Merhaba kıymetli okuyucularımız. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.
Yüce Rabbimiz, insanı en değerli varlık olarak yaratmıştır. Tertemiz fıtratını korumak ve ebedi kurtuluşa ulaşmasını sağlamak için ona bazı sınırlar çizmiştir. Hayatımız boyunca riayet etmemiz gereken bu sınırlara helal ve haram diyoruz.
Helal dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allah ve Rasûlü'nün bir şeyin helal olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi, o fiilin helal olduğunu gösterdiği gibi, o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helal olduğunu gösterir. Bir şey, dinin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helaldir, meşrudur. Bu sebeple helâl kavramı meşru, caiz, mubah tabirleri ile yakın anlamlı olarak kullanılmaktadır.
Haram sözlükte "yasak, memnu" anlamına gelmektedir; dini bir terim olarak da kesin bir delille, açık bir şekilde yapılmaması istenen fiildir. Haram, dini bir kavram olup, bunu tespit ve tayin yetkisi sadece Allah'a aittir. Hz. Peygamber'in bu konudaki hadisleri, Allah'ın koymuş olduğu hükmü açıklamaktan ibarettir. Bu nedenle İslâm âlimleri, hakkında nass bulunmayan konularda ihtiyatlı davranarak haram tabirini kullanmaktan kaçınmışlardır.
    Helal, yaratılışın gaye ve hikmetine uygun olan güzelliklerdir. Haram ise, mükerrem olarak yaratılan insanın onur ve haysiyetini zedeleyen, ona zarar veren çirkinliklerdir. Helal, Allah’ın rızasına uygun söz, tutum ve davranışlardır. Haram ise Rahibimizin gazabına ve insanların kınamasına neden olacak kötülüklerdir.
    Helali gözetmek, Allah’a imanın yani O’na verdiğimiz kulluk sözüne sadakatin göstergesidir. Harama bulaşmak ise bu sözü göz ardı etmektir. Helalin peşinde koşmak, insana yaraşır, nezih ve şerefli bir hayat yaşama gayretidir. Harama dalmak ise zihni ve gönlü bulandırma; heva ve hevesin, arzu ve isteklerin esiri olma halidir.
    İnsan, helale ne kadar yaklaşırsa huzura da o kadar yaklaşır. Harama doğru yönelmenin sonu ise pişmanlık ve mutsuzluktur. Helal haram hassasiyetini göstermeyerek israf edilmiş bir ömrün akıbeti hüsrandır.
Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah iyi ve güzel olan şeyleri helal; çirkin ve kötü şeyleri haram kıldığını bizlere şöyle bildirmektedir. “Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar.” (Araf, 7/157)
Ayet-i kerime haram kılınan şeylerde kötülük ve pislik olduğunu, helal kılınan şeylerde ise iyilik ve temizlik olduğu vurgulanmaktadır. Bu yönüyle “helal ve haramı insanın kendi yaşantısını güzele ulaştıran, kötülüklerden alıkoyan emirlerdir” diye ifade edebiliriz.  Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “ (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler… helal kılındı.” (Maide, 5/4)
“Allah Resulullah (a.s) buyurdular ki: "Helal, Allah Teala’nın kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Tealanın kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükût ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz.”  (İbnu Mace, Et'ime 60; Tirmizî, Libas 6.)
Kur’an-ı Kerim bizlere helal ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğunu bizlere bilmediğimiz şeyler hakkında şu helaldir veya şu haramdır dememizi yasaklamaktadır.
De ki: “Allah’ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helal, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus, 10,59)
Diğer bir ayette ise mealen şöyle buyrulmaktadır. De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı ziyneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”  (Araf, 7/32)
Bu ayetler açıkça, haram ve helali belirleme hakkının sadece Allah'a ait olduğunu göstermektedir.
 “Lisanlarınızın yalan yere vasıflandırdığı şeyler hakkında "Şu helaldir ve şu haramdır" demeyiniz ki, Allah'a karşı yalan iftirada bulunmuş olursunuz. Şüphe yok ki, Allah'a karşı yalan da bulunanlar felâha eremezler.” ( Nahl,16/116.)
“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (Maide, 5/87)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır. “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”  (Bakara, 2/173)
Haram günün şartlarına göre helal olarak görülmemeli, helal günün değişen ve gelişen şartlarına göre haram sayılmamalıdır. Bize düşen görev helalleri haram, haramları helal saymak yerine tespit edilen helallere uymak ve haramlardan kaçınmaktır.
