Ülkeyi yeşertmenin filizden başlayacağını bilen ve mesleğini bu aşkla yapan bir öğretmenin çocuğuyum.
Benim için, öğretmen çocuğu olmak; sabah babamın elinden tutarak okulun yolunu tutmaktı. Okulda “Babam neden benim öğretmenim değil” diye sorgulamaktı. Okuldan korkmamaktı. Teneffüs aralarında öğretmenler odasında babamın oturduğunu bilmekti…
Çocukluğuma bakıyorum, rahmetli babamın beni görev yaptığı Gazipaşa İlkokulu’na ilk götürdüğü güne…
Öğretmenler odasına girmişiz. Babam öğretmen arkadaşlarını göstererek “Oğlum hangi amcan senin öğretmenin olsun?” diye soruyor. Ben de “Baba sen benim öğretmenim ol” diye biraz ağlamaklı, biraz korkak ve çocuk ısrarıyla yineliyorum aynı cümleyi…
Babam ısrarım karşısında gülerken bir yandan da öğretmen arkadaşlarıyla şakalaşıyor.
Okulda işleyiş nasıldır bilmiyorum ki. Hani dördüncü sınıfları okutan babamın benim öğretmenim olamayacağını da bilmiyorum. Gel de bunu bir çocuğa anlat. Çocuk bu, anlar mı?
Babamın her sabah tıraşını olup, kravatını takıp gittiği okula öğrenci olarak ilk gelişim böyle olmuştu.
Böyle başladı okul macerası. İlkokuldan liseye neredeyse tüm öğretmenlerim babamın arkadaşlarıydı.
Babamdaki eğitim aşkını 24 saat boyunca yaşıyordum. Evdeki kitaplığındaki yüzlerce kitabı, birçok konu hakkındaki bilgi ve önerileri bu aşkın en güzel kanıtıydı.
Araştırma, merak gibi önüne geçemediğim birçok özelliği babamdan almışım, tabi bunu büyüdükçe daha iyi anladım.
Yaşadığınız şehirde nereye giderseniz gidin babanızın bir öğrencisiyle karşılaşmak harika bir duygu. Belki öğretmen çocuğu olmanın ayrıcalıklarından birisi de bu olsa gerek.
Kendimi, eğitim sistemi üzerinde en fazla değişikliklerin yapıldığı kuşağın mağdurlarından birisi olarak görüyorum.
Birçoğumuz her yıl yapılan sistem, müfredat değişiklikleri sonucunda liseyi nasıl bitirdiğini bile anlamadı.
Ticari veya bireysel kredilerle tanışana dek, kredi kelimesini eğitim sistemine verilen bir isim olarak biliyorduk.
Velhasıl, biz kredinin ne anlama geldiğini “kredili sistem” dedikleri enteresan, akıl almaz bir müfredat değişikliği ile öğrendik.
Her hükümet değişikliği ve gelen koalisyonlar kendi isteklerine göre şekillendirdiler eğitim sistemini.
Bugün hala değişim sürmekte. Dün, öğrencilerin korkulu rüyası olan, uykuları kaçıran sınavların bazıları bugün tedavülden kalktı. Bazı sınavlar sınav olmaktan çıktı. Neredeyse hepsinin isimleri değişti.
Sistem sürekli değişti. Bizler de bu değişim sürecine şahitlik ettik.
Bugün eğitim sisteminin bir parçası haline gelen/getirilen dershanelerin kapatılması gündemde…
Dershaneleri doğuran bugünkü eğitim sistemdir. Okullar arasındaki eğitim standartlarını eşit hale getirmeden, Yozgat gibi eğitim sıralamasında plaka numarasıyla yarışan illere eğitim alanında yatırımlar yapmadan dershaneleri kapatmak sadece mağdurların sayısını arttırır.
Önce sistemi, şartları ve standartları iyileştir. Eğitimde eşitlik ilkesini benimse ve bunu Edirne’den Kars’a tüm illerde uygula.
Yani dershanelere olan ihtiyacı ortadan kaldır. Sonra dershaneleri kapatacaksan kapat.
Öğretmenler günü nedeniyle duygularımı kaleme alırken konuyu daha fazla dağıtmadan yazımı noktalasam iyi olacak.
Bir öğretmen çocuğu olarak; babam Rasim Kayhan nezdinde, memleketin her köşesini evi, her öğrencisini evladı bilen öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutluyor, büyüklerimin ellerinden öpüyorum...