesimi vermek istiyorum. Bana ölümü sevdirenim, ne sıcacık ne heybetlisin…
5 çocuğum var, hepsi de birbirinden farklı hatta beklide tek ortak noktaları anneleridir. En küçük olanım, serçe derler. Öyle kırılgan ve hassas ama görünüşünün altında yatan gücü daima kardeşlerine örnek olmuştur. Bir büyüğü, daima sahiplenmeyi, boynunda bir halka ile gezmeyi sever. Ortanca yavrum, üçüncü olmasına rağmen diğerlerine nazaran yapıca en kalıplımızdır. Daima korur kardeşlerini. Dördüncüm, daima göğe kalkmak ister, tek Olanı göstermek üzere. Uyarı yapacaksam onu kullanırım, izin isteyeceksem de.. Son çocuğum, hayatım boyunca aldığım her kararda en büyük etkenim olmuştur daima. Onunla tutuyorum, tutunuyorum gördüğüm, istediğim ne varsa. Biz de böyle bir aileyiz. Kimi zaman vedalara kimi zaman hoşgeldinlere kimi zaman da acılara talip.
En eşsiz özelliğim mi? Yaratanın bana kimsede bulunmayan bir iz üflemesi… Soruyorum, var mı benden başka? Çok fırsatım oldu insanları memnun eden ya da canhıraş yangınlarına sebep olanları görmek, duymak için. Asıl sorunu düşündüm hep ve sanırım buldum. İnsanlar önceliklerini, gideceği kalacağını, göreceğini kör olacağını, duyacağı sağır olacağını ve susacağı konuşacağını belirlerken yine kendi gibi beşeri önemsiyor ve ne kendi ne de sevdikleri için değil çoğu zaman “Ne derler” diyerek nefes alıyor. Arkalarında bırakamadıkları onca unsur var, geçmişleri bunlardan sadece bir tanesi. Yaşandı bitti, demek çok zor geliyor ve müthiş bir kısır döngünün içinde buluyor kendilerini. Sürekli yaşadıklarından pay biçerek yürüyorlar ömürlerinin yolunda. “Ya bu da öyleyse, ya bu durumu yine kötü bir şekilde hayatımın en güzel yıllarına kazımak zorunda kalırsam.” Daima ama bitmek bilmeyen bir karamsarlık, ümitsizlik. Aslında kendi dışında her şey hatta bedeni bile eşlik ediyor varacağı son noktaya kadar insana, bu durumdan bir haber…
Beni aminlerle kavuşturanlar ve sinirle çırpanlar arasında öyle uçurum var ki.. Kapanmaz değil bu mesafe lakin düşünmek gerek, tefekkür dediğinizden gerek. Milyonlarca rengi olsa da tenin ortak noktası yaratılmış ve sonlu olması.
Döneceksek bir gün geldiğimiz yere ki şüphesiz inanıyorum, ben kendimi kaldırdım ve veda ediyorum şimdiden sağa sola sallanarak. Hoşçakalın… Bulamadığım bir beni aramaya devam ediyorum. Hayır hayır acıyla değil, gururla çünkü ben kendimi aramak dışında bir şey yapmadım. Kusursuzum demiyorum ama sadece kendime odaklanmam bu zamanda çok şey demek biliyorum.