Kimisi “Yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim.” der göğsünü gere gere.

İnsan gibi kusurları, hataları olan bir varlığın hiç pişmanlık hissetmeden hiç keşke demeden yaşamını sürdürmüş olması ne kadar mümkün olabilir?

Hiç pişmanlık duymamak demek; her şeyi yerli yerinde, olması gerektiği gibi yaşamak, hep doğru ve yararlı kararlar almak anlamını taşımaz mı?

Bu da “Ben mükemmelim, hep doğru olanım, yaşamdaki bütün olasılıkları öngörüp en iyisini ben seçerim.” demekle eş değil midir?

Bana sorarsanız bu söylem insanın kendini avutmak için yine kendine söylediği pembe bir yalandır. Ona acı verebilecek gerçekliği yadsımak, suçluluk duygusu hissetmemek için bir kaçış isteğidir bu.  Eğer bu avuntu uzun sürer ve gerçeklikle yüzleşilmezse yalanın rengi pembeden mora, mordan da siyaha doğru yol alabilir. “Yalanın rengi mi olur hocam?” Dediğinizi duyar gibiyim. Ben her şeyin bir renkle anlatılabileceğini düşünenlerdenim. Renkler hissedilenleri somutlaştırmanın en kolay yöntemlerinden biridir. Fakat bugün konumuz bu değil. Bir gün bu konuyu da ele alır, uzun uzun konuşuruz.

Kimisi de “Çok pişmanım, keşke böyle yapmasaydım.” deyip durur ve ‘keşke bataklığına’ saplanır.

Peki, sürekli keşkelerle pişmanlık hissedip kendimizi suçlayarak ömür geçer mi? Geçer de nasıl geçer?

Keşke bataklığına saplanan kişi geçmişe takılı kaldığı için bugünü kaçırır. Oysa dünü değiştirmek hiçbirimiz için mümkün değildir. İstesek her şeyi kontrol edebiliriz düşüncesi de bir yanılsamadır.  Bu yüzden enerjimizi kontrol edemediğimiz bir alan olan geçmişe harcamak bizi yormaktan başka hiçbir işe yaramaz.

            “Bugüne en uzak gün, dün.” diyor Özdemir Asaf. Ne güzel diyor.

Başta dediğim gibi hiç pişmanlık hissetmeden bir yaşam sürmekmümkün değildir elbette. Yaşamda illa ki bazı kararlarımızdan ve eylemlerimizden pişmanlık duyarız. Çünkü her zaman her koşulda olması gerektiği gibi davranmak, hep öngörülü kararlar verip olası pişmanlıkları savuşturmak mümkün değildir.Eğer her şeyi öngörmeye ve hep olması gerektiği gibi davranmaya kendimizi şartlarsak bu bizi eylem adımlarında bulunmaktan, ilk adımı atmaktan, başlamaktan alıkoyacaktır. Bu da bizde muhtemeldir ki erteleme alışkanlığı oluşmasına sebep olacaktır.Tolstoy şöyle demiş: “Hayatta unutamayacağımız en büyük pişmanlık, pişman olurum diye yapmadıklarımızdır.

Ayrıca sonsuz olasılıklarla dolu bu dünyada daima daha iyisi ve daha kötüsü hep vardır, var olacaktır. Yani biz insanlar için keşke demek, pişman olmak bunun da bir sonucu olarak zorunludur. Önemli olan bu pişmanlıklarla ne yaptığımızdır. ‘Keşke’ lerimizin üzerinde uzun uzun düşünüp onları ‘iyi ki ‘lere çevirmenin bir yolunu bulmaktır.

‘Keşke’ ile ‘iyi ki’ kardeştir. Birinin olduğu yerde diğeri de hep hazırda bekler. İkisi de bizimle yol almak ister. Hangisini seçeceğimizse bize kalmıştır. Seçmek dediysem; birini seçince diğerinden kurtulacağız anlamı çıkmasın sakın. Onlar hep kol koladır, onları ayırmak neredeyse mümkün değildir. Sizin seçiminiz kimin koluna gireceğinizle ilgilidir. Örneğin; ‘iyi ki’ nin koluna girdiniz diye ‘keşke’ sizi bırakıp gitmez, öyle de vefalıdır. Sizinle yol alır o da sessizce. Ama hep de sessiz kalmaz. Ara ara hatırlatır kendini. Tatlı tatlı onu savuşturmanız gerekir.

Psikolojik sağlığımız ve bugünü kaçırmamak için en doğru yaklaşım kabuldür. Yaşamda mutlaka keşkelerimiz, pişman olabileceğimiz şeyler de olacağını, her şeyin bizim kontrolümüz altında olmadığını kabul ederek işe başlamalıyız. Sonra da pişmanlıklarımızı yarınlarda kendi lehimize nasıl çevirebileceğimizin üzerine kafa yormalıyız. Önemli olan pişmanlıklarımızı fark edip, bugünü ve geleceği o farkındalıklar ışığında inşa etmeye çabalamaktır.

Gelin bir de Beyhan Budak’ a kulak verelim.

“Pişmanlık hayatın gerçeği; nasıl yaşarsan yaşa, her zaman bazı konularda pişman olacaksın. Geçmişin bir kısmına takılıp, neden böyle oldu, diye suçlamaman gerek kendini. Geçmişi olduğu haliyle kabullenip bundan sonra ne olabileceğine bakmalı insan.”