Anadolu’da bir gazetenin çizgisini bozmadan uzun yıllar ayakta kalabilmesi kolay değil. İşte bu nedenle eğilmeden, bükülmeden geçen her yıl bizim için daha da önemli.
İleri’ye bugüne dek çok sayıda insan emek verdi, dirsek çürüttü. Kaybettiklerimiz olduğu kadar, yollarını ayıranlar da oldu...
Ama İleri’nin çizgisi hiç bozulmadı.
Çoğu zaman, Yozgat basın camiasında en çok konuşulan yayın organı olduk. İleri Gazetesi, Yozgat’ta tek iken de bu böyleydi, bugün de böyle...
Şartlar her geçen gün daha da ağırlaştı belki ama İleri, ilkelerinden ve yayın politikasından ödün vermedi.
1999’da babamı kaybettiğimden beri amcam Mükremin Kayhan ile birlikte çalışıyorum. Tabi ki benim de tecrübelerim oldu bu zaman zarfında.
Bugüne kadar parayla emeği birbirine karıştırmadım. Ne Yozgat’ı, ne de kalemimi üç kuruşa değişmedim.
Her ne kadar cehaletten beslenenler, öküzlerin altında olmadık buzağılar arasalar da, şimdiye kadar başarılı olamadılar. Onlara fırsat vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz.
İnsanları giyim kuşamları, siyasi görüşleri veya servetlerine göre sınıflandırmadık. Bugüne kadar herkese açık olan kapımızı hiç kimseye de kapatmadık.
Yozgat için doğru olanı yaptığımıza inanıyorum.   
46 yılı geride bırakan İleri’nin 47’nci yılını kutluyoruz.
Dün olduğu gibi bugün de İleri’ye sahip çıkan okurlarımıza, bizlere destek olan herkese teşekkür ediyorum...
* * *
Bizim de yitirdiklerimiz, acılarımız oldu tabi ki.
İleri’ye emek verenleri hiç unutmadık. Bugün aramızda olmasalar da hep rahmetle andık.
Geçtiğimiz hafta ebediyete uğurladığımız meslektaşımız, abimiz Muammer Karadeli’nin annesi Seniha teyzeyle birlikte İleri Gazetesine emek verdiklerini, burada dirsek çürüttüklerini de hatırlatmak istiyorum.
Muammer Karadeli’nin 3 Haziran 2008‘de, Yeniufuk gazetesindeki köşe yazısından bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum:
“...Artık 1990 yıldönümü, milattı. İsim hakkıyla birlikte; gazeteyi, matbaayı devretmiştik... İLERİ'ydi onun adı, artık yeni sahibi ile yeni ufuklara açılmıştı. Tertemiz bir isim, şaibesiz bir geçmiş, umut vaat eden bir gelecek bıraktık.
Öyle de oldu, Mükremin Kayhan'la gazete yeni bir hüviyete, vasfa büründü. 16 yıllık mücadelenin, emeğin, alın teri 1996'da alındı, Yozgat'ta yeni bir sayfa açıldı. 1 Haziran İLERİ’nin yıl dönümüydü, aradan tam 42 yıl geçmişti. Dile kolay tam 42 yıl, nerdeyse yarım asır.
1 Haziran'da hep içim sevinç, gurur dolu olmuştur, her ne kadar buruklukta olsa.
Çocuğum gibi, bende her yıl biraz daha yaşlanıyorum onunla...
İLERİ'yi Mükremin Kayhan ve şahsında tüm çalışanlarını, personelini tebrik ediyorum. Emin ellerde nice yıllar, nice başarılar diliyorum...”
Bu vesileyle, gazetemizin yıldönümlerinde bizi yalnız bırakmayan Muammer Karadeli’yi de anmak istedim.
Muammer abi bu yıl 1 Haziran’ı göremedi, ömrü vefa etmedi. Mekânı Cennet olsun, rahat uyusun.
Kimse merak etmesin, Muammer abinin de söylediği gibi, İleri emin ellerde...



Gaz festivali!

