Hala insanlar hastane kapılarında rehin kalıyor ve sağlık konusunda her gün yeni bir skandal yaşanıyorsa, tersanelerdeki işçi ölümlerine tepki gösteren işçiler sıra dayağından geçiriliyorsa, PKK ve yandaşları yasadışı mitinglerle devlete meydan okuyor ve bayrağımızı yere indiriyorsa, toplum mutsuz demektir.
Meydana gelen trafik kazalarında her gün onlarca insan hayatını kaybediyor ve ocaklar sönüyorsa, her yıl 10 bin hektardan fazla orman alanımız kül oluyorsa, toplum mutsuz demektir.
En önemlisi de ABD'nin ve AB'nin ülkemiz üzerindeki baskılarına boyun eğiliyor ve bağımsızlığımız tartışma konusu yapılıyorsa, toplum mutsuz demektir.
Bu mutsuz tablodan olsa gerek, toplumda sevgi, saygı ve hoşgörü ne yazık ki kalmamış.
Bunun yerini saygısız, kural tanımayan bir toplum almış.
Bakıyorum da, kimsenin kimseye en küçük bir tahammülü kalmamış.
Oturduğu apartmandaki komşusunu tanımayan, öldüğü komşusundan haberi olmayan, en küçük bir tartışmada silaha sarılan kavgacı, kural tanımaz bir toplum haline gelmişiz.
Mutsuz toplum olmanın yanında, sorumluluklarımızı da bir kenara bırakmışız.
Her alanda ve her konuda ihmal ve denetimsizliğin bedelini ağır ödüyoruz.
Ülkenin temel sorunları her defasında bir kenara bırakılarak, sürekli yeni gündemler yaratılıyor. Bu durumda insanlar nasıl mutlu olabilsin ki?
Aslında Türk insanı mutsuz bir toplum olarak yaşamayı hak etmiyor.
Türk milleti mutsuz bireyler olmaya değil, çağdaş değerler içinde yasamayı ve yaşatmayı hak ediyor.
Hepimiz kendimizden çok, çocuklarımıza ve gençlerimize mutlu bir gelecek bırakmak için çabalıyoruz.
Aslında toplum olarak yaşamanın ve yaşatmanın amacı da bu değil mi?
Ne diyelim, bizleri mutsuz bir toplum haline getirenler utansın…