Bazı şeyler gürültüyle büyümez.

En güzel çiçekler sessizce açar.

En güçlü ağaçlar köklerini kimse görmeden derinlere salar.

İnsan da biraz böyledir aslında.

Geçenlerde kendi kendime düşündüm...

Hayatın koşuşturması içinde hep dışarıya bakıyoruz.

Yetişmemiz gereken işler, cevaplamamız gereken mesajlar, çözmemiz gereken sorunlar...

Ama ne zamandır içimize bakmıyoruz?

Oysa her insanın içinde görünmeyen bir bahçe vardır.

Bu bahçede umutlar vardır.

Kırgınlıklar vardır.

Bekleyen özürler, söylenemeyen teşekkürler ve yarım kalmış hayaller vardır.

Ve ilginç olan şudur:

Nasıl ki sulanmayan bir bahçe zamanla kurursa, ilgilenilmeyen duygular da zamanla yorulur.

Bazen insanlar neden bu kadar tahammülsüz olduğumuzu soruyor.

Belki de sebebi budur.

Çünkü hep başkalarının yüklerini taşırken kendi iç dünyamızı ihmal ediyoruz.

Biraz dinlenmeye ihtiyaç duyduğumuzda suçluluk hissediyoruz.

Biraz durmak istediğimizde kendimizi yetersiz sanıyoruz.

Oysa insanın ara sıra kendi ruhuna da uğraması gerekir.

Bir dostunu ziyaret eder gibi...

Bir çocuğun başını okşar gibi...

Nazikçe...

Bağımlılıkla mücadele çalışmalarında da bunu sıkça görüyorum.

İnsan bazen kötü alışkanlıklara değil, ihmal edilmiş duygularına yeniliyor.

Çünkü boş bırakılan her alan, zamanla başka şeylerle doluyor.

Bu yüzden kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bugün içimdeki bahçeye ne ektim?

Bir umut mu?

Bir teşekkür mü?

Bir affediş mi?

Yoksa sadece yorgunluk ve telaş mı?

Belki de mutluluk, hayatımıza yeni şeyler eklemekten çok, içimizde zaten var olan güzellikleri fark etmekle başlar.

Bir ağacın gölgesinde otururken...

Bir fincan çayın sıcaklığında...

Sevdiğimiz bir insanın sesinde...

Çünkü huzur çoğu zaman uzaklarda değil, fark edilmeyi bekleyen küçük anların içindedir.

Ben şuna inanıyorum:

İnsan kendine iyi baktığında çevresine de iyi gelir.

Ruhunu besleyen insan daha sabırlı olur.

Duygularını tanıyan insan daha güçlü olur.

Kendisiyle barışan insan ise başkalarıyla daha kolay bağ kurar.

Belki de bu hafta kendimize küçük bir hediye verelim.

Birkaç dakika sessizlik...

Birkaç dakika farkındalık...

Ve birkaç dakika kendimizle baş başa kalmak...

Çünkü bazen hayatı değiştiren şey büyük kararlar değil, içimizdeki sessiz bahçeyi yeniden hatırlamaktır.

Haftaya yeniden buluşmak dileğiyle...

Ama gitmeden önce size tek bir soru bırakıyorum:

İnsan en çok kimi affetmekte zorlanır?

Belki bir başkasını...

Belki geçmişi...

Belki de yıllardır içinde taşıdığı kırgınlıkları...

Kim bilir...

Belki de bir sonraki yazımızda, kalbimizin en sessiz köşelerinde sakladığımız yükleri ve onları bırakmanın neden bu kadar zor olduğunu birlikte konuşacağız.

O zamana kadar, kendinize iyi bakın...

Ve içinizdeki sessiz bahçeye uğramayı unutmayın.