Bir çığlık saklar gibi saklarız içimizde büyüttüğümüz düşlerimizi. Düşlerimizin kıvrımlarında gezinen karanlıklarımız vardır. İçimize sokulan, damarlarımızda gezinen kan gibi, beynimizi çepeçevre saran düşünceler gibi hayatımızın tümünü çevreleyen karanlıklara sahibiz. Düşlerimizin ardına takılan karanlıklarımız, sessiz çığlıkları getirir zamansız zaman aralığında.
Hepimizin karanlıkları vardır. Birçok karanlıklar barındırırız içimizde. Düş karanlıkları, yalnızlığın karanlığı, hayal edememe, sezinleyememe karanlıkları, düşünce yoksunluğunun beraberinde getirdiği karanlıklar gibi birçok karanlıkları hayatımızda barındırırız.
Bir yağmurun altında ıslanır gibi ıslanırız karanlıklarımızın altında. Her bir karanlık bizlerde farklı duygular, farklı izler, farklı kişilikler bırakır. Kişiliğimizin şekil almasında, farklılık ifade etmesinde, başkalaşmasında üzerimize bir elbise gibi giydiğimiz karanlıklarımızın etkileri vardır.
Karanlıklarımızın içerisinde yer alan ve bu karanlıkların ayyuka çıktığı bir anda sessiz çığlıklarımız çıkar ortaya. Aralanan bir pencereden başını uzatan davetsiz misafir gibidir. Sessiz çığlıklarımız, karanlıklarımızla birlikte büyür ve çoğalır.
Gökyüzünden maviler ve yıldızlar toplayan masum çocuklar değiliz büyüdüğümüzde. Karanlıklarımızın bizleri nasıl sarıp sarmaladığını, hayatımızın her anında ve zaman diliminde bizlerle birlikte çoğaldığını ve büyüdüğünü idrak edebiliyoruz.
Duvarlara çarpa çarpa büyüyoruz.
Karanlık duvarlara çarpıyoruz her bir adımımızda.
Sessiz çığlıkları bünyesinde barındıran karanlıklara çarpa çarpa ilerliyoruz yaşamın kıyılarında.
Karanlıklar, sessiz çığlıklara, sessiz çığlıklar mavisini yitirmiş aşklara karışıyor. Karanlıklarla birlikte aşklarımızda çoğalıyor esasında. Tıpkı sessiz çığlıklarımızın çoğaldığı gibi aşklarımızda fazlalaşıyor.
Sessiz çığlıklar kulaklarımızı tırmalarken, aşklarımızın aydınlığında karanlıkların dehlizlerini yırtıyoruz.
Sürekli şarampolden şarampole savrulan araçlar gibiyiz hayatın girdaplarında. Ve hepimiz her savrulmamızda önümüze çıkan her virajlı yolda veya dönemeçlerde dağarcığımıza karanlıkları yüklüyoruz istemeden de olsa.
Büyütürüz bu karanlıkları. Boyuna çoğaltıyoruz sessiz çığlıklarımızla birlikte.
Duvarlara çarpa çarpa büyüyoruz.
Kendi karanlıklarımızda kendimize yabancıyız.
Sevgisiz gece yorgunluklardan aşksız sabahlara uyanıyoruz.
Karanlıkları alıyoruz boyuna dağarcığımıza. Ne kadarda ağır geliyor adımlarımız sıklaştıkça.
Omuzlarımız düşüyor, boynumuz eğiliyor, belimiz bükülüyor. Sesiz çığlıklarla birlikte karanlıklara gebe seher vakitlerine varıyoruz. Yorgun argın düşler biriktiren düş sakinleri gibi karanlıklarda sesiz aşk çığlıkları biriktiriyoruz bazen gülümseyen bazen de asık yüzlerimizle. Bir düş görmek ve sadece bir düş olmasını dilemek istediğimiz karanlıklar biriktiririz iç alemimizde.
Düşe kalka büyüyen bir çocuğu andıran hayat yolculuğumuzda biriktirdiğimiz, biz istesekte istemesekte bir kar tanesi gibi avuçlarımızda erimesine şahitlik ettiğimiz karanlıklar görürüz. Bir yağmur damlası gibi yaşam avuçlarımıza düşen karanlıklarımız hep peşimiz sıra süre gelir.
Bir çığlık gibi büyür içimizde. Hep ayrı bir yer tutar çığlıklarla birlikte büyüyen karanlıklarımız.
Bütün bu sessiz çığlık ve karanlıklarımız arasında saksıda bir gül gibi yetiştirip büyüttüğümüz bir sevgiliye olan aşkımız kendisini gösteriverir. Bir nisan yağmuru sonrası bulutların dağılmasıyla birlikte tepelerin ardında beliriveren gökkuşağını andırır karanlıklarda sessiz çığlıklarla birlikte gelen aşklarımız.
Duvarlara çarpa çarpa büyüyoruz.
İçimize bir tohum taneleri gibi serpiştirilen karanlıklarımızın bizde filizlenmesine ve yeşerip büyümesine kendimizin gözüyle şahitlik ediyoruz her an. Hangi karanlığın, hangi karanlıktan daha üstün olduğunu, hangi karanlığın hangi karanlıktan daha keskin olduğunu bilemeyiz.
Siz en çok hangi karanlıktan etkilenirsiniz?
