Tarihçi-yazar İlber Ortaylı aramızdan ayrılalı iki hafta oluyor.
Dolayısıyla İlber Ortaylı hakkında yazmak için geç, ama ölümünden sonra yazılanlar ve söylenenler hakkında yazmak için bence uygun bir zaman.
Ortaylı’nın ölümünden sonra hakkında yazılan çok sayıda eleştiri okudum, bunların içinde oldukça kapsamlı, tutarlı analizler vardı, öğrendim ve saygı duydum.
Ama bir o kadar da “iyi bilmezdik” diye paylaşılan instagram postu ya da videosu gördüm ve izledim. Bunlar içinde İlber Ortaylı’nın o kadar da iyi tarihçi olmadığı, tarihi söylenildiği kadar iyi bilmediği eleştirileri de vardı. Tabi ki bunları paylaşan hiç kimse tarihçi değildi.
Bizim toplumumuza has mıdır, onu bilemem, diğer bütün toplumlar hakkında bilgi sahibi değilim çünkü, o yüzden ahkam kesemeyeceğim. Biz bir şeyi ya çok sevip yüceltmek, ya da nefret edip eleştirmek zorundayız gibi hissediyor ve öyle tavır alıyoruz. Her konuda bunu yapıyoruz ve bunu gerçekten kendimizden çok emin bir şekilde yapıyoruz
Ve bu yazı da aslında bu tavırla ilgili, yani bir İlber Ortaylı eleştirisi ya da güzellemesi değil.
Ortaylı’nın öldüğü gün yayınlanan ve oldukça etkileşim alan bir instagram videosunu, İlber Ortaylı’yı eleştirdiği için değil ama eleştirirken kullandığı argümanları üzerinden eleştireceğim bir yazı.
“Allah rahmet eylesin ama biz onu hiç iyi bilmezdik” diye başlayan video, hemen ardından “Nedenlerine gelince” diyor ve tam orada biz merakla nedenlerini anlatacak diye beklerken uzun uzun Gramsci’nin geleneksel aydın-organik aydın karşılaştırmasından bahsediyor. Ve videonun büyük çoğunluğu bu karşılaştırmanın anlatımı ile devam ediyor. Evet biz geleneksel aydın ve organik aydın arasındaki farkları öğreniyoruz ama hala İlber Ortaylı’nın neden “kötü” olduğunu öğrenemiyoruz.
Sonra anlıyoruz ki aslında İlber Ortaylı “organik aydın” olmadığı için “kötü” imiş. Ama bildiğim kadarıyla İlber Ortaylı’nın zaten kendisinin “organik aydın” olduğuna dair bir iddiası yoktu, hatta bildiğim kadarıyla aydın olduğuna dair de bir beyanı yoktu. Toplumun onu aydın olarak kabul etmesi kendisinin de bu iddiada olduğu anlamına gelmez.
Sonra video devam ediyor….
“Sadece tarih anlatan biri değil, memleketin aklı, sağduyusu ve ölçüsü gibi görünen bir figür oldu.” Bence böyle bir iddiası da yoktu. Hatta ölümünden sonra yapılan yorumlardan edindiğim bilgi, akademi de dahil çoğu çevrelerde ciddiye alınmadığı yönünde idi.
…
“İlber Ortaylı toplumun sağduyusu olarak zihinlerde yer etmiştir ama sağduyu her zaman hakikat değildir.” (Buradaki “sağduyu” yine Gramsci’ye ait bir kavram. Yönetilen sınıfın, egemen sınıfın değerleri ve fikirlerini, sorgulamadan “doğru”, “olması gereken” ve “normal” olarak kabul etmesini ifade ediyor. Yani aslında Gramsci’de bu kavram olumsuz bir anlam taşıyor. İlber Ortaylı’nın egemen sınıfın görüşlerini yeniden ürettiği vurgulanıyor. Ama videoda olumlu anlamıyla da yani Gramsci’deki anlamının dışında da kullanılıyor.) Neyse… Burada önemli olan şu: İlber Ortaylı toplumun sağduyusu olarak zihinlerde yer etmek iddiası da taşımıyor. Denilebilir ki, ama insanlar onu öyle görüyor, peki burada İlber Ortaylı’yı böyle gördüğü için halkı mı eleştireceğiz, İlber Ortaylı’yı mı eleştireceğiz, yoksa neden İlber Ortaylı yerine bizim gibi düşünen insanların toplum tarafından “aydın” olarak kabul edilmediğini mi sorgulayacağız?
