Öyle insanlar vardır ki hangi köye giderseniz gidin mutlaka hakkında bir şeyler duyarsınız. İşte o insanlardan biri de İsafakılı köyünden İsmail Çavuş’tur.
İsmail Çavuş’un kahramanlığı cephe arkadaşları tarafından öylesine dillendirilmiştir ki, tek başına bir bölük gibi anlatılmaktadır.
İsmail, İsafakılı köyünden İsmail oğlu olarak 1919 yılında Yunanlılar İzmir’i işgal ettiğinde askere alındı. Bölüğünün üçte biri Yozgatlılardan oluşuyordu. Çoğu hemşerileri farklı cephelerde yıllarca savaştıktan sonra Batı Cephesi’nde soluğu almışlardı. İsmail Çavuş’un bölüğünde Büyük Eynelli köyünden Kara Ahmet, Darıcı köyünden At Hasan ve Kör Bekir, Taşpınar köyünden Ali Çavuş, Mehmetbeyli Köyünden Kara Ferhat, Aşağı Cumafakılı köyünden Tatar Seyit gibi yakın köylüleri vardı. İsmail, askere alındığında silah tutmayı bile bilmiyordu. Onun en büyük şansı yakın köylerden hemşerileriyle aynı bölüğe düşmüş olmasıydı. Hepsi de çok tecrübeliydi.
Her birinden bir şeyler öğrenmiş, gözü pekliği sayesinde de çavuşluğa terfi etmişti. Yapılan her taarruzda en önde gidiyor, yağmur gibi yağan mermilere aldırmadan arkadaşlarına örnek olmaya çalışıyordu. Defalarca yaralanmasına rağmen bu yara beni öldürmez diye diye yarasını pansuman yaptırıp birliğine döndü. Özellikle süngü harbine girildiğinde düşman askerlerine süngüyü sapladığı gibi omuzundan aşırıyor, sıkışan arkadaşlarının imdadına koşarak onlara bir zarar gelmemesi için ölümü göze alıyordu.
Bir gün Taşpınar köyünden Ali Çavuş ile bir arkadaşı öncü keşif yapmak üzere düşman mevziine kadar yaklaşmıştı.
Ali Çavuş’u fark eden Yunan süvari subayı atına binerek peşine düştü. Ali Çavuş koşarak birliğine kavuşmaya çalışırken Yunan subayı yetişti ve kılıcını sallamaya başladı.
Ali Çavuş atın altına girdi, geminden tuttu. At debelendikçe Ali Çavuş kendini korumaya çalıştı. Yunan subayı elindeki kılıcını salladıkça Ali Çavuş; “Allahuekber” diyerek haykırdı.
İsmail Çavuş hemşerisinin dara düştüğünü görünce mevziden fırladığı gibi Ali Çavuş’un imdadına yetişmeye çalıştı. İsmail Çavuş’un atış menzilinden uzaktaydı. Yunan subayı, at sırtında kılıç sallamaya devam ediyor. Ali Çavuş, atın gövdesini kendine siper etmiş, defalarca sallamasına rağmen hala direniyordu.
İsmail Çavuş kendilerine doğru koşan ElmacıklıHasan’ı görünce; “Çabuk geri dön ve ateş et!” dedi.
Elmacıklı Hasan döndü, bir el ateş etti. At sırtındaki Yunan subayı cansız bir şekilde yere düştü. Ali Çavuş atın gemini bırakıp biraz önce tepesinde kılıç sallayan Yunan subayının boynuna bastı, süngüyü göğsüne sapladığı gibi kıvrattı.
Öldüğünden emin olduktan sonra da Yunan subayının ayağındaki çizmeleri çıkarıp ayağına giydi, elindeki kılıcı aldı. Hemşerisi İsmail Çavuş da gelmişti, Ali Çavuş’un yaralandığını düşünerek yanına koştu. Taşpınarlı Ali Çavuş’u Allah korumuştu ve hiçbir yarası yoktu.
Kütahya’da Ali Çavuş bacağından vurulmuş yerde yatıyordu.
İsmail Çavuş’a yalvararak “Aman İsmail, beni burada bırakma!” dedi.
İsmail Çavuş Taşpınarlı Ali’yi sırtına aldı, hem ateş etti hem de onu koruyabileceği bir siper aradı.
Küçük bir kayanın ardına yatırıp Yunan askerlerinin peşine düştü.
Yine Kütahya, Dumlupınar mevkiinde bu kez İsmail Çavuş’un bacağına şarapnel isabet etmiş, bir daha ayağa kalkamamıştı.
