Bu aralar kendime uzun zamandır sormadığım bir soruyu sorarken buluyorum ansızın…Çoğu insanın bu yaşam denen döngünün içinde en çok da sormayı unuttuğu bir soru bu
Nasılım ya da nasılız ?
öyle uzun zaman olmuş ki bu soruyu kendime sormayalı. Durup, durup düşündüm uzunca bir süre,ve zamanın sonsuzluğu içinde kayboldu benliğim. Yine bir çocuğun hüznü kapladı bedenimi,
bir işçinin eve götürmek için döktüğü ter kokusu geldi burnuma, en çok da bir annenin telaşı sardı dört bir yanımı. bu zihnimi bulandıran olaylar ile cebelleşirken nasıl olur da bu soruyu sorabilirim ki kendime.
Bir sokak köpeği gibi çaresiz, yapraklarını döken ağaç gibi solmuş, uzun bekleyişler ardından gelmeyen o haber kadar umutsuz, hiç açılmamış bir kitap gibi yalnız, karalanmamış defter gibi birçok şeyden yoksun işte böyleyim işte…
İçinizi kararttım değil mi? bu sözlerim ile
Yalan söyleyemem ya, ben de isterdim uçsuz bucaksız bir denizin karşısında bir ağacın gövdesine uzanmış şekilde sizlere güzel şeyler yazmayı. Ama şuan fonda çalan müziğim bile Birsen Tezer- Ne Tuhaf, iken söz dizimin dışına çıkmak olmazdı. Benim ahvalim böyleyken
Size güzel şeylerden biraz bahsedeyim belki bana uğramayan mavinin sıcaklığıyüreğinize dokunduracak bir şey oluverir kim bilir?
Gözümüzü kapatıp kendinizi çocukluğunuzun geçtiği o kutu kadar olan ama asla kahkahanın bitmediği tek odalı evin içinde hayal edin .
Üzerinizde nenenizin ördüğü süveter ellerinizde ise mandalina kabukları olsun. Mandalina kabukları nedendir ki diye sormayın çünkü o kabuklar sobanın üzerine konunca muazzam kokusu sarardı o tek göz odalı evin içinde.
Nenelerinizin elektrikler kesilince anlattığı masallar belirsin hafızalarınızda ve bir mum yakın o mumun saçtığı ışık ile duvarda koskocaman resimler çizin …
ya da saat mi geç ve korkuyor musunuz yer yatağı serin bir tane ve en sevdikleriniz ile uyuyun, çünkü karanlık demek bir nevi çocukken koyun koyuna uyumanın fırsatı idi anne, babamızla…
yüzünüzde beliren o sıcak tebessümü görüyor gibiyim sanırım şimdi sizin yüzünüzde beliren o tebessüm o tek odalı evden çıkıp yüreğime işledi. Gülmek ne iyi geliyor değil mi yüreğe şimdi bir mum ben yakıyorum. Ellerimi birbirine kavuşturup o eski günleri hayal edip duvarda resimler çiziyorum alabildiğine. Çizgiler git gide netleşirken içimi koskoca bir umut kaplayıverdi. O beraber büyüttüğümüz mavinin sıcaklığı bu biliyorum.
Sonra FüruğFerruzad’ın dizeleri gelir aklıma :ellerimi bahçeye diktim yeşereceğim biliyorum biliyorumbiliyorum.
Yazıyı bu sözlerle bitirmeyeceğim tabii ki. Sonu güzel olurdu evet ama daha da güzeli sarılmaktır. Sarılmanın verdiği hiçbir şey kadar iyi gelmez yüreğe düşünsenize iki vücut birleşince oluşan muazzam enerji kadar umut olmaz hiçbir şey.
Bu yazdıklarımı bir rüya ama sarılmayı gerçek sanın olur mu ? şimdi rüyadan uyandınız ve yapmanız gereken tek şey
günekendinize nasılsın sorusunu sorarak başlamak, sonra kocaman sarılmak olsun. Bir, iki, üç hadi,
ben bu evrende yer edinen ve varlığım ile birçok şeye fayda sağlayan ben nasıl olurda kendime iyi gelmem diyoruz ve sarılıyoruz. Nasıl çok iyi geldi değil mi? Her sabah elinizi yüreğinize koyup sarılın kendinize ve benliğinize benliğinize.