Bana göre milli uyanışın ve şahlanışın kaynağı milli ruh olacaktır. Milli Mücadele dönemiyle başlayan Vatan- Millet kavramını, devlete sahip çıkma kavramını çocuklarımıza verebilseydik, kimse devletine, polisine ve askerine düşman hale gelmezdi, onlara silah çekmezdi. Ve şanlı bayrağımıza düşman olmazdı.
Cennet Anadolu'yu koruyabilmenin tek şartı işte bu milli kimlik ruhu olmalı...Kardeşlik ve beraberlik ruhu olmalıdır.
Kardeşliğimize, birlik ve beraberliğimize sahip çıkmalıyız..Siyasi çekişmeyi bir kenara bırakarak. kardeşçe yaşamaya bakmalıyız.
Milli uyanış ruhu Parlamentoda yankı bulmazsa yarınlarımıza çok yazık etmiş oluruz... Bilesiniz ki,, Yüce Türk Milleti asla bu tür siyasi çekişmeleri onaylamıyor ve hak etmiyor..
"Çanakkale Geçilmez!" dedirten ruh, bugün her şeyi ile tartışılır hale gelmiştir. Çanakkale'de destanlaşan ve kanlarıyla bu vatanı koruyan, Milli Mücadele'nin vatanseverlik ruhu bizi bugünlere getirmiştir. Şehitlerin kanlarıyla korunun bu vatanda bugün saglık ve mutluluk içinde yaşıyoruz.
Milli Mücadele'de şehit düşen Mehmetçiklerin kanı henüz kurumadan, bu vatanı ayakta tutan değerler maalesef zaafa uğramış, büyük yaralar almaya başlamıştır. Şimdilerde Milli ve manevi değerleri tartışan, al aşağı eden bir nesil türedi. 1960' lı yıllardan 1980 'li yıllara kadar uyandırmaya çalışılan ruha da siyaset bulaştı. Haince yapılan çalışmalar maalesef vatan bölme faaliyetlerine dönüştü.
1980 sonrası kardeş kavgaları durdurulunca gençlik bir bunalıma girdi. Milliyetçilik akımını durdururken, bunun yerine idame ettireceğimiz düşünceyi oluşturamadık.Vatan- Millet- Sakarya duygularını da alaya alır olduk ve vatanseverleri susturduk amma, onun yerini neyle dolduracaktık? Bunu düşünemedik. Yüzyıllardır süren bir kimlik bunalımına uğramışız. Her geçen gün hızla kimlik kaybı yaşıyoruz. Düne göre bugün bir başka toplum olmuşuz. Dedelerimiz torunlarını beğenmiyorlardı, şimdi babalar oğullarını beğenmemeye başladılar. Hızla değişen bir başkalaşım - yozlaşma var duygularımızda... "Avrupa trenine bindik inmeyiz" diyenler yozlaşmaya karşı ne tedbiri aldılar, bilemiyoruz. Erozyon kaybı gibi bir kültür erozyonu kaybımız söz konusu. Şimdilerde bambaşka bir toplum oluverdik.
Milli ruhu kimse önemsemiyor. Oysa her geçen gün milli ruhumuzu kaybediyoruz. Türk Milliyetçiliğini yaşatan ve devleti ayakta tutan bu milli kimlik zedelenmeye başladı. Çanakkale'de, İstiklal Harbi'nde bizi dimdik ayakta tutan bu ruhu ne yazık ki, bugün kaybetmeye başladık.
Milli kimliğin kaybı, bizimle kendini yok oluşa doğru sürüklüyor. Ömer Seyfettinlerle, Yahya Kemallerle, Mehmet Eminlerle, Mehmet Akiflerle haykıran ve İstiklal Savaşını kazandıran o milli ruhu bugün, arasak da bulamayız artık.
1960'lı yılların Türk Milliyetçiliğini savunan gençleri bugün 50-60 yaşlarında ve dünün hayali ile yaşıyorlar.
Oyunların, istismarların ve siyasi çıkarların kurbanı olduklarına da pişman gözüküyorlar! Ama bedenlerindeki milli kimlik onları gururla ayakta tutmaya devam ediyor. Eskilerin her gittiği yerde terennüm ettiği milli ruhu bir çokları görmemezlikten gelip bizi ve Atatürk'ü yanlış tanıtmaya çalışıyor. Atatürk'deki milli ruhu ve uyanışı dahi istismar ettiler. Bugün gençlerimiz, kızlarımız, oğullarımız milli kimliğini kaybetmeye başladı. Devleti ayakta tutan milli benlik yara aldıkça devlet bünyesi zayıfladı. Rüşvetin de, soygunun da, istismarın da kaynağı oldu. "Güçlü devlet, güçlü politika," milli devlet" kavramlarını tartışırken "Devlet Babanın" gücünü yok sayar hale geldik. Oysa gençlerimize kazandıracağımız ruh bizi ayakta tutacak olan bu milli ruhtu!...
Kimliğimizi kaybedip kendimizi aramaya çıktığımız gün yok oluş kavramının içine düştük.
İşte bu manada milli kimliğin erozyonu başladı. Türk gençleri kimlik bunalımına girdiler. Bu ruhu kaybettikleri sürece yozlaşma devam edecek ve nesiller arası bir zıtlaşma doğacaktır.
Bir grup çılgın eğlence gençliği ise, Çanakkale şehitlerinin kanları üzerinde zevk-ü sefaya daldılar. Çanakkale ruhunu öldürmek için milli ve manevi değerleri ayaklar altına alarak çıılgınlaştılar ve dünü inkara kalkıştılar.
Düne küfredenler bile türedi. Bu inkar bir noktada ihanet noktasına ulaştı. Kendini bilmez, atasını tanımaz olarak yetişen inkarcı çılgın gençlik Avrupa hippilerinin modasına kapılıp yozlaştıkça yozlaştılar. Kutsal değerler adına hiçbir şey bırakmadan hepsini ayaklar altına aldılar. Bu başkalaşım toplu intihar noktasına geldi.. Milli Uyanışı başlatıp kendimize dönmediğimiz sürece Yaşama şansımız da kalmaz...