Gözüne Aşağı Cumafakılı köyünden Tatar Seyit ilişti.
“Aman Seyit, top bacağımı işlemez hale getirdi beni kurtar.” dedi.
Tatar Seyit, şehit düşen arkadaşlarını İsmail Çavuş’un üzerine çekti ve düşman ile süngü harbine devam etti.
Tatar Seyit, bölük kumandanına İsmail Çavuş’un yaralandığını bildirdiğinde kumandan “Kara Çavuş gittiyse desene bölüğün yarısı gitti.” dedi.
İki gün cesetlerin altında baygın halde kalmıştı. Şehit bedenlerini toplamaya gelen askerlerimiz İsmail Çavuş’un nefes aldığını görünce hemen sıhhiyelere haber verdiler, İsmail Çavuş bacağından ağır yara almıştı.
Trenle Ankara’ya sevk edildi. İyileşti, yeniden cepheye dönmek istese de Yunanlıların İzmir’i terk ettiği söylendi.
Savaş bitmiş, askerlerimiz köylerine kasabalarına dönmüşlerdi. Tatar Seyit üzerindeki cephenin tozuyla soluğu İsafakılı köyünde aldı. Onun, İsmail Çavuş’un kurtulduğundan haberi yoktu.
Babasının evine vardı ve kendini tanıttı;
“Ben, oğlun İsmail’in cephe arkadaşıyım.” dedi.
İsmail Ağa oğlunun da geldiğini söyleyerek içeri davet etti.
Eve vardığında Büyük Eynelli köyünden Kara Ahmet, Taşpınar köyünden Ali Çavuş da oradaydı.
İsmail Çavuş, arkadaşlarını başına toplanmış görünce çok duygulandı ve babasına dönerek; “Beni kurtaran işte bu adam.” dedi.
Ali Çavuş da; “Beni kurtaran da bu.” diyerek İsmail Çavuş’u işaret etti.
O günden sonra da dostlukları devam etti.
Taşpınar köyünden Ali Çavuş, her bulunduğu sohbette “Cenabı Allah beni cennetine koyarsa İsafakılı’dan İsmail Çavuş’u yanıma almadan ben o cennete girmem. O cenneti benden daha çok hak etti.” derdi.
İsmail Çavuş ise aynı sözü Aşağı Cumafakılı köyünden Tatar Seyit için söyler; “Tatar Seyit’siz cennet bana haram olsun.” derdi.
İsmail Çavuş ölene kadar değirmen işletti. Uzun yıllar köyünde muhtarlık yaptı. Her yıl arkadaşı Tatar Seyit’in yeygisini kendi elleriyle götürüp teslim etti.
Ölmeden önce de oğullarına şöyle bir vasiyette bulundu; ”Oğlum sebebi varlığımızı, önce Allah’a sonra da Tatar Seyit’e borçluyuz. Eğer bir gün Tatar Seyit gelir de; ‘Hanımlarınızı alın çıkın, bu evde ben oturacağım.’ derse sakın sözünü ikiletmeyin, ne demek istediğimi umarım anlamışsınızdır.” demeyi ihmal etmedi.
İsmail Çavuş ölmeden bir ay önce bacağındaki şarapnel deri yüzeyine çıkmış, sonra da düşmüştü.
Oğlu Hacı’ya bu şarapneli teslim etti ve ekledi; “Oğlum bugün tarlaya gitmeyeceksin, Darıcı köyünden Etyemez Şeyhleri gelecek, benim cenazemi de Yakup Hoca yıkayacak.” dedi.
O günü vefat etmişti. Cenazesi yıkanırken vücudundaki kurşun yerleri mor mor ortaya çıkmıştı. Üç kurşun sağ omzunda, bir kurşun da sol bacağında kalmıştı. Cenazesi yıkandıktan sonra şarapnel parçasını hocadan izin alarak kefeninin arasına koydular ve öylece defnettiler. Oğulları Metin ile Kara Hacı Aşağı Cumafakılı köyünden baba dostu Tatar Seyit’i sık sık ziyaret etmeyi ihmal etmediler.
Kaynak Kişiler: İsafakılı Köyünden Bilal Yılmaz, Aslan Doğan, Mehmet Civan, Oğlu Hacı Baran, Taşpınar Köyünden Ahmet Akça, Eyüp Erdem, Mehmet Akça, Mehmet Arif Emek, Ali İhsan Sarıkaya, A. Cumafakılı Köyünden Kasım Güler