Yozgat'ta ''Un var, şeker var'' ama bunu hamur haline getirecek ''Usta'' olmayınca, ağırıp, beyazlaşan saçlarımızın, hamur haline getiremediğimiz undan kaynaklandığı sanılıyor.
İşin ehli olanlar, çeşitli siyasi mülahazalar sonucunda ''Bizden değil'' mantığından hareketle uzaklaştırılıp, yerlerine ''Çırak'' bile olamayacakların görevlendirilmesinin sıkıntısını ne yazık ki Yozgat ve bu ilde yaşayan insanlar çekiyor, yaşıyor.
Atalarımız ''Ekmeği ekmekçiye ver, üstüne de para ver'' derken, işini bilenin bir ekmekten bin katık yapıp, 40 kişiyi doyurabileceğini, işinin ehli olmayanın bir ekmekle kendi karnını bile doyuramayacağına vurgu yapmaktadır. Bu ilde ''Ekmek ekmekçiye'' değil, ekmeği yemesini bile bilmeyenlere teslim edilmesinden dolayı bugün bir çok sorunu yaşanıyor, geri kalmışlığı ''Kader'' olarak kabulleniyoruz.
Aslında Yozgat'ta ilin kalkınması, gelişmesi, istihdam alanlarının çoğaltılmasına yönelik birden fazla kaynak mevcut. Ancak bu kaynakları harekete geçirebilecek ''Usta'' konumundaki öncülerimiz eksik. Bir de ''İpin ucu puştun elinde'' olunca, işin içerisinden çıkmak da kolay olmuyor. Aklı yetenler, aklındakini ortaya koymaya kalktığında, ''Düşman'' gözü ile bakılmakla kalınmıyor, ''Aforoz'' edilip, toplum denilen çemberin dışına atılmak için akla gelmedik iftiralar, saçmalıklar birbiri ardına sıralanıyor.
Varsın olsun...
Yine biz dilimizin döndüğünce doğruyu söyleme gayreti içerisinde olalım. Birileri ''Aforoz'' edip, toplum çenberinin dışına atmak için uğraşını versin. Bizleri yaratan ''Yanlışa alkış tutanlardan'' etmesin de, kulunun 10 kuruşluk menfaat uğruna ''Afaroz'' ettiklerinden olmamızın fazla bir ehemmiyeti yoktur.
Nereden nereye geldik...
Niyetim Yozgat'ın geri kalmışlığından dem vurup, nedenleri konusunda ipuçlarını sıralamaktı. ''Bir dokununca bih ah birden'' sıralamışım, farkına bile varmadan. ''Bir dokunulunca bin kez ah çeken'' bir ben değilim ki. Yalnız olmadığımı bildiğim gibi, Yozgatlı'nın ''Kader'' olarak kabul ettiği geri kalmışlığın, taleplerinin yerine getirilememesinin, ihtiyaçlarının karşılanamamasının temelinde ''Usta-çırak'' ilişkisi ortadan kalkıp, ''Ayakların baş'' olmasının yattığından da eminim.
Kurumsal yapıların yok edilip, siyaset kurumunun ''Yandaş'' menfaatlerine uygun olarak hareket ettiği bir dönemde yaşıyoruz. ''Geçici'' olarak kabul ettiğimiz bu dönemin, kısa vadede noktalanmasını umut ederken, bu konuda haykırması gerekenlerin suskunluğunu ne zaman nasıl bozmalarına da bağlı olduğunun bilinmesi gerekir.
Bizler Yozgat'ta yaşayan ve yaşamaya devam edecek olan insanlar olarak, yapılan yanlışlıklar karşısında suskunluğumuzu sürdürüp, elimize geçirdiğimiz fırsatları değerlendirmediğimiz süre içerisinde bugünümüz gibi yarınlarımız da ''Kaderimiz'' diyerek, karanlıklar içerisinde varlığını sürdürecektir.
Silkinme zamanıdır, usta!...