Neredeyse bir asırlık mazisi olan Galatasaray – Fenerbahçe rekabetine değinecek değilim. Ama Avrupa’nın en büyük derbisi olarak görülen ve markalaşan bu rekabetin gelmiş olduğu nokta son derece ürkütücü.
Öyle ki, bir tarafta şampiyonluğu kazanmasına rağmen kupayı almak için 3 saat soyunma odasında bekletilen bir takım var. Diğer tarafta savaş alanına dönen bir semt…
Ortada marka olduğu söylenen ve adı “Süper” olan bir lig var. Öve öve bitiremediğimiz, yere göğe sığdıramadığımız, gurur duyduğumuz(!), Türk futbolunun yüz akı(!) Süper Lig…
Maç öncesi çıkan kavgalardan başlayalım mı? Birbirlerine düşman ordusu muamelesi yapan rakip taraftar zihniyetinden…
Yoksa, şampiyon olmuş ama şampiyonluk kupasını alamamış olan takım soyunma odasında bekletilirken stadyumun aydınlatmalarını kapattırıp, aydınlatmaları açtırmamakta direnen ve çim sulama fıskiyelerini çalıştırtan ev sahibi takımın yöneticilerinden mi başlayalım?..
Dünyanın en rezil kupa törenine ev sahipliği yapılırken, yeterince önlem alamayan futbol federasyonundan mı bahsedelim?..
Stadyum dışında polis otolarını ters çeviren ve meşalelerle ateşe vermeye çalışan zihniyetten mi?..
40 maç sabretmiş, mücadele vermiş ve şampiyonluğunu doya doya kutlayamamış futbolcular için ne diyelim?..
Peki ya sarı, kırmızı ve lacivertin birbirine karıştığı o dakikalarda, Beşiktaş semtinde sadece Beşiktaş’ın şampiyonluğu kutlanır diyerek nöbet tutan siyah-beyaz zihniyete ne demeli?..
İlginç…
Velhasıl; önceki gece yaşanan olaylar ne Fenerbahçe’ye, ne de Galatasaray’a yaradı. Olan Türk futboluna oldu.
Zaten aylardır şike iddiaları ile imajı sarsılmış, marka değeri gün be gün azalmış olan Süper Ligimiz yaşanan son olaylarla birlikte dibe vurdu.
Sadece Süper Lig değil tabi ki, Türk futbolu da büyük yara aldı.
Ne sevinmeyi, ne sevmeyi, ne kazanmayı, ne de kaybetmeyi biliyoruz…
Bir türlü olgunlaşamamış daha doğrusu olgunlaşmayan bir futbol anlayışımız var.
Fenerbahçesiz bir Galatasaray’ın veya Galatasaraysız bir Fenerbahçe’nin bir anlam ifade etmeyeceğini anladığımız gün Türk futbolu adına olumlu bir adım atmış oluruz.
Tabi ki bu Beşiktaş, Trabzonspor veya Bursaspor için de geçerli…
Her yıl şampiyon olan, rakipsiz ve dolayısıyla da heyecansız bir Fenerbahçe hangi Fenerbahçe taraftarını memnun eder ki!..
Futbolun en güzel yanı rekabetidir. Futbolu futbol yapan şeylerden birisi de budur. Bugün en çok ilgi çeken spor dallarında biri olan futbolda yarış olmasaydı alınan kupaların ne önemi kalırdı ki!
Önceki gün Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda galip gelen taraf Fenerbahçe olsaydı, Fenerbahçe şampiyonluk kupasını maçtan 10, bilemediniz 15 dakika alacaktı.
Kaybedince ne değişti?..
Maç öncesi her iki kulüp yöneticileri ve futbol federasyonu yetkilileriyle toplantı yapan ve her türlü olasılığı masaya yatıran İstanbul Valiliği bana göre şampiyonluk final maçından sonra yaşananlar nedeniyle sınıfta kalmıştır.
Tüm bu yaşananların önüne geçilebilirdi.
Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin evinde şampiyon olacağı ihtimali ve bu ihtimal gerçekleşirse yaşanacaklar üzerine biraz daha kafa yorulabilirdi.
Bakalım daha neler göreceğiz?
Bakalım Dünya futbolu bizden daha neler öğrenecek!..
Son olarak yine söylüyorum, tekrarlıyorum; “sevinmeyi bilmiyoruz…”