Yüce dinimiz İslam, şefkat ve merhamet dinidir. Rahman olan Rabbimiz, merhametin yegâne kaynağıdır. Allah-u Teala insanlara ve bütün kainata karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Allah’ın rahmet elçisi, ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s), âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.s), şiddetin yerine şefkati, nefretin yerine merhameti inşa etmiştir. O, canlı cansız her varlığa şefkat ve merhametle davranmıştır. Bir cana kıymanın bütün insanlığa kıymakla, bir gönlü incitmenin, Rahmân’ın arşını yıkmakla eşdeğer olduğunu haber vermiştir. Dini, dili ve rengi ne olursa olsun her insanın hürmete layık olduğunu; canının, kanının, malının ve haysiyetinin dokunulmaz olduğunu bize o öğretmiştir. Merhameti var eden Allah, Peygamberini merhamet duygusu ile bezemiş, müminlerin de bu meziyetle süslenmelerini ve şefkati birbirlerine tavsiye etmelerini emretmiştir.

İslâm iki temel ilkeye dayanmaktadır: Allâh’ın emirlerine hürmet, yaratıklarına merhamet. İman ile merhamet arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kalpteki yumuşaklık imanın alâmetidir. Allah'a imanı olan kişi, Allah'ın yarattıklarına karşı merhamet duygusu besler. Allah'ın yeryüzüne ve  bütün insanlığa engin bir merhametle muamele ettiği unutulmamalıdır. İnsanın rahmeti kendisine ilke edinmesiyle merhamet ve şefkat ile asıl merhamet sahibi olan Allah'a yaklaşmakta ve O'na dost olmaktadır. Gayesi Allah'a yaklaşmak olanın yolu, merhametli ve şefkatli olmaktan geçer. Sevgili Peygamberimiz: “Merhametli olmadıkça iman etmiş sayılmazsınız.” buyurmuş, mü’minleri kâinattaki canlı-cansız her varlığa karşı merhametli olmaya teşvik etmiş, bunun gerçek mümin olmanın ve Cennet’e girmenin şartı olduğunu belirtmiştir. 

İslâm’ın canlı örneği olan Sevgili Peygamberimiz için Cenab-ı Hakk  Kur’ân-ı Kerîm’de: “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.” şeklinde buyurmuştur. Rasûlullah’ın rahmeti, Müslümanları, gayr-i müslimleri, dostları, düşmanları, hürleri, köleleri, büyükleri, küçükleri, hatta insanların yanında hayvanları da içine alacak kadar geniş bir rahmettir. Daha önceki kavimler, Allah’a karşı yaptıkları isyanlardan toptan helak edildikleri halde, Rasûlullah geldikten sonra böyle bir durum söz konusu olmamış, kâfirler de bu rahmetten istifade etmişlerdir. Yani onun varlığı, azabın gelmesini önleyen bir özelliğe sahiptir. Nitekim Yüce Allah; ٰ “Sen içlerinde oldukça Allah onlara azap etmez, tövbe edip dururken de Allah onlara yine azap etmeyecektir.” buyurmaktadır.                    Bir hadîs-i şerîfte “Allâh sadece merhametli kullarına merhamet eder.” Başka bir hadiste ise: “İnsanlara merhamet etmeyene, Allâh da merhamet etmez.” buyurmuştur. Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.s.)’in, merhameti tavsiye ettiği hadislerinden biri de şöyledir: “Çok merhametli olan Allâh, merhametli olanlara acır. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:  “Müminlere karşı şefkat ve tevazu kanadını indir!” Sevgi, merhamet, şefkat ve yardımlaşma iyi mü’min olmanın ve Allah’ın kul olarak yarattığı insana saygının önemli göstergeleridir. 

İslam’a göre şiddet, zulümdür; kul hakkı ihlali, ağır bir vebal, büyük bir günahtır. Kimden gelirse gelsin, kime yönelik ve hangi gerekçe ile yapılırsa yapılsın, şiddetin hiçbir çeşidi kabul edilemez. Şiddeti meşru gören hiçbir söz, tutum ve davranış kendine Kur’an ve sünnette yer bulamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Kıyamet günü en ağır azaba uğrayacak olanlar, dünyada insanlara azap edip, şiddeti reva görenlerdir.” buyurmuştur.

