“Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
Bu fikir, bu hüzünlü dünyadaki en derin gerçektir.”
Jeff Abbott.
Ben bazen sokak, kafe, tren gibi kalabalık mekanlarda geçen ölü saatleri etrafımdaki insanları gözlemleyerek geçiririm. Gözlemlemek dediysem öyle gözlerimi dikip insanları rahatsız edici şekilde izlemekten söz etmiyorum elbette. Beden dillerine, yüz ifadelerine, bakışlarına belli belirsiz denk geldikçe onların görünenlerinin ardındaki hikayelerinin üzerine düşünürüm. Bazen kulak misafiri olduğum telefon konuşmaları da epey yardımcı olur bana bu hikâye üretiminde ya da tahmininde, artık adına ne dersek bu işin. Çok geçmeden o süslü kıyafetlerin, neşeli gülüşlerin ardında sakladıkları mücadeleler, hüzünler, yetersizlikler el sallayıverir bir bakışlarında ya da seçtikleri bir kelimenin tonlamasında. Bu kısa gözlem ve çıkarım anları bana insanların göründükleri ya da gösterdikleri gibi bir yaşam sürmediklerini -en azından sürdükleri yaşamın bu ışıltılı hallerinden ibaret olmadığını- hatırlatır. Hergün kıyafetleri, takıları gibi evden çıkarken giyip takıştırdıkları duygu durumları, yüz ifadeleri, beden dilleri gece olup da yatağa girdiklerinde uyumadan önce kim bilir ne kadar canlarını acıtır?
Akşam olunca şöyle şehri tepeden gören bir yerden ışıkları izlemek ne güzeldir. Yine böyle zamanlarda bu harika ışıltılı manzaranın arkasındaki gerçeklikleri, insan hikayelerini düşünmeye koyulurum. Her bir ışığın, her bir hanenin, her bir insanın zihninde tam şu anda neler oluyordur kim bilir? En güzel anlarından birini yaşayıp keyif süren de vardır elbet, hayatının en kötü gününü geçiren de.
“Her şey insanlar için.” demez mi eskiler? Herkes, heran, her şeyi yaşıyor olabilir. Modern dünyanın insanları bin bir türlü mücadeleye sürüklediğini, duygularını yok sayıp makineleştirdiğini düşünürsek insan yaşamı hüzünden uzak değildir. Hatta hüznün en yakın arkadaşıdır, kol koladır. Bu yüzden insanların yaşamından hassasiyetle ve nezaketle geçmelidir. Mümkünse hikayesini onurlandırmayacağımız yaşamlarda da çok durulmamalıdır.
Peki ya görünenin hiçbir zaman göründüğü gibi olmadığı sosyal medya?
Doğrusu ben sosyal medyada insanların göründüğü gibi olmaması ya da yaşamlarının yalnızca ışıltılı tarafını paylaşıyor olmalarını yadırgamıyorum. İnsan yaşamının ne kadarını göstermek ne tarafından pencere açmak isteyeceğine pekâlâ kendisi karar verebilir. Burada esas sorunlu olan şeyin kişinin sosyal medyada olup bitenleri salt ve tam gerçek olarak kabul etmesi olduğunu düşünüyorum. Yani aslında bu sanal gerçekliğin insanlarda gerçeklik algısını bozup pek çok yanılsamaya yol açıyor oluşunu yadırgamak gerekiyor bana sorarsanız. Çünkü bu yanılgı herkes çok mutlu, çok başarılı, çok güzel, çok keyifli de bir tek biz mutsuz, başarısız, çirkin, keyifsizmişiz gibi hissettiriyor. Bizi kronik bir yetersizlik duygusunun içine hapsediyor. Görünenin ardındakini görmek ya da görmek değilse bile ardındaki esas gerçekliğin varlığını kendimize hatırlatmak bu hapisten bizi kurtaracak tek formüldür belki de.
“İnsanların duyguları kolayca etkilenip değişebilir. Gözlerine yansıyan şeyler aldatmaca ve illüzyondan ibarettir. Hiçbir şey göründüğü kadar basit veya gerçek değildir. Ancak, ay bile bazen yok oluyormuş gibi görünse de aslında şekli değişmeden her zaman orada olduğu gerçeğini sakın unutma, tamam mı?” AiYazawa