Merhaba kıymetli okuyucularımız. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.
Yüce Rabbimiz, şöyle buyuruyor: “Allah, hanginizin daha iyi amel işlediğini ortaya koymak amacıyla sizi imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk, 67/2.)
Rabbimizin dünya imtihanında bizler için takdir ettiği kısa zaman dilimine ömür diyoruz. Ömür, mamur edilmesi, ebedi kazanca dönüştürülmesi gereken hayatı ifade eder. Eğer fani dünya hayatı, Allah’a iman ve salih amellerle donatılmışsa mamur edilmiş demektir. Eğer bu kısacık hayat, emanet ve sorumluluk bilinciyle Allah’ın razı olacağı şekilde yaşanmışsa bereketlenmiş demektir.
Yüce Rabbimiz insana sayılamayacak kadar bol nimetler vermiştir. Bunlardan en önemlisi, ömür sermayemiz olan ve hayatın kendisi kabul edilen zaman nimetidir. Kur’ân-ı Kerîm‘in bazı sûrelerinde yüce Allah zamana yemin ederek söze başlamaktadır. Kuşluk vaktine, güneşe, aya, fecir vaktine yemin ederek başlayan âyetler, zaman hakikatine dikkat çekmektedirler. Namaz, oruç, zekât, hac gibi temel ibadetlerin vakitle kayıtlı olması da bu hakikatin önemini daha da artırmaktadır.
Yılları, günleri ister hicri, ister miladi diye adlandıralım veya hesaplayalım. Zamanın yegâne sahibi Yüce Rabbimizdir. Her bir ânımızı bizlere emanet olarak lütfeden O’dur. Ve Rabbimizin katında asıl önemli olan, zamanı nasıl geçirdiğimizdir. Sayılı nefeslerimizi ne uğrunda tükettiğimizdir. Ömür nimetini, yaratılış gayemize uygun değerlendirip değerlendirmediğimizdir.
Yüce Allah’ın insanın sorumluluğuna tevdi ettiği en önemli emanetlerden birisi zamandır. Zira biz hayatı zaman boyutu içinde idrak eder ve yaşarız. Her şey; bütün iyilikler ve kötülükler; hayat ve ölüm, zaman içinde gerçekleşir. Bundan dolayı, zamanı değerlendirmek hayatı anlamlı kılmanın en önemli şartıdır. İşte bu noktada Asr Suresi hayata ve zamana anlam katan mesajıyla karşımıza çıkmaktadır. Zira Asr Suresi, bir yandan ömrün kısalığına, zamanın gelip geçiciliğine dikkat çekerken, diğer yandan da gelip geçici ve kısacık zamanın en iyi nasıl değerlendirilebileceğinin ipuçlarını verir bize. Doğum ve ölüm arasındaki zaman diliminde yaşanan hayat, ancak güzel amel ve salih davranışlar ortaya koymak suretiyle değerlendirilebilir. Bu yönüyle Asr Suresi, fani olan insana, ebedi hayata hazırlanması için sunulan bir istikamet rehberi ve yol haritasıdır.
Hızla azalmakta olan ömür sermayesinin her saniyesini, muhasebe bilinciyle ve tefekkür anlayışıyla kıymetli kılmalıyız. Kur’ân-ı Kerîm‘de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyân içindedir. Bundan ancak îmân edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr, 112/1-3.) Zamana yemin ile başlayan bu âyetlerden anlaşılmaktadır ki, faydasız geçen her saniye insan ömrü için bir kayıptır. Îmân, sâlih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmek suretiyle geçen zaman ise, kazanca dönüşerek dünya ve âhiret hayatımızı imâr etmektedir. Zaman konusunda bilinçli bir kul olmak, mü‘min olmanın alâmetlerindendir. Nitekim Rabbimiz Kur’ân’da mü‘minlerin vasıflarını zikrederken; “Onlar faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” (Mu’minûn, 3.) diye buyurmuşlardır. Bu nedenle bir mü‘min olarak günlük, haftalık, aylık ve yıllık planlar yaparak, vaktimizi ibadet, çalışma, istirahat ve diğer önemli işlerimiz için verimli kullanmalıyız. Aile, akraba, dost ve komşularımıza zaman ayırmalı, daima iyiye, doğruya ve faydalı olana talip olmalıyız. İlmiyle ve bilgisiyle tarihe yön veren yüce şahsiyetleri örnek alarak okuyup araştırmalı, bilgili ve başarılı olmak için gayret göstermeliyiz.
Allah Resûlünün (sas) şu önemli uyarısını unutmayalım: “İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, fakirlikten önce zenginliğin, ölümden önce hayatın ve meşguliyetten önce boş vaktin kıymetini biliniz.” (Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25.) Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in ifade ettiği gibi mümin, hastalığa yakalanmadan önce sağlığının kıymetini bilmelidir. Meşguliyete düşmeden önce boş zamanını faydalı işlerle geçirmelidir. İhtiyarlık gelip çatmadan önce gençliğini hayırlı amellerle değerlendirmelidir. Darlığa ve yokluğa maruz kalmadan önce varlığını ve imkânlarını dünya ve ahiret saadetine vesile kılabilmelidir. (Hâkim, el-Müstedrek, IV, 341.)
