Ne yalan söyleyim kaç gündür ben o kadar çok söylüyorum ki bu sözleri içimden keşke dünya iki dakikalığına dursada kaysam yine özgürce, yine eski arkadaşlarımla bir araya gelip kartopu oynasam, kardan adam yapsam.
Ve o kardanadamla tekrar arkadaş olsam tekrar tekrar aynı karları savursam gözyüzüne, gökyüzünden lapa lapa yağan karları yakalamaya çalışsam.
    Bugün gün boyu çok hayal kurdum galiba, köşe yazımdaki kopukluklarda anlık gidip gelmelerimdendir, aslında bu geçmiş yoculuğu etkiledi beni ne yalan söyleyim...
    Nerde kalmıştık, evet kardan adam yapıp burnuna havuç takmak, kardanadam yaparken kartopu savaşları yapmak ve yarım saatlik yokuşlardan beş dakikada kaymak istiyorum.
    Ama ne yazık ki büyüdüm, büyürken öğrendiğim en acı tecrübe ise, özene bezene yaptığın kardan adamın, hatta kardan dostunun ömrü güneş çıkana kadar.
    Bu yüzden bugün yolda düşmemek için çaba sarfediyor, tandığım bütün çocuklara kızak kaymaları, kartopu oynamaları, kardan adam yapmaları için adeta yalvarıyorum...
    Güneşi görene kadar, büyüyüp hayatın dişlileri ile savaşana kadar yapın yapabildiğinizi, erisin veya üşütsün hiç önemli değil.
    Önemli olan kalbinin en sıcak yerinde kalan küçük kar anıları eğer yaşamasaydım böyle güzellikleri ne anlatabilirdim ki bugün.
    Yürürken veya gazeteden dışardaki hengameyi seyrederken gittiğim düşlerimin arasından sizlere...
    Hiç kızak kaymasaydım, hiç kardan adam yapmasaydım, hiç kartopu yapmasaydım, öyle değil mi?
    Ayrıca, 20 yıllık arkadaşım, dostum, kardeşim, sırdaşım Kemal Bölükbaşı bu yazıyı okuduktan sonra bana söz verdi.
    Yarın oğullarıyla kardanadam yapacak ve burnuna havuç takacak.
    Belki de isim bile verecek,  güneş onu yok edene kadar her sabah ve her akşam bakacak evinin camından, oğulları ile yaptığı  kardanadamına.
    Ve belki güneş çıktığı için ilk defa kızacak, kardanadamını yok ettiği için...
    Ama olsun söz verdi, Kemal oğullarıyla kardanadam yapacak...