Karl Marx yaklaşık 200 yıl önce, sermaye sınıfının işçi sınıfının emeğini sömürmesi üzerinden kar ettiğini söylemiş, böylece artı-değer teorisiyle kapitalizmin yasalarını açıklamıştı. Toplumların temel çelişkisini “sınıf çelişkisi” olarak ortaya koymuş, hatta “Tüm insanlık tarihi aslında sınıf savaşımlarının tarihidir” de demişti.
1980’lerde gelişen postmodernizm ise Marksizm de dahil bütün evrensel yasaları “büyük anlatı” olarak nitelendirdi ve bunların sanayi kapitalizmine ait önermeler olduğunu oysa artık daha farklı ve karmaşık bir dünyada yaşadığımızı iddia etti. Yani artık içinde yaşadığımız bu karmaşık toplumu sadece “sınıflar” temelinde açıklayamayız, tek çelişki “sınıf çelişkisi” değil, başka çelişkiler de var, ya da “sınıf” artık dünyayı açıklamak için yeterli değil v.s..
2026 yılındayız. Uzaya astronot yolluyoruz, Mars’ta yaşayacak insan arıyoruz, yapay zeka işimizi elimizden alacak diye korkuyoruz.
Ama gelgelelim, işçiler maaşlarını alamadıkları için açlık grevindeler.
Önce 110 km yol yürüyorlar, 8 gün sürüyor yürüyüşleri. Polis barikatlarıyla engellenip göz altına alınıyorlar, biber gazından hastanelik oluyorlar, şimdi de tam bir haftadır açlık grevindeler.
Kimisi hasta, kimisinin çocuğu hasta, kira borçları var, markete borçları var, faturalarını ödeyemiyorlar, kendileri aç, çocukları aç, çocukları için geri dönemiyorlar. Ölümü göze almışlar. Haklarını alana kadar geri dönmeyeceklerini söylüyorlar. Karşılığında istedikleri şey ise maaşlarına zam veya ayrıcalık v.s. değil. Sadece çalıştıkları ayların karşılığı olan ama aylardır ödenmeyen maaşlarını almak.
Arada 23 Nisan geçti, yine bazı çocuklar Bakanlık koltuklarına oturdu, fotoğraflar verildi. Madencilerin çocukları, kendileri için direnen babalarının yanındaydı. “23 Nisan kutlamasına katılmayıp babamın yanına geldim” dedi biri, “Babam rahatsız, onu çok merak ediyorum, görmek için geldim dedi birisi, “Babam benim için burada, ben de onun yanında olmak istedim” dedi diğeri, “Oyuncağımı satayım baba, sen eve dön” dedi diğeri.
Şirket madeni 2022’de TMSF’den satın aldığında 1200 olan işçi sayısı şu an 200 civarında. Satın alır almaz 350 işçiyi ücretsiz izne çıkarmış ki, yasal olarak böyle bir hakkı yok. Dava açıp kazanmışlar ama hak ettikleri kıdem tazminatları ödenmemiş. Bazı işçiler 12 ayda sadece 2 kere maaş alabilmiş.
2022’den beri maaşları hiçbir zaman düzenli olarak ödenmemiş. 2023 te, 2024’te, 2025’te 4-5 ay maaş alamamışlar, ücretsiz izinler devam etmiş. 17-18 kez eylem yapmışlar. Ama bitmemiş. Hakları olanı almak için uğraşmak zorunda kalmak yormuş onları, sanki başkasının parasını istiyormuş durumuna düşürülmek üzmüş, ama artık sadece yorgun ve üzgün değil, öfkeliler de. Haklı olarak.
12 Nisan’da Ankara’ya yürüme kararı almışlar. İki haftadır da mücadele ediyorlar, sadece haklarını alabilmek için ve bu kez kararlılar, almadan dönmeyecekler.
Gelgelelim şirketin sahibine. Madeni 2022 yılında 1 milyon liraya satın alan şirket sahibi, 2020 yılında ise 2. Abdülhamit’e ait bir saati 1 milyon 100 bin liraya satın almış. 3000 maden ruhsatı olan şirketin birçok yerde maden şirketi var ve çoğunda işçiler aynı durumla karşı karşıya.
Yani neymiş hala sermaye sınıfı işçi sınıfının emeği üzerinden kar ediyormuş, sınıf çelişkisi hala günümüz toplumlarını açıklamaya yetiyormuş. İşimizi elimizden alan yapay zeka değil de bizzat sermaye sınıfı imiş. Hala işçi sınıfı hakkı olanı almak için mücadele etmek zorundaymış.
Yani aslında günümüz toplumu o kadar da karmaşık değilmiş. Her şey hala çok basitmiş. Ve mesele bunu görmek isteyip istememekmiş.