Peygamber Efendimiz (s.a.s) de hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boşa geçirilen vakit.”(Buhâri, Rikâk, 1.)
Yüce Rabbimiz, ömrümüzü daha anlamlı ve bereketli kılabilmemiz için fırsatlar sunar her birimize. Zamanın hızla geçişini haber veren her üç ayların başlangıcı da bu fırsatlardan biridir. Bu fırsat, hayata adeta yeni bir başlangıç yapmamız ve tertemiz bir sayfa daha açmamız içindir. Yeni niyetler ve yüce idealler belirlememiz, hayırlı planlar yapmamız içindir. Bu fırsat, kendimizi hesaba çekmemiz, hatalarımızı gözden geçirip düzeltmemiz ve günahlarımıza tövbe etmemiz içindir.
Öyleyse kendimize şu soruları yöneltelim: Yerde ve gökte bulunan varlıklar, kendi lisanlarıyla Yüce Allah’ı tesbih ederken biz O’na ne kadar yakın olabildik? “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (A’râf, 7/172. ) sualine karşı Allah’a verdiğimiz söze ne kadar sadık kalabildik? O’nun emirlerini ne kadar tutabildik? Yasaklarından ne kadar sakınabildik? Sevap hanemize hangi hayırları, hangi iyilik ve güzellikleri kaydedebildik? Elimizi, dilimizi, gözümüzü, kulağımızı, zihnimizi, gönlümüzü haram ve günahlardan ne kadar koruyabildik? İki günü birbirine denk olanın zararda olduğu şu hayatta acaba kaç günümüzü diğerinden daha verimli kılabildik? Kaç günümüzü ebedi kazanca dönüştürebildik? Anne ve babamıza, eş ve evladımıza, akraba ve komşularımıza karşı vazifelerimizi ne kadar yerine getirebildik? İhtiyaç sahiplerinin derdiyle ne kadar dertlenebildik? Dünyanın neresinde olursa olsun mağdur ve mazlum kardeşlerimizin acısını dindirmek için neler yapabildik?
Bütün bu soruların cevabını vermemiz gereken zamanı, inancımızda, kültür ve geleneğimizde olmayan bir takım yanlış davranışlarla israf etmek bizlere yakışmaz. Alın teri dökmeden, emek harcamadan kazanmaya çalışmak, dinimizin helal kazanç duyarlılığıyla bağdaşmaz. Alkollü içkilerle sağlığı heba etmek, sınırsız ve uygunsuz eğlencelerle vakti öldürmek, müminde bulunması gereken emanet bilinciyle asla uyuşmaz.
Kültür ve maneviyat dünyamızın önderlerinden Yunus Emre de “dem bu demdir, dem bu dem” derken, akıp giden zamana karşı ayakta durmanın ancak şimdiki sorumluluklarımızın farkında olmamızla mümkün olacağına işaret etmiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de “Sonra yaparım diyenler hep kaybetmişlerdir.” buyurarak bugüne ait sorumluluklarımızı hesapsızca ertelemenin ve belirsiz yarınlara bırakmanın insanı nasıl büyük bir kayba uğratacağına işaret etmiştir. Çünkü geçmiş zaten geçmiştir, gelecek de henüz insana verilmediğine göre bize düşen şimdiki zamanı en iyi şekilde değerlendirmek olmalıdır. Bu sebeple başta ibadetlerimiz olmak üzere bütün işlerimizi zamanında ve en doğru şekilde yapmaya özen gösterelim.
Kaybedilen mal, mülk veya servet zamanla tekrar kazanılabilir; fakat kaybedilen zaman, ömür sermayesi asla geri getirilemez. İnsana verilen sayılı nefeslerle sınırlı ömrü gaflet içinde geçirenler, ahirette pişmanlık duyup salih amellerde bulunmak üzere tekrar dünyaya dönmek isteyecek, fakat bu mümkün olmayacaktır. Kur’an bu gerçeğe şöyle işaret etmektedir: “Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönder ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir.” (Mu’minun, 100)
Âhiret gününde vaktimizi ne ile ve nasıl geçirdiğimiz hakkında özel bir sorguya muhatap olacağız. Hedeflerimizi ve önceliklerimizi buna göre belirleyerek vakit israfı yapmaktan kaçınmalıyız. “Vaktim yoktur”, “daha erken,” “sonra yaparım” gibi bahanelerin arkasına sığınmak, sahip olduğumuz zaman nimetinin değerini bilememekten kaynaklanmaktadır.
En değerli sermayemiz olan ömrümüz Yüce Rabbimiz, hepimize bereketli bir ömür nasip eylesin. Gelecek günlerimizi, geride bıraktığımız günlerden daha hayırlı kılsın; bahşettiği iman nimetini son nefesimize kadar taşıyabilmeyi bizlere lütfeylesin. Günlerimizi, aylarımızı, yıllarımızı salih amellerle bereketli kılsın. Bizleri iyi olan ve iyi işler yapan, kötüden uzak duran ve kötülüğe engel olan kullarından eylesin. Cennetini kazandıracak işleri yapabilme, cehenneme götürecek davranışlardan kaçınabilme konusunda bizlerden yardımını esirgemesin. Allah’a emanet olunuz.