“Ben yapamam, beceremem.”
“Ben başaramam.”
“Yapabilsem daha önce yapardım.”
Bütün bu cümleler size tanıdık geldi mi? Hepimizin böyle cümleler ettiği meseleler mutlaka var. Asla başaramayacağımıza inandığımız şeyler bunlar ve bu inanç öyle birdenbire de oluşmuş değil aslında.
Bazen bir şeyleri başarabilmek için defalarca deneriz. Sonucunda olmadığını görünce de pes edip kenara çekiliriz. Oysa belki de başarabilmek için yapmamız gereken tek şey farklı zamanlarda belki biraz da koşulları değiştirerek birkaç sefer daha denemekten ibarettir.
“kazanılmış başarısızlık sendromu” ya da daha bilinen adıyla “öğrenilmiş çaresizlik” yaşıyoruz pek çoğumuz özellikle eğitim ve meslek yaşamlarımızda. Doğduğumuz andan itibaren deneyimlerimiz yoluyla kendimize ve çevremize dair pek çok şey öğreniyoruz. İlginçtir ki, çaresizlik de öğrendiklerimizden oluyor.
Peki nasıl öğreniyoruz bu çaresizliği? Nasıl oluyor da belki birkaç sefer daha denesek başarı elde edebileceğimiz konularda sonsuza kadar başarısız olacağımıza inanıveriyoruz?
Öğrenilmiş çaresizliğin ne olduğunu biraz daha somutlaştırmak için bu konuda oldukça bilinen 3 örnek anlatacağım size. Yavru fil, köpek balığı ve pirenin çaresizliği nasıl öğrendiğine bakalım gelin.
Yavru Fil
Yavru bir fil zincirle bulunduğu yerde bir kazığa bağlıdır. Fil kaçmayı defalarca dener, fakat zinciri koparmaya, kazığı sökmeyegücü yetmez. Yıllar geçer, yavru fil büyür ve hala zincirle bağlıdır.Büyüyen fil artık güçlüdür. İsterse zinciri koparabilir, kazığı sökebilir ve kaçabilir. Fakat kaçmayı denemez bile. Çünkü defalarca kaçmaya kalkışmış, her seferinde başarısız olmuştur. Artık özgür olamayacağına inanmaktadır. Bedensel olarak güçlü olsa bile zihni, kalbi bu güce sahip değildir. Çaresizliği öğrenmiştir.
Köpek Balığı Deneyi
Bir köpek balığı çok açtır ve bilim insanları tarafından bir akvaryuma konulur. Köpek balığı akvaryumun içinde hızla yüzer ve avlanıp karnını doyurmak için balık aramaya başlar. Sonra akvaryuma küçük bir balık konur. Köpek balığı, küçük balığı yemek için hemen harekete geçer ve ilk saldırısında kafasını ne olduğunu algılayamadığı sert bir şeye çarparak şok geçirir. Çünkü köpek balığı ile küçük balık arasınaşeffaf bir cambölme yerleştirilmiştir. Köpek balığı küçük balığa ulaşmayı bir daha dener fakat kafasını yine cama çarpar. Sonra bir daha dener ve tekrar aynı şeyi yaşar. …ve bir daha, bir daha. Yaklaşık 48 saat sonraköpek balığı küçük balığı yemek için uğraşmayı bırakır. Köpek balığı depresyona girmiş ve küçük balığı yemekten vazgeçmiştir.
Deneyin son aşamasındabilim insanları aradaki cam bölmeyi kaldırır. Köpek balığı artık istediği zaman küçük balığı yiyebilecektir. Fakat köpek balığı küçük balığı yemek için hiçbir hamlede bulunmaz.Üstelik artık küçük balık köpek balığının çok yakınında yüzmektedir.Köpek balığı açlıktan ölme noktasına gelmiştir fakat küçük balığı yiyemeyeceğine inanmış, artık çaresizliği öğrenmiştir.
Pire Deneyi
50 cm zıpladığı görülen bir pire 30 cm yüksekliğinde olan bir cam kavanoza kapatılır. Deneyi yapan psikologlar kavanozun altından ısı verirler. Pire ısındıkça zıplar ve zıpladıkça kapağa çarpar. Bir süre sonra pire kapağa çarpmamak için 29 cm sıçrar, düşer ve kapağa çarpmamış olur. Deney bir süre bu şekilde devam eder ve son aşamadapsikologlar kavanozun kapağını açarlar. Deneyden önce 50 cm sıçrayabilen pire deney sonunda artık yalnızca 29 cm sıçramaktadır.Pire bu deneyle 29 cm’ den fazla sıçrayamayacağını yani çaresizliği öğrenmiştir.
İşte biz insanlar da yapabilecek potansiyelimiz varken yapamayacağımıza inandığımız için belki cesaret bile edemediğimiz meselelerle dolduruyoruz hayatımızı. Oysa harekete geçsek, denesek -ama bir kere değil defalarca denesek- pek çok başarıyı kaçırmamış olacağız.
Dönüp bir bakalım mı hayatlarımıza ne dersiniz?
Belki de başaramadığımızı düşündüğümüz pek çok meselede bir fil, bir köpek balığı ya da bir pireyizdir. Belki de onlar gibi, başarısız değilizdir de çaresizliği öğrenmişizdir.
Kimsenin bizi başaramayacağımıza inandırmasına müsaade etmemeliyiz. En çok da kendimizin.