Son zamanlarda kiminle konuşsam “Nasılsın, neler yapıyorsun?” gibi hâl hatır sorularına “İş güç, koşturuyorum.” minvalinde yanıtlar alıyorum. İşin kötüsü koşan, koşturan, aşırı yoğun kişilerden oluşan bu güruha ben de katılmışım gibi görünüyor. “yoğunum” lafını duymaktan hiç hoşlanmayan ben, gün içerisinde bolca “yoğunum”,” koşturuyorum” gibi laflar ediyorum. Sanki günümüz dünyasında bu koşturangillere er veya geç hepimiz katılacağız gibi görünüyor.
Peki.
Biz nereye koşuyoruz?
Bu sözünü ettiğimiz koşturmacalar neler?
Söylediğimiz kadar yoğun muyuz gerçekten?
Zaman bize yetmiyor mu yoksa zaman yönetimini mi bilmiyoruz?
Ya da koşturmaca, yoğunluk içinde görünmek bize işe yarar mı hissettiriyor?
Eğer bu koşturmaca dediğimiz hal işlerin çokluğundansa, üstümüze yapabileceğimizden fazla sorumluluk almış olabilir miyiz?
Bir şeyi yapabiliyor oluşumuz ille de yapmamız gerektiğini mi gösterir?
Koşturmacaların içinde kayboluyor gibi hissettiğimiz anlarda yardım istiyor muyuz?
Bu soruları daha da çoğaltabiliriz elbette. Ama şimdilik bu kadarı yeterli. Gelin kendimizde, yaşamımızda bu soruların cevaplarını arayalım biraz. Ararken de Behçet Necatigil’ in satırlarına kulak verelim.
“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.”
İş-güç, koşturmaca derken en çok duygularımızı ihmal ediyoruz. 
Akıllı, çalışkan, başarılı olayım derken; duygusal farkındalığı olmayan, özensiz yaşayan, kendini ve sevdiklerini ihmal eden, hatta duygusal davranmayı küçümseyen birer robota, makineye dönüşüyoruz. İnsanlara her baktığımda bunları düşünerek tıpkı Gülten Akın gibi “Ah, kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya…” diyorum.
Oysa insan; aklı, içgüdüleri ve duygularıyla bir bütündür. Parçalardan birini çıkardınız mı insanlığı bozulur. Duygular görmezden gelinip sağlıklı şekilde ifade edilmezse yaşam doyumu azalır, kişilerarası iletişim zedelenir ve en önemlisi de kişinin kendisiyle olan ilişkisi bozulur, kişi kendine yabancılaşır.
Gelin biz koşturangillerden olmamaya çalışalım. Hayatımızdaki “yoğunum” lafını olabildiğince azaltalım.