Kıymetli okuyucularımız hepinizi saygıyla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerimize olsun inşallah.
Yüce Rabbimiz insanı kendisine iman ve ibadet etmek için yaratmıştır. İbadet; boyun eğme, itaat etme, emrin gereğini yerine getirme gibi manaları ifade eder. İslam'ın her emir ve yasağına uymak ibadettir. İbadetlerin en önde geleni namazdır. Namaz, Peygamberimizin uyguladığı şekilde yerine getirilen, kalp, dil ve bedenle birlikte yapılan bir ibadettir.
İnsanın yaratılış gayesi olan “ibadet” görevini yerine getirebilmesi için her şeyden önce iman etmesi, Allah ve Peygamberine itaat etmesi ve özellikle ibadetlerin başı olan beş vakit namazı saygı ve kemali edeple kılması gerekir. Bu Allah’ın kesin emridir. Allah'ın bu emrine uyup namazını kılan O’nun rızası ve cennetini kazanır; uymayan O'na isyan etmiş, büyük günaha girmiş, nefsine zulmetmiş ve kendisini ilahî cezaya mahkum etmiş olur.
Allah-ü Teala, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’den itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler, kavimlerine “namaz” kılmalarını emretmiştir. Yüce Rabbimiz ve sevgili Peygamberimiz “namaz” üzerinde ısrarla durmuş, namazlarını kılanlara mükâfat, kılmayanlara ise ceza olduğunu bildirerek beş vakit namazın kılınmasını teşvik etmiş ve terkinden sakındırmıştır. Beş vakit namaz; akıllı, ergenlik çağına giren kadın ve erkek her müslümana farzdır ve bütün inananların kulluk görevidir. Namazın farz oluşu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Hiçbir şey; iş, ticaret, görev, meşgale ve mazeret mümini namazdan alıkoyamaz (Nur, 38). Bu görevin yerine getirilmesi için dinimiz her türlü kolaylığı sağlamıştır.
Yüce Allah, Kur’ân’da, namazı üşenerek kılmayı ve terk etmeyi münafıkların ve kafirlerin niteliği olarak zikretmiştir (Nisa, 142, Tevbe, 54, Müddessir, 44). Namaz kılanlara; merhamet, bağış ve tükenmez rızık, cennet, büyük mükâfat ve kendi rızasını kazanacaklarını va’detmiş, namaz kılan mü’minlerin müjdelenmesini istemiştir (Hac, 34-35. Neml, 2-3). Çünkü namaz, mü’minin hayatına çeki düzen verir; onu her türü çirkinliklerden, haram ve yasakları işlemekten alıkoyar. (Ankebût, 49).
Peygamberimiz (s.a.s) ashabına şöyle bir soru sordu: “Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve o nehirde günde beş defa yıkansa, o kimsede kirden eser kalır mı?” Sahâbe-i kirâm, “Kalmaz Ya Resûlallah” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu namazlarla günahları yok eder.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6.)
Namaz; insanın ruhu, bedeni, aklı, yüreği, sevgisi ve hürmetiyle, kısacası bütün varlığıyla Allah’a yönelişinin sembolüdür. İnsanoğlu ne zaman Rabbinin kulluk davetine gönülden icabet edip namazlarını eda etmişse, o zaman gerçek anlamda huzura kavuşmuştur. Ancak ne zaman namazlarını ihmal edip Rabbiyle arasındaki bağı zayıflatmışsa, o zaman da nefsani arzularının esiri olmuş ve hüsrana uğramıştır.
Ezanın ulvi davetiyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda namaza duran mümin, aşkını, bağlılığını, itaatini ve teslimiyetini O’na arz eder. Bu haliyle namaz, müminin hasretle beklediği ve Yüce Yaratanına en yakın olduğu buluşma anıdır. Namaz dünyaya ait telaş, dert ve sıkıntıları bir kenara bırakarak çıkılan mukaddes bir yolculuktur. Asli vatanı olan cennetten uzağa düşmüş insanın, ihlasını ve istikametini koruyan bir hayatla Rabbine dönme arzusudur. Nitekim Peygamberimizin ifade buyurduğuna göre, “Cennetin anahtarı namazdır.” (Tirmizî, Tahâret, 1.)
Namaz, şükür ve minnettarlık zamanıdır. Yaratan ve yaşatan, nimet verip doyuran, koruyan ve bağışlayan Allah Teâlâ’ya karşı, müminin vefa borcudur.