Hz. Peygamber Efendimizin (s.as.)  "Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu)  şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da muhafaza etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır.  Buharî, İman 39
    Allah Resûlü (s.a.s)’ Bizi aldatan, bizden değildir!” (Müslim, İman, 164. )İslam’a göre ahlâkın en önemli ilkesi doğruluk ve dürüstlüktür. Mümin, elinden ve dilinden diğer insanların emin olduğu kimsedir. Mümin işinde, gücünde, her yerde ve her şekilde daima güven verendir. O, doğru ve dürüst olduğu ölçüde Allah’ın rızasını kazanacağını bilir. Yalan ve hileye asla tevessül etmez. Zira yalan ve hile ile elde edilen hiçbir şeyde hayır yoktur.
    Allah’a ve ahiret gününe inanan bir mümin, harama ve gayr-ı meşru yollarıa başvurmaz. Adaletsizlik yapmaz.  Yalan yere yemin etmez. Karaborsacılık, fırsatçılık yapmaz, insanları mağdur etmez. İnsanları birbirine düşürerek arayı kızıştırmaz, başkasının düzenini, huzurunu bozmaz. Hâsılı, dünya hırsına kapılıp da harama bulaşmaz.
    Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû’, 4.) O halde geliniz, fani olan bu âlemde dünyalığımızı kazanırken ahiretimizi unutmayalım. Boğazımızdan bir lokma dahi haram geçirmeyelim. Hanelerimiz ve sofralarımız helalle bereketlensin. Ahlakımız iktisat ve itidal, şükür ve kanaat olsun.
    Özünü İslam’ın evrensel ilkelerinden alan Ahilik Müessesesi’nin şu öğütlerine kulak verelim: “Eline, diline, beline sahip ol! Kapını, kalbini, alnını açık tut! Eşine, işine, aşına özen göster. Harama bakma, haram yeme, haram içme! Yanlış ölçme, eksik tartma! Dünya malına tamah etme! Kuvvetli iken affetmesini, hiddetli iken yumuşamasını bil!”
    Kur’an-ı Kerim’in rahmet yüklü mesajlarına iman eden, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in kutlu yolundan yürüyen her mümin, helal-haram duyarlılığına sahip olmak zorundadır. Mümin, imanının gereği olarak Rabbini seven, sınırlarını bilen, kendini tanıyan insandır. O, vicdan ve merhametini yitirerek hiçbir canı incitemez. Duyarsız, hürmetsiz ve iffetsiz davranarak kendisinin ve başkasının haysiyetini çiğneyemez.
    Mümin, şu geçici dünyada sayılı nefeslerini falcılık, kumar, şans oyunları, faiz, rüşvet, tefecilik, hırsızlık gibi haksız kazançlarla tüketemez. Allah’ın kendisine emanet verdiği bedenini alkollü içki ve uyuşturucu maddelerle zehirleyemez. Helal olmayan yiyecek ve içeceklerle sağlığına yazık edemez.
    Mümin, yetim malına el uzatamaz. Kul ve kamu hakkına giremez. Eş ve çocuklarına, anne ve babasına, komşu ve akrabasına kötü muamelede bulunamaz. Yalan, yalancı şahitlik, iftira ve kötü sözlerle dilini kirletemez. Emanete asla ihanet edemez, verdiği sözden dönemez. Fitne ve fesat peşinde koşamaz, bozgunculuk yapamaz.
    Müminler olarak, helal ve haram sınırları karşısındaki tutumumuza bakalım. Unutmayalım ki; mümine yaraşan, helale ve harama karşı uyanık olmaktır. İnsan hata yapabilir. Ama hata edenlerin en hayırlıları, en kısa zamanda hatadan dönen ve tövbe edenlerdir.
    Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum: “Allah’ım! Doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi benimle günahlarımın arasını da uzaklaştır! Allah’ım! Beyaz elbisenin kirden arınması gibi beni de günahlarımdan arındır!”Buhârî, Ezân, 89.
Yüce Rabbim helallerine uymayı, haramlarından kaçınmayı, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmayı, bu mutluluk için gayret içerisinde olmayı bizlere nasip etsin. Allah’a emanet olunuz.