Bir süredir Taksim’de yaşananlar ortamı iyiden iyiye gerdi. Muhalefetle iktidar arasında yaşanan krizin sokağa yansıması oldukça kötü oldu.
Sinirlerin iyice gerildiği ortamda Başbakan Erdoğan’ın “Siz ne derseniz deyin, biz bildiğimizi okuruz. Biz ne dersek o olacak” türündeki açıklamaları ile karşılıklı restleşmelerin sokağa yansıması da bir hayli gazlı oldu.
Son aylarda sıkça medyada yer alan aşırı biber gazı kullanımından taviz vermeyen güvenlik güçleri, vatandaşı gaza boğmaya devam etti.
Güvenlik güçleri de artık gerilen ortamdan bıkmış olmalı ki müdahaleler sertleşmeye başladı. Vaktiyle Amerikan polisinin sert tavırlarını eleştirirken, bugün benzer tavırları Türk polisinde görmek beni endişelendiriyor doğrusu.
Tonlarca biber gazını depolara dolduran bakanlık, son olarak hafta sonu İstanbul’da yaşananların faturasını orantısız güç kullanan personellere kesileceğini söyledi.
Özetlemek gerekirse, bakanlık bir kaç polise ceza kesecek!
Tabi tüm bu gelişmeleri internetten takip ederken gördüğüm “İstanbul Gaz Festivali” başlıklı haber ve fotoğraflar, İstanbul’da gelinen noktayı resmediyordu.
Sizce de güvenlik güçleri biber gazı kullanma olayını biraz abartmadı mı?
Meydanı saran gaz bulutu, sanki bir iç savaşı andırıyordu.
Her ne kadar Cumhurbaşkanı Gül, “Bu siyasi üslubu bırakmamız lazım” dese de, meclisteki partilerin grup toplantıları resmen kavga havasında geçiyor.
Parti liderlerinin açıklamaları haliyle ortamı geriyor. Bunun faturasını da karşı karşıya gelen sokaktaki vatandaş ile güvenlik güçleri ödüyor.
Ben ülkenin gidişatını iyi görmüyorum. Şayet böyle giderse, sinirleri yıpranan güvenlik güçleri ile vatandaş arasında daha vahim olaylar yaşanacak.
Bir noktadan sonra kendilerini olayın akışına iyiden iyiye kaptıran bazı polisler sanki karşılarında haçlı ordusu varmışçasına gaza gelip, ellerindeki gaz bombalarını vatandaşların üzerlerine yağdırıyorlar.
Tabi bu durumda güvenlik güçlerinin amirleri bir yandan da kendi personellerini yatıştırmaya çalışıyorlar.
Diyarbakır’da ellerinde terör örgütünün sözde bayrağıyla miting yapanlara müdahale edemeyen güvenlik güçlerinin, Ankara ve İstanbul’da elinde Türk Bayrağı ile gösteri yapanlara gaz bombası atmasını mantık almıyor doğrusu.
Çözüm sürecinin büyük bir çözümsüzlük getireceğini, toplumda büyük bir boşluk oluşturacağını, geçmişte örnekleri olduğu gibi biz-siz kavramlarının tekrar ön plana çıkacağını daha önce de kaleme almıştım.
Görünen o ki, sağ-sol, alevi-sünni, Türk-Kürt derken, kutuplaşmaya, ayrıştırılmaya müsait ülkemizde her ortamda boy gösteren şer odakları tekrar faaliyetlerine başlamış.
Sanki bir iç karışıklık çıkartılmaya çalışılıyor. Sanki devletle vatandaş karşı karşıya getirilmek isteniyor.
Yaşananlardan anladığım bu.
Kim ne derse desin, gidişat iyi değil. Aklıselim kararlar almak ve bu şekilde davranmak gerekiyor.
Yıllardır silahla çözülemeyen ve devletin başına bela olan terör meselesi için “Silahla bir çözüme ulaşamayız” diyerek uzlaşma yolları arayanların, bugün sokaktaki vatandaşın sesini biber gazıyla keseceklerini düşünmeleri sizce mantıklı mı?
Peki ya bu gaz festivalleri…
Yeterince gaza gelmedik mi?..