…
“Geleneksel aydın (yani İlber Ortaylı kastediliyor), sanki herkes adına konuşuyor gibi görünür.” Yani herkes adına konuşma iddiası da yoktu bence. Sadece tarih anlatısında yanlış bilinen şeylerin doğrusunu anlatmaya çalışıyordu.
“Allah rahmet eylesin ama biz onu iyi bilmezdik.” Biz? Asıl burada herkes adına bir konuşma var gibi durmuyor mu?
…
“İlber Ortaylı’nın bilgisi, çoğu zaman toplumsal öfkeyi yatıştırmak için çalışmıştır. Toplumda yolsuzluk, haksızlık, açlık, adaletsizlik varken dahi, siyasal olanı genişletmek yerine…”
Kusura bakmayın da neden şimdi İlber Ortaylı’nın böyle bir misyonu oldu ki? Ortaylı’nın bundan haberi var mıydı? Yani sıralanan durumlara karşı oluşan bir halk hareketini yükseltme misyonu neden bir tarihçiye verildi, bu misyonu ona kim verdi? Siz mi? Kendilerine bu misyonu yükleyen ama başarısız olanları da böyle eleştirdiniz mi?
Evet, neden İlber Ortaylı’yı “kötü bildiklerine” dair somut bir örneği neyse ki videonun sonuna doğru duyabiliyoruz. “19 Mart’ta öğrenciler göz altına alınırken, kampüslerde itirazlarını yöneltirken onun tavrı öğrencileri makul olmaya çağırmak…” Oysa ki katıldığı bir programda tutuklanan bütün öğrencilerin serbest bırakılması gerektiğini de söylemişti.
İlber Ortaylı’nın buradaki tavrını eleştirebiliriz tabi ama sadece bu örnek üzerinden “iyi bilmezdik” de fazla değil mi sanki? Takım tutar gibi insan tutmak, onu “kahraman” ya da “kötü” ilan etmek biraz fazla değil mi?
Ya da birini elit, halktan kopuk ve “üstten” diye eleştirirken uzun uzun Gramsci anlatmak…bilemedim… Üstelik bir örnek üzerinden birini salt “kötü” ya da “iyi” ilan etmek, Gramsci’nin diyalektik, çok kapsamlı ve kompleks, daha da önemlisi “iyimser” düşünme biçimine oldukça ters.
İlber Ortaylı’yı ilerici olmamakla, düzen yanlısı olmakla eleştirirken, hemen bir şey söyleyeyim, hemen bir tavır koyayım, aman kaçırmayayım diye öldüğü gün video yüklemek ve “iyi bilmezdik” demek, bir gün bile bekleyememek, bunlar ilericilik mi, yoksa düzen karşıtlığı mı? Bizim toplumumuzda ne olursa olsun ölen insana bir rahmet dilenir, bir beklenir, saygı duyulur, sessiz olunur. Halkın organik aydını değil diye eleştirirken, bu halka yakınlık mı?
Bir de tabi ister istemez şu akla geliyor. Madem İlber Ortaylı bu kadar kötü bir insandı, neden herkes bunları yazmak için öldüğü günü bekledi?
Çünkü öldüğü gün daha çok etkileşim alırdı. Çünkü artık eleştiri hiçbir şeydir, etkileşim her şey
Kendinden emin olmak kısmı da başka bir yazının konusu olsun, çünkü üzerine yazılacak çok şey var, zira çağımızın en büyük hastalığı bence kendinden çok emin olmak ve hiç şüphe duymamak.