Bazen bir siyasetçi sadece söyledikleriyle değil, aldığı riskle tarihte yerini belli eder.
Son günlerde Avrupa siyasetinde tam olarak böyle bir tablo ortaya çıktı.
Pedro Sánchez, Gazze’de yaşananlar ve bölgedeki son gerilimler karşısında Avrupa’nın büyük bölümünden daha açık ve net bir pozisyon aldı. İsrail’in Gazze’deki politikalarına sert eleştiriler yöneltti, Filistin’i tanıyan Avrupa ülkeleri arasında yer aldı ve uluslararası hukukun ihlal edildiğini açıkça söyledi.
Son krizde ise Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşı çıktı ve bunun kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Bunu söylemek kolay değil.
Çünkü bunu söyleyen kişi sıradan bir muhalif siyasetçi değil, NATO üyesi bir ülkenin başbakanı.
Nitekim ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen sert açıklamalar ve üstü kapalı ekonomik baskı mesajları bunun ne kadar zor bir pozisyon olduğunu gösterdi.
Ama Sanchez geri adım atmadı.
İspanya hükümeti, ülkesindeki Amerikan üslerinin bu tür operasyonlarda kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkladı.
Avrupa siyasetinde sık gördüğümüz temkinli diplomasi dilinin yerine daha açık, daha riskli ve daha net bir tavır koydu.
Dolayısıyla şu kısmı açıkça söylemek gerekiyor: Pedro Sánchez bu tartışmada gerçekten tarihin doğru yerinde duruyor.
Savaş karşısında uluslararası hukuku savunmak, sivillerin korunmasını istemek ve güçlü müttefiklerin baskısına rağmen geri adım atmamak siyasette çok sık rastlanan bir şey değil.
Ama Türkiye’de tartışmanın ilginç tarafı burada başlamıyor.
Asıl ilginç olan, bu tavrın Türkiye’de nasıl karşılandığı.
X (Twitter)’da bir anda Sánchez’e yönelik büyük bir sempati dalgası oluştu. Türk kullanıcılar İspanyollara dostluk mesajları gönderdi, İspanyollar Türkçe tweetler attı, Türkler İspanyolca cevap verdi.
Bir gecede ortaya tuhaf ama bir o kadar da eğlenceli bir tablo çıktı.
Türk kullanıcılar “Artık dünyada bir tane bile yalnız İspanyol kalmayacak” diye yazdı.
İspanyollar Türkiye’ye gelip İstanbul’da kebap yiyeceklerini ve yüzde 33 bahşiş bırakacaklarını söyledi.
Sosyal medyada iki ülke neredeyse gayriresmî bir kardeşlik ilan etti.
Ama hikâyenin bir de ironik tarafı var.
Pedro Sánchez bir sosyalist lider.
Üstelik Avrupa’daki güçlü sosyal demokrat hükümetlerden birinin başında. Asgari ücreti ciddi biçimde artıran, sendikal hakları güçlendiren, sosyal devlet politikalarını genişleten ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarına öncelik veren bir siyasi çizginin temsilcisi.
Başka bir deyişle, Türkiye’de özellikle muhafazakâr çevrelerin ülke içinde olsa büyük ihtimalle sert biçimde karşı çıkacağı bir siyasi çizginin temsilcisi.
Savaşa karşı durduğu yer ve aldığı tavır da bu siyasi çizgiden bağımsız değil.
Ama Türkiye’de bu siyasi çizginin dışında olan her kesimden insan tarafından “kahraman” ilan edildi. Benzer siyasi duruşu kendi ülkesinde -yani Türkiye’de- gösteren kişilere antipati duyan kesimler tarafında da..
Oysa Sánchez’in birkaç gün önce söylediği bir cümle aslında bütün bu tartışmayı başka bir açıdan anlamayı sağlıyor.
Sánchez, Amerika’nın politikalarını destekleyip ardından ortaya çıkan krizlerden yakınan bazı Avrupa hükümetlerini eleştirirken şöyle diyordu: “Dünyayı ateşe verenleri destekleyip, sonra o yangının çıkardığı dumandan şikâyet edemezsiniz.”
Bu söz Avrupa’daki siyasal ikiyüzlülüğe yönelikti.
Ama insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor:
Sosyalist olduğu için kendi ülkesinde benzer bir siyasetçiye muhtemelen tahammül edemeyecek olanların, aynı sosyalist siyasetçiyi Madrid’de alkışlaması da başka bir tür siyasal ikiyüzlülük değil mi?