Eflatun, “insanın kendini fethetmesi en güzel zaferdir” diyor.
Yakın çevremde duyduğum ve gördüklerim üzerine yazmak beni sessizliğimden çıkarıp birinin sesi olmak için teşvik ediyor. Her gün birlikte olduğumuz insanlarla güven bağı oluşturmak, sağlıklı ikili ilişkiler kurmak sosyal hayatımız için oldukça önemli çünkü. Bunun yanında ilk sırada yer alan yetkinliklerine, kendine ve yeteneklerine güvenmek konusuna dikkat çekelim.
Aile ile geçmişten gelen iletişimsizliğin yanı sıra çocukluk çağında yaşanılan travmaların da kişilerin yakın gelecekte yaşayacağı problemlerin inşası olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Yaşamın ilk anlarından itibaren güven duygusunu öğrenmeye başlıyoruz. Ailemizden, büyüklerimizden sevgi, saygı ve kabul görmek isterken çocuk çağlarda boyumuzu aşıyoruz. Bu durumda yaşanılan olumsuz durumlar çocukta en başta çevresindekileri güvensiz olarak bir değerlendirmeye itiyor. Eleştirilen, yerilen, aile bağları ile (özellikle anne ve baba) sorunu olan çocukların yetişkinliğe adım atarken kendine güveni olmayan bir karaktere dönüşüveriyor. Diğer insanlara güvenmekte zorluk yaşayan her çocuk zaman geçtikçe özgüvensiz bir yetişkin olarak karşımıza çıkıyor.
Travmalarımız, yaşamımızın her noktasında karşımızdaki insanın güvenilir olup olmadığına dair inançlarımıza da yansıyor. Doğru şekilde kurulamayan iletişim, zamanla güven sorunlarının temeli olan benliğine karşı yaşadığın güvensizliği ortaya çıkarıyor.
Fakat bu belirleyiciliğin mutlak olmadığını da unutmamak gerek. Benliğimize olan güvensizliğimizi, bütünüyle dış faktörlere bağlamak gerçekçi sayılmaz, var olan sorunumuzu da çözmez. Çocukken kontrol edemediğimiz her şey ilerleyen zamanlarda duygusal ve zihinsel becerilerimiz geliştikçe değiştirebileceğimiz, yaşadıklarımız üzerinden farklı anlamlar çıkrabileceğimiz, anladıklarımız üzerinden de hareket etmeye başlayacağımız bir dönüşüme de girebilir. Bu bizler için kendi yolumuzun bir parçası olur.
Ee tabii bunu engelleyen faktörleri küçümsemeyelim, bir de onlar var. Çevremizdeki birçok insanın iyi olanı görme gibi bir eksikliği var. Kendini anlamaya başladığında kulak tıkaman gereken.. İyi olanı bile eleştirebilirler. Buradaki en büyük sorun aslında kendine uzakken, seni eleştirecek insanlara karşı fazla yakın hissetmen. Onları onaylama ihtimali vermen. Tüm tanımları aynı yerde birleştirince karşımıza çıkan en önemli detay bireyin kendi gücüne olan inançsızlığı oluyor. Kimin ne dediği, ne düşündüğü inanın önemli değil. Eleştirilere tahammül göstermek, başarısızlıktan korkmamak, başkalarının onay ve beğenisine ihtiyaç duymamak, daha iyisi olacağına inanmak ya da olduğun kişiyken mutlu olmak.. Tüm mesele bu.
Bunu başardığın an zafer çanlarını harekete geçirin, özgüveninizin, mutluluğunuzun tadını çıkarın.
İnsan ne kadar kendi zaferini kazanır, kendine ne kadar çok inanırsa, adımlarında başarıyı yakalayacaktır. Ne demiş David J. Schwartz; “Kendinize inanın, güzel şeyler olmaya başlar.”
Önce kendimiz için bilge olmalıyız
Kendi doğrularımız, kendi kararlarımız, kendi fikirlerimiz ve elbette geleceğimiz için.
Bir de en önemlisi ne biliyor musunuz?
Ne olursa olsun kimliğimiz üzerindeki değiştiremeyeceğimiz koşulları olduğu gibi kabul etmek. İçsel kaynaklarımızın farkına varıp zayıf ve güçlü olduğumuz yanlarımızın ayırdına varabilmek.. Değiştirebileceğimize inandığımız koşulları da değiştirebilecek cesareti gösterip kendimize meydan okumak.
Bu bilinç bizi bilgeliğe ulaştıracaktır.