Esnaflığın bir sanat olduğuna inanırım. Yapılması zor, incelik isteyen, hassasiyetleri ve haysiyeti olan bir sanattır. Bir rızk mücadelesinden öte kavramdır. O yüzden herkes esnaf olamaz. Çok eski yıllarda esnaflık daha sıcak ilişkilerle yaşanırmış.
    Esnaflar arası ilişki; dürüstlük ilkesine dayanır, kendi arasında usta, kalfa ve çırak hakiki bir bağla kuvvet bulurmuş.
    Sabah gün ışımadan açılan dükkanların besmelesi güler yüz, kazancı ise karşılıklı samimiyet olurmuş.
    Esnaf dükkanında müşteriye sunulan izzet ve ikramın sınırı yokmuş.
Velinimet olduğunu bilen ve bu duyguyu her an hisseden müşteri de konumunu suiistimal etmez; kendisine verilen değerin karşılığını sadakati ile ödüllendirirmiş.
Günümüz şartları tüm bunlara balta vurdu diye bilirsiniz.
Karşılıklı güven duygusu, esnaf-vatandaş, usta-kalfa ve çırak arasında eskisi gibi de değil,
    Ama ortada çok büyük eksik var, Yozgat\'ta.
    İşini samimiyetle yapanlar zaten kendilerini biliyorlar. Yani onlar için söylenecek özel bir söz yok!
    Ammaaa...
    Bir de \'amannn\'cılar var ya, işte Yozgat\'taki büyük sorun;
    Hakiki esnafın belini büken bu...
    Yozgat\'ta Yozgatlı, Yozgatlı\'ya işken eder mi?
    Ya da rızk kapısını egolarını tatmin etme yeri olarak kullanır mı?
    Hele bir de verilen ve de tutulmayan sözler...
    Yozgat\'ın o anlatılan eski esnaflık yapısına bakıyorum, bir de bu günkü yapıyı kıyaslıyorum, \'ne alaka\' demekten kendimi alamıyorum.
    Evet ne alaka...
    Üzülerek söylüyorum ama, esnaflığın sanat olarak icra edildiği o yıllar çoktan geride kalmış.
    Hangi sektöre bakarsanız bakın büyük bir eksiklik, laubalilik, işi sahiplenmeme, kaliteden ziyade kazanılacak parayı hesap etme gibi özellikler ön plana çıkıyor.
    Başta da söyledim, işini hakkıyla yapana değil sözüm...
    Eskiden esnaflık, sanat olarak icra edilirken bu gün ciddi bir bencillik içinde yürüyorsa birazda bunda bizlerin sorumluluğu var.
    Mesela bizler gördüğümüz yanlışı düzeltmek, ya da hakkı aramak yerine hep susmuşuz.
    Ve bu günde hala susuyoruz.
    Yozgatlı\'nın Yozgatlıya eziyeti işte tam burada başlıyor. İnsan girdiği bir dükkanda her şeyden önce güler yüz bekler. Ne olursa olsun ürünün albenisi burada saklıdır.
    Güler yüzden ötede diyalog çok önemlidir.
    Asık surat, \'alda git\' tavrından çok, insanlar bulunduğu mekanda rahatlık arar.
    Verilen paranın boşa gitmediğini bilmek ise hepsinden daha önemlidir.
    Parayla rezil olmak deyimi vardır.
    Gelelim işin diğer bir boyutu olan, işinin ehli insanları bulma sıkıntısına.
    Yozgat\'ta ustada var, kalfada, çırak da...
    Ama ne gariptir ki, bu üçünü arayıp da bulmak için çok iyi bir referansa veya tanıdık aracılığına ihtiyaç duyarsınız.
    Yoksa, ya işiniz sağlıklı olmaz, ya da cebinizden çıkan paranın miktarı artar.
    Ve biz bunları hep birbirimize yaparız.
    Yani Yozgatlı\'nın nazı Yozgatlıya...
    Dışardan gelenler için durum daha farklı. Yozgat dışından gelen ya bürokrat, ya asker, ya polis, ya da öğrenci. Yani hakkını arama noktasında sıkıntı yaşamaz bu insanlar. Aldığı ürünün her şeyini araştırır, para verirken de en sıkı pazarlığı yapar.
    Haksızlık anında ise tavrını ortaya koyar. İşin Türk açığı ayağını gazdan çekmez.
    Bizde ise öylemi?..
    En tanıdıktan görürüz bazen en büyük haksızlığı. Bütçemize giren kazık ise cabasıdır. Bari iş sağlam olsa, ona da kabul ama...  Oda yok...
    Şimdi bir yuvarlak masada koyu bir dost sohbetinde olsak.  Yozgat desek, emin olun hepimiz bir yerlerden şikayet ederiz. 
    Ama dönüp de aynaya bakmak, dağılmış, bozulmuş yerleri düzeltmek aklımıza gelmek.
    Belki de o yüzden bu kadar çok şikayet ediyoruz.