Ayet-i kerimede Hak Teâlâ (c.c) şöyle buyuruyor: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût, 29/45.) Öyleyse namaz, arınma ve korunma çabasıdır. Namazlarına değer veren, özen gösteren, tekbirinden selamına kadar namazın bütün rükünlerini dosdoğru ve huşû içinde eda eden bir mümin, ibadet şuuruna sahip demektir. İbadet şuuru ise kul olma bilincidir. Allah’ın daima kendisini gördüğünü ve işittiğini bilerek, takva, merhamet ve nezaketle yaşamaktır.
İşte bu sebeple namaz, müminin sadece ibadet borcunu değil, aynı zamanda üstün ahlâkını da temsil eder. Namaz kılan kişi, her türlü aşırılıktan, kabalıktan ve şiddetten korunur. Namazla güçlenen maneviyatı sayesinde, hayâ ve edebe aykırı davranışlardan uzak durur.
Peygamberimize ve onun şahsında bütün müminlere hitaben Kur’an’da şöyle buyrulur: “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et.” (Tâhâ, 20/132.) Allah Resûlü (s.a.s), bu emrin gereği olarak her sabah kızı Hz. Fatıma’nın kapısına uğrar ve “Ey ev halkı! Haydi, namaza!” diyerek onları namaza davet ederdi. (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 33.) Bugün bizler de aynı şekilde kendimizi ve ailemizi namaza alıştırmakla sorumluyuz. O halde, namazın şifa veren, güven ve sükûnet aşılayan ikliminde Rabbimizle buluşmaktan ailece mahrum kalmayalım. Bu hayatta “dinimizin direği”, ahirette ise “hesabımızın ilk sorusu” olan namazlarımızı ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki, namaz bir külfet değil, aksine kendimizi tanımaya, yenilenmeye, zikir, şükür ve tefekkür ile olgunlaşmaya vesile olan eşsiz bir nimettir.
Sevgili Peygamberimiz: “Kim, Allah’ın emri olduğunu kabul ederek, rükûlarına, secdelerine, abdestlerine ve vakitlerine özen göstermek suretiyle beş vakit namazı kılmaya devam ederse cennete girer.” (İbn Hanbel, IV, 266.) Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Sana vahyedilen Kitabı oku. Namazı da hakkını vererek kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…”( Ankebût, 29/45.)
Yüce Rabbimiz, göz kamaştıran güzelliğiyle kâinatı, insan için yaratmıştır. Biz sahipsizken O, bizi muhafaza etmiştir. Biz yolumuzu bilmezken, O, göndermiş olduğu kitap ve peygamberlerle bize yolumuzu, yönümüzü göstermiştir. O, bize ahlakı, insan olmayı ve kullukta yücelmeyi öğretmiştir. Yüce Rabbimizin bunca ikramı, biz kullarına nihayetsiz lütfundan bir katredir sadece. Aynı zamanda O’nun insana, insan hayatına vermiş olduğu değerin bir parçasıdır. Bütün bunlar karşısında bizlere düşen, O’na samimiyetle, sadakatle kul olmak ve nimetlerine şükretmektir.
Bir zikir, bir şükür, bir hamd ifadesi olarak namaz, bizim vazgeçilmezimizdir. Çünkü namaz, arınmadır. (Müslim, Tahâret, 14.) Namaz, kalpleri kötülük kirinden uzak tutan, suyundan iyiliğin, erdemin, güzel ahlakın aktığı tertemiz bir pınardır. Namaz, kurtuluştur; “Hayya ala’l felâh/Haydin kurtuluşa” diye semaları saran ezanıyla, insanı sonsuz rahmetin membaına çağıran kutlu bir davettir; Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle mümin gönüllerin titremesidir. Namaz, genç ile yaşlıyı, zengin ile fakiri, güçlü ile zayıfı, siyah ile beyazı aynı inanç, aynı amaç, aynı idealde buluşturan muazzam bir birlikteliktir.
Namaz, huzurdur; Rabbimizin sayısız nimetlerine şükretmenin verdiği bir sükunettir; daralan ruhlarımıza, gönüllerimize bir şifadır. Ve namaz, müjdedir; dünyadaki geçici ihsanların kat be katının, Rabbini terk etmeyen, O’nun sevgisinden vazgeçmeyenler için ebediyen hazırlandığını haber verir.
Allahım! Bizi ve ailemizi namazı hakkıyla eda edenlerden eyle!
Rabbimiz! Bizleri namazlarını ihlas, huşu ve samimiyetle kılanlardan eyle!
Allahım! Namazlarımızı bizler için her türlü süfli arzu ve isteklerimizden arınma ve ebedi kurtuluş vesilesi eyle!
Allah’a emanet olunuz.