Yaşamda pek çok acı deneyimle karşı karşıya kalıyoruz. Bu deneyimlerin bazıları nispeten kontrol edebileceğimiz özel yaşantılarken bazıları da bizim kontrolümüz dışında gelişiyor. Doğal afetler, ölüm, kayıp, hastalık… Bunlar kontrol edemediğimiz deneyimlerin başında geliyor. Bütün bu acılarla baş edip bir haliyle yola devam etmek düşüyor bizim payımıza da. Acı çekiyoruz, çekmeliyiz de belki. Çünkü insanız. Böyle böyle büyüyüp gelişiyoruz.
Peki ya sonra? Sonra nasıl devam edecek yaşamımız?
Nasıl saracağız yaralarımızı?
Nasıl hafifleteceğiz çektiğimiz acıları?
Nasıl kalkacağız düştüğümüz yerden?
Bu noktada psikolojik sağlamlık giriyor devreye. Psikolojik sağlamlık; bireyin acı deneyimler karşısında zorluklarla, stresle baş edebilme, çevresine ve yaşama uyum gösterip olumlu bir tavır geliştirerek kendini iyileştirebilme gücünü ifade ediyor.
Yaşadığımız olumsuz duyguları deneyimlediğimiz acı olaylar tetiklese de aslında duygularımızın kaynağı bu olaylar değil. Nasıl hissettiğimizi, duygularımızı esas belirleyen şey yaşantılara olan bakış açımız, yaklaşımımız. Nasıl ki sağlam bir vazo yere düştüğünde ufak tefek sıyrıklarla ya da hiç zarar görmeden bu düşme deneyimini atlatıyorsa insan da psikolojisini sağlamlaştırdığı ölçüde kendini düştüğü yerden çok yara almadan kaldırabiliyor. Tabii vazo örneğini kavramı somutlaştırmak adına söylemiş olsam da insanın nesnelerle kıyaslanamayacak kadar derin ve kendine has olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Belki biz vazo kadar sağlam kalamayız yaşamın içinde ama biz de yaralarımızı sarmayı, kendimizi şifalandırmayı öğrenebiliriz.
Acılarımızı kabul ederek, onlarla yüzleşerek başlamalıyız sağlamlaştırma çalışmalarına. Bu yüzleşme kabuk bağlamış yaraları kanatıp, acıyı kısa bir süreliğine artırabilir de. Endişelenmeyin. Yaranın yerini tespit edip onu tanıyınca daha kolay olacak sarması. Kabulün ardından öz şefkat gelmeli. Başkalarını teselli etmeye ayırdığımız vaktin birazını kendimize ayırsak; güzel, süslü cümleleri biraz da kendimize sarf etsek ne iyi olur değil mi?
“Başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden,
Kendi bahçeni yarat.
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ve göreceksin ki dayanıklısın…
Ve kuvvetlisin,
Ve değerlisin.”
Veronica A. Shoffstall
İç dünyamızda çıktığımız sağlamlaşma, iyileşme yolculuğunu pekiştirmek için hobiler, uğraşlar edinmek iyi olacaktır. Çünkü insan en çok boş kaldığı anlarda zehirli düşüncelere kapılıp gider.
Meditasyon yapmak yaşamla daha uyumlu ve esnek bir bağ kurmamızı sağlar. Bu da yine psikolojik sağlamlığımıza önemli bir katkı olacaktır. Ne kadar sert ve katı olursak o kadar çok kırılıp, dökülürüz. Ne kadar esnek ve yumuşak olursak da yaşamdaki düşüp kalkmalardan o kadar az etkilenir, az yara alırız. Belki de sivri köşelerimizi törpülemenin, sert ve katı yanlarımızı yumuşatıp esnekleştirmenin zamanı çoktan gelmiştir.
…ve şükür. Belki de en önemlisi. Günlük yaşamda öyle her şeye tamam deyip, hakkın olanı istememekten söz etmiyorum. Benim bahsettiğim manevi dünyamızda, kendi içimizde bir yerlerde yaşamımızdaki güzellikleri fark etmek. Zihnimizi kısa bir süre de olsa onlarla meşgul edip, varlıklarına şükür etmekten söz ediyorum. Bu bizim bakış açımızı güzel olana, iyi olana yönlendirebilmemiz için en iyi yoldur.