Unutmak biz insanlar için bir şifa, bir ödül müdür?
Yoksa bir lanet, bir ceza mıdır?
Ne dersiniz?
Mesela Oğuz Atay’ ın Tehlikeli Oyunlar kitabında şöyle bir cümle geçiyor.“İnsan bazı güçlüklerden, ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor albayım.” Bu söylemde unutmak şifa gibi geliyor kulağa.
“Beklemek de acı vericidir, unutmak da.Ama en berbatı bu ikisi arasında karar vermek. Beklemeli mi? Unutmalı mı?” diye soruyor Paulo Coelho. Bu söylemde ise unutmak pek de şifa gibi görünmüyor.
Aslında bu meseleye iki taraftan da ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Çünkü koşul ve ihtiyaçlarımıza bağlı olarak unutmak bazen çok arzuladığımız, uğrunda çaba sarfettiğimiz bir şeyken bazen de unutmak kendimizi suçlamamıza sebep olan bir lanet olup çöküveriyor üzerimize. Üstelik bu iki durumda da yaşamımız olumlu veya olumsuz epey etkileniyor hafızamızın gösterdiği performanstan. Öyle ya zihnimizde taşıdıklarımızla şekillendiriyoruz benliğimizi; hatırladıklarımız ve hatta unuttuklarımızla var ediyoruz yaşamda kendimizi.
Eski ve geleneksel araştırmaların bulgularına baktığımızda unutmanın pasif bir eylem olduğu üzerinde duruluyordu. Yani kullanılmayan bilgi ve anıların zaman içerisinde silinip, zihnimizden gittiği düşünülüyordu. En basit ifadeyle zihnimiz kullanılmayan şeyleri taşımak istemiyor, hamallık yapmaktan kaçınıyordu. Bu yüzden de gereksiz gördüğü bilgi ve anıları siliyordu.
Bu bulgular geçerliliğini korusa da günümüze yaklaştıkçayapılan araştırmalar gösterdi ki unutmak bu kadar pasif bir eylem değil. Bu konuda öne çıkan araştırmalardan biriAustin Teksas Üniversitesi araştırmacılarının fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) kullanarak hatırlama ve unutma sırasında beyin aktivitesini izlemesi oldu. Bu çalışmanın sonucunda dikkat çeken iki bulgu vardı. Birincisi; zihin bir olayı unutmaya niyetlendiği anda önemli bir hareketlilik başlıyor ve yeterince odaklanıp efor sarf ederse unutabiliyordu. Yani “kasıtlı unutma” mümkün görünüyordu. İkincisi ise; unutmak, hatırlamaktan daha çok zihinsel efor gerektiriyordu. Yani unutmak hatırlamaktan daha zordu.
Öyleyse “Unutmak öyle kolay mı sandın?” diye soran Semicenk feryadında hiç de haksız değildi. Ya da “Unutmak kolay olsa, çoktan unuturdum.” diyen Küçük Emrah da hiç haksız değildi, benden söylemesi.
Hafıza ve unutmak konusunda yapılan pek çok araştırma kasıtlı unutmanın mümkünlüğüne hatta istediğimiz anı ve tecrübeleri yenileriyle değiştirebileceğimize dair bulgular taşıyor. İlerleyen zamanlarda zihnimizi ve hafızamızı yönetmek konusunda daha iyi olacağımız kesin gibi görünüyor
Eğer kasıtlı unutmanın mümkün olduğunu düşünürsek bu unutmak meselesi insanın ruh salığını korumak için kullandığı bir tür savunma mekanizmasıdır da diyebiliriz. Nihayetinde hatırlamak istemediğimiz, bize kötü hissettiren anıları unutmak hepimizin ruh salığına bir parça iyi gelecektir.
Diğer taraftan da bir şeyi unutmak konusunda kendi üstümüze fazlaca gelir, bunu kendimize görev telakki eder, sıkça bu konuda düşünüp takıntı haline getirirsek unutmak çabası bize bir hatırlatıcı olmaktan öteye geçemez.
Tıpkı Montaigne’ in sözünü ettiği gibi.
"Gerçekte, unutma arzusu kadar hiçbir şey, bizim belleğimizde canlı kalmaz. Bir şeyi korumanın ve ruhumuza kazımanın en iyi yolu, onun unutulmasını dilemektir."
Ya da Şükrü Erbaş’ ın dizelerinde vurguladığı gibi.
“Unutmak başladı.
Durmadan seni düşünüyorum.”
Sonuç olarak yaşamın her yerinde olduğu gibi, unutmak-hatırlamak konusunda da dengeyi bir haliyle yakalamak zorundayız.