Son zamanlarda kendimi şımartmıyorum diye sürekli yakındığım arkadaşım Hilal'le sabah sözleştik ve birer Türk kahvesi içip sohbet etmek için buluştuk.
Keyifli keyifli sohbet ederken bir yandan da hem kafeye gelenlere hem de cam kenarından geçen sözde gençlerimize bakınıyorduk.
Bu kadar şuursuz, bu kadar kılıksız bir gençliğin yarın için ne kadar endişe verdiğin bir kez daha iliklerimizde hissederek hemde...
Sanırım okullarda serbest kıyafet uygulaması başlamış, her biri moda dergisinden fırladığını hisseden kılıksız gençler ellerindeki kitaptan anladığım kadarıyla okullarına gitmek için yoldalardı...
Gençlik…
Bir milletin atar damarı.
Kalbi, ruhu.
Yarını.
Kayboldu mu tüm bunlar vay o toplumun haline.
İşte tüm vasıflarını kaybetmek üzere olan, bir çoğunu çoktan kaybetmiş bir ülke; Türkiye, bir Yozgat
Bu günün gençliği ile, geçmişin son temsilcileri de bu dünyadan göçtü mü vay bizim halimize.
Ne olacak bu ülkenin hali?
Kimler emanet alacak?
Endişelerim ve korkularım her yeni nesilde biraz daha artıyor.
Bizden sonrakilerde de hayat yok.
15-20'li yaşlardan bahsediyorum.
Etrafımda bir milletin geleceği olacak bir gençlik göremiyorum.
Tamamen özenti içerisinde büyüyen.
Küfrün içerisinde duygularını göreceli yaşayan bir gençlik var etrafımda.
Çoğunluğu bilgisayar bağımlısı.
Bir çoğu ise önce görüntüde vasıfsız, sonra ruhta.
Anne ve babasından hiçbir şey alamamışların durumu daha vahim. Şans eseri kurtaran kurtardı. Yoksa gerisi yok oluş yolculuğunda.
Milli ve manevi duygulardan bahsedeceğim ama nerede.
Artık ideolojilerinde bir gençliği yok ki?
Daha önce bir milli görüş kimliği vardı, çocuklarda o ölçüde yetişirdi. Anne babadan almasa, ideolojik yapı şekil verirdi.
O milli ruha sahip gençlik nerede?
Vatanın huzurunu tehdit eden tek sorunumuz dağdaki PKK illeti mi?
İşte size sorun, neresinden başlasanız başlayın kökü de, dalları da gençliğe uzanıyor.
Tamam kendimiz gibi yetiştiremedik evlatlarımızı,
Uymadı formatı bizim dünyamızla onların dünyası.
Ama bu kadar da boş olmalımıydı bizden uzanan dal. Yeşermeden solmasına nasıl izin verdik?
Yozgat'ımızda dahi çürümeye başlamış genç ruh.
Ne olduğu belirsiz yabancının sözü bizim sözümüzden daha mı etkili ki aynı candan olan çocuk seni değil onu seçsin.
Seçiyor işte…
Görsellik değil bahsettiğim elbette, ama bu kadarına ne demeli?
Yozgat sokaklarında gezinen genç ruh dahi bize yabancı. Sanırsınız Paris, New York sokaklarındasınız.
Saçlar, giyim, kuşam konuşma, yolda yürüme, insanlarla beşeri münasebetler…
Hangi biri benziyor bize.
Aynada yan yana geldiğinizde ne kadar benziyorsunuz çocuğunuza?
Yok yok kimse kendini kandırmasın. Gözü de benzemiyor, beyni de.
Ne aynı şeyleri düşünüyoruz ne de görüyoruz.
Savunduğumuz ve karşı olduğumuz ne kadar kötü özellik varsa hepsi bulaşmış; umudumuz, yarınımız, her şeyimiz dediğimiz gençliğimize.
Kurtuluş mümkün mü, mümkün.
Ama böyle giderse olmaz!
Dünü, bu günü ve yarını bizden uzak ve yabancı başka bir millet var mı?
Allah aşkına etrafınıza bakın.
Duygularımız dahi farklı.
Gençlik çürüyor, genç ruh kokuyor!
O yüzden bu ülkenin yarınları adına endişelerim büyük.
Sizler anne ve babalar, konuştuğunuzda sizi anlamıyorsa çocuğunuz eksiğin nerede olduğunu çok iyi tespit etmeniz gerekli.
Bu gün küfrün eşiğinde, yabancı kültürü ile yaşamayı kendine kimlik edinmiş bir nesil yetişiyor topraklarımızda.
Biz bu topraklara bu tohumları mı ekmiştik?
Yazık, inanın gençleri gördükçe bir çocuğum olmadığı için şükreder hale geldim.
O yüzden bir anne-babalara bakıyorum, bir de yarınıma, daha çok korkuyorum.
Şimdilik bir şey belli değil de bizden öncekiler de göçerse vay halimize!.