Zekâ mı çalışkanlık mı?
Yetenek mi çaba mı?
Bu iki soru yıllardır akılları kurcalayan, başta eğitim dünyası olmak üzere pek çok alanda üzerine araştırmalar, tartışmalar yapılan, ikiliklerin hatta çok sesliliğin olduğu meseleler. Üzerine bu kadar çok çalışılan bir meseleyi böyle kısa bir yazıda derinlemesine anlatmak çok mümkün olmasa da önemi büyük olduğu için yine de ele almak istedim.
Hani o öğretmen klişesi vardır “Zeki ama çalışmıyor!” derler. Her ne kadar gerekli gereksiz kullanıldığı için dikkate alınmayan bir söz öbeği haline gelse de bu aslında bir gerçeği de açık bir biçimde ifade ediyor. Zekâ düzeyimiz önemli ölçüde yaşamdaki başarılarımızda elbette etkili. Fakat tıpkı spor yaparak kaslarımızı geliştirip güçlendirebildiğimiz gibi zekamızı da çalışıp işleyerek geliştirip güçlendirebileceğimizi araştırmalar ve günlük deneyimlerimiz ortaya koyuyor. Üstelik çalıştırmadığımız sürece zekâmız hiçbir işe yaramadığı gibi zaman içerisinde de körelip gerileyebiliyor.
Ailemizin bize bıraktığı genetik mirastan tutun da yaşadığımız çevre, uyku düzenimiz, beslenme biçimimiz, hareket alışkanlıklarımız ve elbette aldığımız eğitim gibi zekanın düzeyini etkileyen pek çok faktör var. Haliyle biz zekanın düzeyiyle değil nasıl işlendiği ve kullanıldığıyla ilgilenmeliyiz. Yani zekaya değil çalışmaya, emeğe, çabaya kıymet vermeliyiz.
Benzer bir durum yetenek-çaba ilişkisinde de geçerli. Her birimiz dünyaya birbirinden farklı güçlü ve zayıf yanlarla geliriz. Kimimizin genetik mirası ve mizacı sanata yatkınken, kimimizinki spora ya da analitik meselelere yatkındır. Bu farklılıklar ve yatkınlıklara verilen örnekler çoğaltılabilir. Yeteneklerimiz bizi o iş ile alakalı avantajlı kılsa da yeteneği olmayan biri de bize nispeten daha çok çalışarak pekâlâ önümüze geçebilir.
Çocukları yetiştirirken onların zekâ ve yeteneklerine vurgu yapmak yerine çaba ve emeklerine vurguda bulunmalıyız.
Örneğin; “Benim oğlum zeki, kesin bu sınavı kazanır.” demek yerine “Benim oğlum çalışkandır, çalışırsa başarır.” daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 
Bir başka örnek; “Sen çok yeteneklisin, bu madalyayı kazanırsın.” demek yerine “Yeterince antrenman yaparsan bu madalyayı kazanacağına inanıyorum.” demek destekleyici bir velinin motivasyon dolu sözleri olacaktır.
Aksi halde zekâsı ve yeteneği yüceltilen, övülen çocuk çalışmasa da emek vermese de zekâ ve yetenekleri sayesinde yaşamda istediği şeyleri elde edebileceği ya da başarabileceği yanılgısına düşerek zamanla tembelleşecektir. Bu yanılgı onda başka olumsuzluklara da yol açacaktır. Zekâ ve yeteneğiyle her şeyi başarabileceğini düşünen çocuk sert bir biçimde bunun böyle olmadığıyla yüzleştiğinde derin bir hayal kırıklığı yaşayacaktır. Üstelik ailesi tarafından zeki olduğu için ya da yetenekli olduğu için sevildiğini düşünmeye başlayacaktır. Bütün bunlar çocuğun hem ailesine hem de kendisine olan güveninde yıpranmalara sebep olacaktır.
Bu konuyu bu haftalık burada bırakıyorum. Fakat sonraki haftalarda sizlere biraz da zekâ türlerinden bahsediyor olacağım. Böylece “zeki insan” tanımlamamızda da birtakım değişikliklere gitmemiz gerektiğini fark ediyor olacağız.