Oğlu Şükrü, hanımını sorduğunda ne cevap vereceğinin çaresizliğini yaşıyordu.
Oğlunun dönmesine sevinemedi bile garip.
Bacıları bir yandan analarını sakinleştirmeye çalışıyor, bir yandan da ağabeylerini içeri almak için sabırsızlanıyorlardı.
Koca köyde Şükrü Ağa’yı eve taşıyacak güçte adam bulunamadı. Kadınların her biri ot yatağın bir yerinden kavrayıp incitmeden birlikte indirdiler.
Pencere önündeki tahta divana yün yatak serdiler.
Şükrü anasına bir türlü meramı anlatamadığından sesini yükselterek; “Ana benim bir şeyim yok, inanmıyorsan bak yatağa kendim geçeyim de gör.” dedi.
Canını dişine takıp ıh bile demeden kendini ot yataktan yün yatağa bıraktı.
Herkes başındaydı, tüm horantayı bir bir gözleriyle süzdü.
Gözleri üç çocuğu Narin, Ahmet ve Mehmet’in, annesini, hanımını, aradı.
“Ana gelinin nerede?” diye sordu. Kimseden çıt çıkmadı.
Şükrü, bir kez daha sordu; “Ana gelinin nerede? Gelsin de şu üstümü değiştirsin.” dedi.
Kadıncağız dilini, dişini sıkmaktan bir hal olmuştu, hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Şükrü, iyice meraklandı. Öfkeyle; “Yahu desenize ne oldu bu kadına, neden cevap vermiyorsunuz?” diyerek serzenişte bulundu.
Kız kardeşi cesaretini toplayıp; “Abi, yengem sen gittikten bir ay sonra ikiz çocuk dünyaya getirdi. Yengem de çocuklar da sizlere ömür.
Başın sağ olsun.” dedi ve başını öne eğdi. İnanmak istemedi Şükrü, inanamadı. Bir bir çocuklarının gözlerine baktı. Şükrü, geldiğine geleceğine bin pişman olmuştu. Üç yavrusu öksüz, boynu bükük kalmış, kurşun yarasını unutmuş, yüreğinde derin bir yara açılmıştı.
Akif Ağa müjdeyi almasına rağmen ağırdan aldı. Hele bir ortalık durulsun diye düşündü. Köy odasının önünde konu komşu birikmiş, göz aydınlığı vermek için gelmişlerdi.
Akif Ağa’nın kulağı evden gelen seslerde, gözleri komşularındaydı.
İçeriden ağıt sesi filan gelmiyordu. Komşularla selamlaştı; “Siz odaya geçin, ben geliyorum.” dedi.
Kadınlar, Akif Ağa’nın geldiğini fark edince çoğu odayı boşalttı.
Akif Ağa odaya girdiğinde oğlunu yatakta görünce yüzü kireç gibi oldu.
Şükrü toparlanmaya çalışıyordu ki; “Yat oğlum, rahatsız olma, evine hoş geldin.” dedi.
Şükrü yattığı yerden babasının elini öptü. Her ikisi de sustu, sessizce gözyaşı döktü.
“Yaran nerende?” diye sordu Akif Ağa. Şükrü “Kasığımda, önemli bi yara değil.” diye babasına serinlik vermeye çalıştı.
Şükrü Ağa cephede aldığı yaranın ıstırabını uzun yıllar çekti.
Yürek yarasını iki kez evlenerek tedavi etmeye çalıştı.
Babasından sonra ağalık bayrağı Şükrü’ye kalmıştı.
Uzun yıllar köyünde muhtarlık yaptı. Şevket ağabeyinin hanımı kimsesi olmadığından Akif Ağa’nın küçük oğlu Osman’a nikâhlandı. Bu evliliğin asıl sebebi gelinlerini sahiplenmekti.
Şükrü Ağa’nın altı çocuğu dünyaya geldi. Bunların biri kız, beşi erkekti. Mali durumu iyi olmasına rağmen çocuklarının sadece birini okutabildi.
En küçük oğlu Muhsin Sorgun Lisesi’ni başarıyla bitirmiş, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kazanmıştı. İhtiyarlık zamanına geldiğinde, okutmaya ekonomik gücü kâfi olmadığı için Ankara’ya gidip Başbakan İsmet İnönü ile görüşmek istese de amacına ulaşamadı.
Sorgun’un Alcı köyünden milletvekili Seyit Niyazi Bey’in yanına giderek meramını anlattı. Yakinen tanıdığı Şükrü Ağa’nın talebini yerine getirmek için Gazi Şükrü Aydın adına bir mektup yazıp Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdi.
Mektupta aynen şunlar yazılıydı: “Paşam, ben Yozgat vilayeti Sorgun kazası Termezli köyünden Gazi Şükrü Aydın. Paşam, süngüyü seninle parlattım, kurşunu seninle fırlattım. Eskişehir cephesinde filanca derede filanca mevzide sağ tarafında yatanlardan biri de bendim. Kütahya cephesinde arabanız çamura saplandı, omuzlayanlardan biri de bendim. Şimdi de beş yavru yetiştirdim, elinizi öper, hiç birini okutmaya muvaffak olamadım. En küçük oğlum Muhsin Aydın, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kazandı. Okutmaya kudretim kâfi gelmedi. Şimdi oğlumun okuyabilmesi için devletimizin desteğine ihtiyacım var. Hürmet eder. Ellerinizden öperim.”
Bir gün sonra Başbakanlık’tan cevap gelmişti.
Şükrü Ağa amacına ulaşmış, istediği desteği almıştı.
Oğlu Muhsin babasının bu çabası sayesinde okudu, öğretmen oldu. Onun cesaret ve cömertliği yeni nesillere örnek oldu.
Gazi Şükrü Aydın, hicri takvime göre 1311 yılında doğmuştu.
Meşakkatli hayatı 1973 yılının 1 Kasım’ında son buldu.
Mevla rahmetini esirgemesin.
Kaynak Kişiler: Termezli köyü Rıza İnan Durak Eymir, oğlu Hasan Aydın, Muhsin Aydın, Kamer Aydın, Gelini.