B asın Bayramı nedeniyle AK Parti teşkilatı tarafından Ser Hotel'de verilen iftar yemeğinden katılımcılar memnun ayrılmışlar. Öyle ki, ''İlk kez bir siyasi partinin yemeğinde rahat bir yemek yedik, kimse bizlerin yerini kapmadı, çorbamız, yemeğimiz zamanında sıcak geldi'' demekten kendilerini alamıyorlar.
Basın mensupları, Yozgat Valisi Abdülkadir Yazıcı'nın teminat ve talimat vermesine karşın, Cumhuriyet Alanı'nda gerçekleştirilen ''Bereket Kervanı tanıtımı iftar yemeğinde'' yine sorunlar yaşadıklarını dile getirdiler. ''Bize güzel bir yer ayrılmış'' diye söze başlayan basın mensupları, ''Başbakan Yardımcısı alana giriş yapınca hepimiz masadan kalktık, tekrar döndüğümüzde bize sadece boş masalar kalmıştı'' dediler.
Şimdi bunlar yazılıp söylenince birileri çıkıyor, ''Basının karnını bir türlü doyuramadık!'' diyerek, sorunu çözmek yerine başka bir alana çekmeye çalışıyor. Bugüne kadar ''Aç gezmelerine'' karşın, ''Tok görünmeyi'' becerebilmiş, ender mesleklerden birisinin de gazetecilik olduğunun kimsecikler farkında değil, anladığım kadarıyla...
Basın mensubu arkadaşların derdi verilecek ''Bir kap çorba'' değil, kendilireni yapılan saygısızlıktan yana dertliler. Tepkileri de bundan kaynaklanıyor. İftar sofrasında veya başka bir davette herkes karınlarını doyurmaya çalışırken, basın mensuplarının görev yapmak durumunda, zorunda olduklarını görmezden gelip,ayrılan masaların işgal edilmesine, kendilerinin bir yudum aldıkları suların, bıraktıkları yerden iç edilişine tepki göstermeleri kadar doğal bir durum olamaz, düşüncesindeyim.
Basında çalışan arkadaşlar yaşadıkları yoğunlukta günlük yaşamlarında da fedekarlık yapmak zorunda kalırlar. Bazen, farkında olmadan ilginçliklere de imza atmaktan geri kalmazlar. Ramazan ayının ik haftasında iki basın mensubu arkadaşımız, sabah namazı öncesinde buluşup, camiye gitme kararı alırlar. Sabah randevuya bağlı oarak buluşup, camiye giden arkadaşlarımız, namaza başlayıp, Rüku'ya eğildiklerinde bizimkilerden birisi gördüğüne şaşışır ama ne yapacağını da bilmez. Zira sabah telaşla kalkıp, giydiği çoraplardan birisi beyaz, diğeri ise siyah olduğunu farkeder...
Yine arkadaşlardan ikisi büroda oturup, sohbet ederken ezan okunur.  Birisi diğerine, ''Hadi Cuma'ya gidelim'' diyerek, abdest alırlar. Koşar adım camiye giderler, ama caminin diğer cumalarda olduğu gibi fazla kalabalık olmadığını görünce şaşırırlar, ''Herhalde Ramazandan dolayı böyledir'' diye düşünürler. Bizimkiler Cuma Namazı kılmak için geldikleri camide vakit namazı kılınır, sonra insanlar dağılmaya başladığında, bizimkiler şaşkınlıklarını üzerlerinden bir türlü atamazlar.  Camiden ayrılırken, ''Herhalde geciktik!'' diyerek, durumu anlamaya çalışırken, kendilerini tanıyan caminin hocası, ''Sizleri vakit namazlarında da görmek ne güzel!'' deyince, durumu anlarla, günlerden Cuma değil, Perşembe olduğunu...