Yeniden diriliş ibretleri sergileyen bahar ayları. Taze açan Çiçekleri dallarında olgunlaşmaya başlayan Kayısı çağlaları gözlere hoş geliyor, bir taraftan da dişleri kamaştırıyordu.
Canan:
-Çok canım sıkılıyor… diyerek.
Arada bir oyunlar oynadığı. Köyün gençlerine:
-Dur şunlara bir oyun oynayayım… dedi.
“Abi” dediği o gençlerle tek tek görüşerek:
-Mezarlığın arka tarafındaki. Bağlarda buluşalım. Sana özel, bir şey söyleyeceğim. diyerek.
Gençleri bağlara gönderdi.
Bağlarda bir birlerinden habersiz toplanan gençler. Cananın ve Nefislerinin… oyununa geldiklerini, geç de olsa. Birbirlerini görünce anladılar.
Cananda boş durmuyordu. Mutfaktan bir bıçak alarak, uydurma birde önlük bulup beline bağladı:
-Anne ben biraz madımak toplayacağım, diyerek.
Gene anasının ikaz sözlerine aldırmadan. Köyün dışına çıktı. Niyeti belliydi…
Bağlarda topladığı gençlerin, bir oyuna geldiğini görerek. Onlara kahkaha atarak gülecekti. Öylede yaptı.
Mezarlığı aşarak. Bağlara doğru bir zehirli yılan gibi süzüldü gitti… Gençleri gördü. Onlara biraz yaklaşarak ve kahkaha atarak gülüyordu.
Bir anda durakladı. Çünkü… O gençler olanları gurur meselesi yaparak ve öfkeli bakışlarla. Ağır ağır Canana doğru yürüyorlardı.
Canan ise o bakışlardan çok korktu. Ve bir anda geriye dönerek kaçmaya çalıştı.
Her şeyi başarmıştı ama!… O kaçmayı beceremedi.
Sonunda azgın ve öfkeli gençlerin ellerine düşen. Canan. Tokat yedi. Saçları yolundu, üstü başı yırtıldı. Namusuna uzanan elleri hissedince. Madımak toplamak için saklı bıçağını bir anda çıkartıp. Avazı çıktığı kadar bağırarak. Bir diğer taraftan da elindeki bıçağı, sağa sola sallamaya başladı.
Sonunda canı çok yanan. Canan karaların oğluna tereddüt etmeden. Can havli ile elindeki bıçağı karnına sapladı. Karaların oğlu aldığı bıçağın darbesinden dolayı acı bir:
-Aahhh… diyerek kanlar içinde yere yığıldı. Onu kanlar içinde gören arkadaşları ve Canan korkarak. Olay yerini terk edip oradan uzaklaştılar…
Canan ardına bakmadan, koşarak evine geldi ve anası ile karşılaştı.
Annesi kızının perişan halini görünce. Gene bunun bir şaka oyunu sanarak:
-Ne oldu kızım?... Çobanın itlerimi kovaladı?, diye.
Kızı ile eğleniyordu.
Canan üzerinden şaşkınlığını atamadan. Yaptıklarının yanlış olduğunu anlayarak olduğu yere yığıldı düştü.
Annesi ve kardeşleri, ellerinden ayaklarından tutarak, panikle karışık çığlıkları arasında, evdeki somyaya yatırdılar…
Canan kendine geldiğinde elinin yüzünün yıkanarak ıslak olduğunu birde etrafında ağlaşan ailesini ve komşularını gördü... Yattığı yerden ellerinin üzerine hafif doğrularak daha önceki yaptığı hatalı oyunu da hatırlayarak… ağlamaklı ses tonuyla sordu:
-Doğru söyleyin ne olur, ölmüş mü?.. dedi.
Babası üzgün ve öfkeli ses tonuyla:
-Kasabaya doktora götürürken yolda, kan kaybından ölmüş.
A kızım… sonunda kendini de bizi de yaktın!… Yok yok.
Bunu… bu kadar serbest bırakmamalıydık?... Sana güvenmiştim. Benim kızım kocadan ayrıldı. Üzülmesin diyerek, kendi haline bırakmıştım. Şimdi anladım ki.
Kızını dövmeyen!... dizini dövermiş diye bir anda olsa öfkesinden böyle konuşuyordu.
Karakoldan gelen jandarmalar. Cananın elleri kelepçeli olarak. Dünyalık cezası ve çekecek çilesi için Vilayet hapishanesine götürdüler.
Aradan geçen günlerde de. Öğretmen ve ailesi olaylardan dolayı uğradığı taciz ve tehditlerden yılarak. Erken emekliliğini isteyerek. Ankara ya göç edip oraya yerleştiler.
Selam ve dua’larımla.