Düş karanlığı sizde nasıl izler bırakır?
Veya yalnızlığın derin karanlığına düştüğünüzde sessiz çığlıklarınız sizi ne derece etkisi altına alır?
Karanlıklar girdabında boğuşan insan, sessiz çığlıklarla aşk girdabında nasıl yol alır?
Aşklarımızı gömüyoruz sessiz çığlıklarımızla birlikte karanlıklarımızın içerisine. Duvarlarına çarpa çarpa büyüdüğümüz karanlıklarda kusursuz bir aşk aramanın içerisine düşüyoruz sessiz çığlıklarımıza aldırmaksızın.
Bana göre hiçbir insan kusursuz bir aşkı bulamamıştır. Bünyesinde yetişen ve hep büyüyen karanlıklar içerisinden taşıp gelen sessiz çığlıklara karışacak ve kusursuz dediği aşka bir leke bulaştıracaktır.
Karanlıklarımız bahçemizdeki ayrık otlarına benzer. Bir gülün ve bir yemişin yeşermesine, boy vermesine, filizlenmesine hep mani olmuşlardır. Hepsi birden o yakasından tutulup çekilen bir insanın halinde olduğu gibi bütün iradeleriyle kendilerine has elleriyle o gülün yapraklarından tutup toprağın tabanına, derinliklerine çekiyorlar. Gün yüzüne çıkmasını, yeşerip büyümesini engelliyorlar.
Karanlıklarda tıpkı ayrık otlarını anımsatır bana. Çepeçevre sarmaladıkları aşkı kendi karanlıkların girdaplarına çekerek boğmak istemişlerdir.
Aşk, karanlıkların dehlizlerinde, girdaplarında sesiz çığlıkların yol ayrımlarında kaybolmaktadır.
Duvarlara çarpa çarpa büyüyoruz.
Her adım başında bir karanlık devşiriyoruz dağarcığımıza. Aynada kendimizle yüzleşir gibi bir dönemeçte kendi karanlıklarımızla yüzleşiyoruz. İçimizden kopup gelen sessiz çığlıklarımız tepeden tırnağa kusurlarla dolu aşklarımızı kendi bilinmezlerine çekiyor sessizce.
Karanlıklarda büyür tıpkı sessiz çığlıklarımız gibi aşklarımızda.
Sevgilinin sinesine düşen bir çift gözümüz ve nefesimiz yine sevgilinin bakışlarındaki bir anlık öldüren nazara tutunur ve büyür. Aşklarımız karanlıklarda büyür.
Sessiz çığlıkların karanlıkların koynuna saklanması gibi karanlıkların en ücra yerlerinde kendisine bir yer edinir koyu aşklarımız.
Sessiz çığlıklarımız besler bir yanıyla yorgun bir yanıyla kusurlu koyu aşklarımızı.
Gündüzün sonunda gelen karanlıklar olduğu gibi insanında içerisinde biriken ve çoğalan karanlıkları vardır. Ver her karanlık mutlaka ortaya çıkması istenmeyen nesnelerin, varlıkların, olayların, olguların üzerini örtmektedir. İçimizde biriken, büyüyen, büyüdükçe tüm benliğimizi ve varlığımızı kaplayan iç karanlığımız bizlerde neyi örtmektedir?
Hangi duygunun üzerine bir perde olmaktadır?
Çığlık çığlığa karanlıklar gizlenir içimizde. Sessiz çığlıklarımızın üzerini örten karanlıklarımız vardır.
Duygu ve düşüncelerimizin üzerine perde çektiğimiz koyu karanlıkların sahibiyiz.
Karanlıklar aslında bir bakıma insanı kendisine mahkum eder. Hapseder. İçimizde yeşeren
karanlıklarımızın eli kelepçeli, ayakları prangalı birer mahkumlarıyız.
Siz hiç içinizdeki karanlığa mahkum oldunuz mu?
Karanlığa mahkum olmak sizin nazarınızda neyi ifade eder?
Kurtulamamak mıdır?
Kurtulmak mümkün olduğu halde gitmek istememek midir?
İnsan karanlıklarına alışır. Karanlıkların var olduğuna inanır. Fakat bir insan körü körüne içerisinde yeşeren karanlıkları kabullenip, kendisini mahkum edemez. Benimseyemez.
Karanlıklarınızda sessiz çığlıklar biriktirdiniz mi?
Çığlıklarımızla büyürüz. Sessiz çığlıklar biriktiririz büyütürüz gönül toprağımızda. Dumanı üstünde, tütsülenmiş sessiz çığlıklarımız vardır her birimizin.
Çığlıklarımızla büyürüz gece ve gündüz. İçimizdeki bizi kendisine mahkum eden koyu karanlıklara doğru ilerleriz. Gözümüz kapalı ilerleriz bu yolda. Ayaklarımızın götürmediği karanlıklarda düşlerimizle yol alırız.
Biz ilerledikçe ve sessiz çığlıklarımız gürleştikçe karanlıklar aydınlığa dönüyor.
NOT: Yarın (11.12.2022) İstanbul Tüyap Kitap Fuarı, P Kitap standı 3. Salon 332 c de imzada olacağım.
Yeni çıkan TUTTUM AŞKIN ELLERİNDEN kitabımı imzalayacağım.