Adaletin zıddı olan zulüm, sınırı aşmak, hak-hukuk gözetmemek, insaf  ve vicdandan uzaklaşmaktır. Adalet ise her hak sahibine hakkını  vermek ve her şeyi yerli yerine koymak, yani dengeyi ve hakkaniyeti  korumaktır. İslâm’ın ilkeleriyle bağdaşmayan insan onurunu yok sayan şiddet  kimden ve nereden gelirse gelsin insanlık suçu ve hak ihlalidir. Zorbalık esasına dayanan, şiddetten, barbarlıktan ve güçlüden yana  gelişen hayat anlayışıdır. Toplumsal çözülmenin had safhaya ulaştığı ve derin bir ahlâk bunalımının  yaşandığı zaman dilimi ‘cahiliye çağı’ olarak adlandırılmaktadır. Cahiliye, sadece bir çağa değil, bir zihniyete ve hayat tarzına işaret  eder. Zulüm, sömürü, şiddet ve suistimal gibi damarlardan beslenen bu  zihniyet, geçmişle sınırlı olmayıp bugüne de uzanabilmekte ve hatta  geleceği tehdit etmektedir. Sevgili Peygamberimizle (s.a.s) başlayan cahiliye ile mücadele ve  merhamet eksenli ahlâkî dönüşüm, şiddetin yaygınlaştığı her mekân  ve zaman için geçerlidir. Câhiliye toplumunu şefkat, insaf ve adalet ile tanıştıran Rahmet Elçisi’nin izlediği yöntemler, belirlediği ilkeler, benimsediği tavırlar, aldığı kararlar kısacası merhameti öğretirken harcadığı çabalar modern zamanların insanı ile bir kez daha buluşturulmalıdır.

Hz. Peygamber, Allah'ın bir insanı helâk etmek istediğinde, ondan, önce utanma duygusunu, sonra güvenilirliği, peşinden de merhameti aldığını söylemekte; kalbinden merhameti alınan bir kimsenin ise Allah'ın rahmetinden mahrum kalacağını bildirmektedir. Allah'ın sınırlarını ihlâl edenlere ve yasaklarını çiğneyenlere acıyarak cezalarını vermemek, Allah'ın istediği bir merhamet değildir. Merhametin miktarı ve ne zaman, kime karşı gösterileceği çok mühimdir. Zira zalime şefkat göstermek, onu başkalarının hakkına tecavüze teşvik edecek ve bu merhametten maraz doğmasına neden olabilecektir.

Bugün insanlık, şefkat ve merhamete, vicdan ve hakkaniyete her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Dünyanın bambaşka köşelerinde sayısız masum insan merhametsizliğin kıskacında kıvranmakta, zulüm ve şiddete maruz kalmaktadır. Bu vicdansızlık ve insafsızlıktan geleceğimiz de zarar görmektedir. Hâlbuki Allah Resûlü (s.a.s), bütün varlıklara merhametle davranmayı emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Merhamet edene Rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yerdeki bütün mahlûkata merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği  kimsedir.” Sevgili Peygamberimizin tebliğinde yer alan merhamet vurgusu yeniden okunmayı, üzerinde düşünülmeyi ve şiddetin açtığı yaralara merhem olarak sunulmayı beklemektedir. “Merhametlilerin en merhametlisi” tarafından insanlığın son ümidi olarak gönderilen Hz. Peygamber, merhametli bir toplum oluşturmakla görevlendirilmiştir. Şiddetin çözümü Sevgili Peygamberimizin yaşam tarzı ve örnekliğinde bir hayattır. Allah’ın emaneti hanımlar için bir hadisi şerifle bitirmek istiyorum “Allah’ın kadın kullarına vurmayın ! Eşlerini döven kimselerin sizin hayırlılarınız olduğunu sanmayın !        

Rabbim her daim merhamet eden, merhamet gören kullardan eylesin.  Allah’a emanet olunuz.