10 Ocak çalışan gazeteciler günü var. Bir de 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı…
Tarafsızlık açısından mesleğin gün be gün fakirleştiğini gördüğümden olsa gerek, artık bahsettiğim bu özel günlerin benim için çok özel anlamlar ifade etmediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Çağdaş dünya, demokrasi ve özgürlük gibi kavramlar dün de dillerden düşmüyordu, bugün de…
Bu kavramları  halka ulaştıran; çok sesliliğin, özgürlüğün, tarafsızlığın sesi olan basın emekçileri, dönem dönem sansürlere maruz kalmışlar, susturulmaya, hatta kapatılmaya kadar birçok eylemle mücadele etmek zorunda bırakılmışlar.
Bugün bile basın emekçileri diken üzerinde görevlerini icra etmeye çalışıyorlar.
Sosyal haklarından, ekmek paralarına kadar birçok kalemde kendi haklarını, kazanımlarını alamaz hale getirildiler.
Hatta kendi haklarını savunamaz duruma geldiler diyebilirim.
Öyle ki...
2008'de 5510 Genel Sağlık Sigortası kanunu ile gazetecilerin yıpranma hakları ellerinden alınmıştı.
Bu yıl yapılan bir düzenleme ile “gazetecilere ve milletvekillerine” yıpranma payları iade edildi. Bu da trajikomikti gerçi…
Bana göre, milletvekillerine hak tanımak için gazetecilerin uzun yıllar faydalandığı sosyal hakların tekrar iadesi söz konusu olmuştu.
Böyle giderse, çıkarsız ve tarafsız işini yapan basın emekçisi kalmayacak. Bu anlamda mesleğimiz iyiden iyiye fakirleşiyor diyorum ya zaten.
Hal böyleyken, ortalık şan, şöhret budalalarına kalmaya ve gazetecilik iyiden iyiye ayağa düşmeye başladı.
Cebinde üç-beş kuruş olan her insanın potansiyel birer gazeteci haline geldiği bir ülke durumuna getirildik.
Devlet gazete çıkarmayı belli prosedürlere bağlayacağı yerde, gazetecilerin yıpranma paylarıyla, ilan paralarıyla uğraşıyor.
Birkaç yıl evvel resmi ilan yayınlayan, vasıflı gazetelerin kadrolarında yapılan değişikliklerle bazı düzenlemeler, yaptırımlar getirildi. Bu çok isabetli oldu.
Ama yeni gazete çıkarmak için yola koyulanların çoğunun derdi ekmek parası olmadığı için bahsettiğim yaptırımların bir faydası olmuyor.
Çünkü onların tek dertleri vitrin yapmak.
Ne kadar acı!
Bunların üzerine bir de geçtiğimiz hafta 24 Temmuz’da kutlanan “Basın Bayramı”na değinmek belki saçma gelecektir.
Ama bayram işte…
Basın Bayramı.
24 Temmuz, II. Meşrutiyet’te 1908’de Anayasa’nın yeniden yürürlüğe girmesinin ertesinde çıkan gazetelerin, gazeteciler tarafından sansür memurlarına verilmeden, gösterilmeden çıkarılmış olduğu bir gün.
Yani bir dik duruşun, ayakta kalışın göstergesi... Bu nedenle 24 Temmuz kabul edilmiş ve Basın Bayramı olarak belirlenmiş.
Belki resmi anlamda sansür yok. Sansür kalkalı 100 yıldan fazla süre geçmiş…
Bence sansürün kaldırılmasına fazla takılmamalıyız. Çıkarlar söz konusu olduğunda, sansür her zaman, her dönem olacaktır.
İşini adam akıllı yapan gazetecilerin yetiştirilmesi teşvik edilmeli veya böyle bir ortam oluşturulmalı.
Konuya bu açıdan baktığınızda, Meşrutiyet’ten bu tarafa çok yol alamadığımızı göreceksiniz.
Velhasılıkelam, bir koyun için Kurban Bayramı ne kadar bayramsa, bir gazeteci için de Basın Bayramı o kadar bayramdır…