Din ; insanların akıl, irade ve isteklerini kullanarak hayır olan şeylere götürüp dünya ve ahiret saadetine ulaşmalarını sağlayan, Allah'ın Peygamberleri aracılığıyla gönderdiği ilâhî esasların bütünü  eğitim ise; kişinin zihin, beden, duygu ve toplumsal yeteneklerinin, davranışlarının, istenilen doğrultuda geliştirilmesi ya da ona birtakım amaçlara dönük yeni yetenekler, davranışlar, bilgiler kazandırılması şeklinde izah edilir.
  Din, insanın fıtratına kodlamış ve doğuştan sahip olduğu bir duygudur. Hem fert, hem  de toplum için zorunlu bir ihtiyaçtır. Tarih boyunca inançsız, dinsiz toplamlara rastlanmamıştır. Aynı zamanda toplumların en duyarlı olduğu bir alan olmasının yanında   onları bir araya getirip kaynaştırma  ve belli değerler etrafında birleştirme gücüne  de sahiptir. 
   Dinimize göre insanın ilk öğretmeni Allah (c.c)’dür. (Rahman,1,2) Hz. Peygambere vahyolunan Kur'an-ı Kerim'in ilk âyeti "Oku" emriyle başlamış, okumanın, öğrenmenin aracı olan "Kalem" üzerine de yemin edilerek bir sûreye isim olarak verilmiştir. Ayrıca bir çok âyeti kerimede , kendilerine müstakil kitap gönderilen  Hıristiyan ve Yahudilere; "Ey ehl-i kitap" diye hitap edilerek, onların da eğitimin temel aracı olan kitab mensubiyetleri  ön plâna çıkarılmıştır. Dinin esaslarını, yani kutsal mesajları insanlara sahih, doğru ve kesintisiz bir şekilde anlatarak, dinin amacına uygun yönlendirmeyi temin etmek, böylece fert ve toplumun huzur ve istikrarına katkıda bulunmak, toplum düzeninde dinin müspet etkisini ortaya çıkarmak gibi gereklilikler, dinin öğretim ve eğitimini zorunlu kılmıştır.  
   Geçmişten devralınan kültür mirasına yenilerinin de eklenmesi sonrası bunların yeni kuşaklara aktarılması ancak eğitim marifetiyle olmaktadır.  Her toplumun kültürel mirası içinde dinî olanı önemli bir yer tutar. Zira din, diğer kültür unsarları üzerinde de etkilidir. Bu durum toplumumuzda  daha da belirgindir. Türk dili, san'atı ve kültür ögelerinde bu etkileri her alan da görmek mümkündür. Öte yandan, toplumun bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarına cevap vermek, onun sürekliliğini ve devamını temin etmek üzere oluşturulmuş sistem olan eğitimle, insanlığın sulh ve saadetini hedef alan din, birbirinin yardımcısı gibidirler. 
  Geçmişte “öğretim ve eğitim" terimlerinin yerine  “talim ve terbiye” terimleri kullanılıyordu. İlim kökünden türeyen talim, öğretimden çok daha derin anlamlar içermesine rağmen onun yerini  daha dar anlamlı öğretim tabiri almış, anlam ve  içerikteki daralma öğrenilen şeyde ki daralmaya da sebep olmuştur.  Eğitim karşılığı olarak kullanılan terbiye ise, "Rab" kökünden türemiş bir kelimedir. Bu kelime bir şeyi büyütmek, yetiştirmek anlamlarına gelmektedir. Efendi, sahip anlamlarında da kullanılmıştır. Ayrıca Allah'ın isimlerinden birisidir. Allah'ın  ismi olarak Rab; bir şeyi derece derece, halden hale, nitelikten niteliğe geçirerek olgunlaştıran, mutlak kudret sahibi anlamına gelir. Eğitim anlamında kullanıldığında ise, insanı fıtratına uygun insan olarak muhafaza etmek, davranışlarını güzelleştirip onu  efendi haline getirmek ve insana yaraşır davranışlar sergilemesini sağlamaktır. Bu yönüyle kültürü yükleme ve aktarma  çabalarının tümünü de  içeren terbiye,  eğitim mefhumundan daha kapsamlı ve daha derin anlam içerir.
Eğitim, davranış değişimi, yeteneklerin yönlendirilmesi ve bireyin gelişmesine yönelik amaçlı bir faaliyettir.  Bilgi ve değer aktarımını, beceri kazandırmayı, bunların geliştirilmesini, gerektiğinde yenilenmesini içerir. Eğitim, hayat boyu olgunluğa doğru devam eden bir süreçtir. İnsanın yükseltilebileceği en son düzeye/noktaya ulaştırılması demektir. Nasıl ağaç için nihai gaye meyve ise, eğitim için de nihai gaye insanı yetiştirip kemale ulaştırmaktır. Buda ancak verilecek eğitimin dinin  hakemliği ve rehberliğinde verilmesi ile mümkün olacaktır. Dinden soyutlanmış bir eğitimin insanlığı ve nesilleri getirdiği nokta herkesçe açıkça görülüp şikayet edilir hale gelmiştir.
    Din eğitimi ise, insanın yaratılışında var olan  dini duygu ve yetenekleri yönlendirmek suretiyle ve genel eğitim kurallarını uygulayarak ona dini bilgiler kazandırmak ve kazandıklarıyla herkesçe benimsenen  davranışların ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktadır. Ferdin olduğu kadar toplumun da sosyal kontrolünü sağlayan vasıtaların önde gelenlerinden  olan din, kendi prensiplerini, inanç sistemi ve hayat nizamını  kabul gördüğü topluma  tabi olarak aşılar. Aynı zamanda  bu, O dine iman edenlerin en tabi hakkıdır. Bu da din eğitim ve öğretimi  yoluyla gerçekleşmektedir. Bu sebeple  bir toplumda din, dini inanç ve onun kabul gören kuralları varsa, onun eğitiminin-öğretiminin de yapılacağı ve sonraki nesillere aktarılacağı şüphesizdir. Yüce dinimiz söz konusu olduğunda  islamı ve Kur'an'ı öğrenme, öğretme ve anlama imkânını sağlayacak kurum, kuruluş ve mekanlar olmazsa veya bunlara gafilce karşı çıkılırsa ondan nasıl istifade edilecektir? Zira öğrenilmeyen dinin, hayata tatbiki de mümkün değildir. Bir şey bilinmeden yaşanamaz. Unutulmamalıdır ki, Türk Milleti bin yıldır Kur'an'la yüz yüze ve iç içedir. Dine , onun Peygamberi ve  kutsal kitabı Kur'an'a karşı duyarlılığı, hürmete dayalı bir ilişkisi hep var olagelmiştir. Bizler de meseleye bu nokta-ı nazardan bakarak tüm Kur’an Kursu, cami ve sair uygun mekanlarda işin ehli görevlilerce kış yaz demeden, her dönem açılıp eğitimini sürdüren ve her yaştan insanımıza, onların uygun oldukları zamanlarda verilen din eğitimine  ve onun verildiği mekanlara sahip  çıkmalıyız. Yeni yetişmekte olan nesillere dini  ve milli değerlerimizi aşılamak,  onlara devlet, millet, vatan ve bayrak sevgisini aşılayan 4-6 yaş kur’an kurslarına ayrı bir önem atfedip yavrularımızı buralara göndermeli ve desteklemeliyiz.  Yarınlarımızdan ancak bu şekilde emin ve emaneti gerçek sahiplerine ancak böyle teslim etmiş oluruz.