Seçim yaklaşıyor, sandığın seçmenin önüne gelmesine 41 gün kaldı. 41 gün… Çabuk geçer.
Malum, Yozgat’ta seçim iki parti üzerine yoğunlaştı.
Mevcut adaylar Yozgat’ta tanınmış insanlar. Haliyle her gittikleri ortamda ilgi alaka görüyorlar. Birçok ortamdan seçmenin “oyumuzu size vereceğiz” vaadiyle ayrılıyorlar.
Bu nedenle seçimi ortada görüyorum. An itibariyle şu aday kazanır demek çok güç. Neyin ne olacağı belli olmaz. Seçim bu ve daha 41 gün var. 41 Günde çok şey değişir/değişebilir.
Sırf bununla da bitmiyor.
Öte yandan adayların etrafında gelişen birtakım olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Belki bunlar uluorta konuşulmuyor ama kulislerde sıklıkla dile getirilen şeylerden bahsediyorum.
Daha doğrusu kulağımıza gelenlerden…
Buradan isim vermem doğru olmaz, daha doğrusu şu ortamda yakışık almaz.
Yoksa ben de biliyorum, “şu şöyle, bu hesabı yapıyor” demesini ama benim işim bunlara müdahale etmek değil, daha çok izlemek ve olan biteni yorumlamak…
En büyük sıkıntı kaynağı “yağcı yalakalar.”
“Yağcı yalaka” çok genel bir tabir gerçi ama ben çoğunlukla, “adayın yanında sadece ben olayım, benden başka kimse olmasın” düşüncesinden hareketle her şeyi kendilerine mal eden insanlardan bahsediyorum.
Hani “hiçbir çıkar gütmüyorum, ben görev adamıyım” diyerek sürekli bir hesap-kitap içerisinde olanlar var ya…
Hani bunlar her seçim döneminde cansiperane bir şekilde ortaya çıkarlar ve Yozgat’ı kurtaracaklarından dem vurup, neredeyse her şeyi eleştirirler.
Her konu hakkında fikirleri vardır ve “çok konuşan çok bilir” mantığından hareketle hiç susmazlar.
Çok gördüm böylelerini. Bu nedenle tanımlama yapmakta pek zorlanmıyorum.
1999‘dan beri tüm seçimleri takip eden birisi olarak yazıyorum.
Tüm bunları sıralarken adayın etrafındaki gelişmelerden bihaber olması ve seçim yaklaşıyor mantığıyla bunlara “dur” diyememesinin de bir antipati oluşturduğuna dikkat çekmek istiyorum.
Duyuyorum ve bir ortamda konuştuğunu başka bir ortamda farklı anlatan bu insanların sonunu iyi görmüyorum.
Sandığı bir son olarak görüp, “köprüyü geçene kadar” mantığından hareketle siyaset yapılmaz. Yani sandık bir son değil yeni bir başlangıçtır.
Esas yarış seçimden sonra başlayacak. Hizmet yarışından bahsediyorum.
Bana göre belediye başkanlığı sürecinin en kolay basamağı o koltuğa oturmaktır.
Sonrası mühim.
Başkan olduktan ve hayırlı olsun ziyaretleri bittikten sonra, takriben 3-5 ay sonra herkes, başkanlık nasıl koltuğuna nasıl oturduğunuzu, ne şartlarda veya hangi oranla başkan seçildiğinizi unutur. Vaatlerinizi kayıt altına alan gazeteciler başta olmak üzere, Yozgatlılar sizden hizmet bekleyecektir.
Vatandaş, öncelikle nasıl bir yönetim ekibi oluşturduğunuza ve seçim öncesi açıkladığınız projelerin kaçını hayata geçirebileceğinize bakar.
Süleyman Demirel’in 90’lı yıllarda siyasi literatürümüze kazandırdığı “enkaz devraldık” sözü şu dakikadan sonra kimseyi kurtarmaz. Zaten bu söze de itibar edilmez.
Daha önceki yazılarımda Yozgat Belediyesi’nin maddi durumunu kaleme aldım. Görünen köy kılavuz istemez. Başkanlık koltuğuna talip olanları nasıl bir belediyenin beklediğini elimdeki rakamları vererek açıkladım.
Az bile yazdığımı söyleyenler oldu.
Yozgat gibi maddi imkânları ve gelirleri kısıtlı bir ilde belediye başkanlığı 6 bin küsur maaş için alınacak sorumluluk değildir.
Şu andan sonra adaylar çok daha dikkatli hareket etmeli ve özellikle de çevresindekilerin etkisinde kalmadan hareket etmeliler.
Aksi takdirde bizlere yazacak çok şey çıkarırlar...