Daha önce de söylemiştim, bu çözüm süreci hükümetin başını  fazlasıyla ağrıtacak gibi. Bildiğiniz ateşten gömlek, kolay değil.
Konuyla ilgili daha önce birkaç yazı kaleme aldım. Benim çözüm sürecine karşı olduğumu düşünenler de oldu, hak verenler de...
Sonradan büyük sorun haline getirilen ve adı “Kürt sorunu”  diye kalan bu sorunun çözüm yolları hakkındaki eleştirilerimi okuyanlar bana “sen olsan nasıl çözerdin” gibi ilginç  sorular yöneltmeye başladılar.
Öncelikle “nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz?” sorusunun cevabını arayarak başlayabiliriz.
Biz millet olarak, önce yapıp veya karar verip daha sonra düşünmeyi huy edinmiş insanlarız. Üsttekilerin de yanlış kararlar alıp, uygulamaya koyabileceklerini fazla düşünmeyen bir toplumuz.
Bu nedenle büyüklerin yaptıklarını eleştirdiğimizde göze batıyoruz, hatta öteki olarak gösteriliyoruz.
Uzakta aramaya gerek yok, sorun Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle bizim içimizde...
Hep böyle olmamış mı?
Sağ-sol, alevi-sünni ve Türk-Kürt diye aramıza nifak sokanların kucağına düşmedik mi?
Biz-onlar kavramlarının her zaman var olduğu ve var olacağı bir coğrafyada yaşadığımızı unutmamamız gerek. Zaten unutmamız da mümkün değil, çünkü bunu sürekli körükleyen ve bizlere hatırlatan birileri hep olacak. Yıllarca terör belası ile uğraşan ve binlerce vatandaşını silahlı çatışmalarda kaybeden bir ülkeden bahsediyoruz.
Bir yanda tüm Kürtlerin haklarını savunduğunu ileri süren eli kanlı bir gurup var, diğer yanda onları mecliste temsil ettiklerini iddia edenler...
Biz hep buzdağının görünen yüzünü gördük. Elinde silahıyla ortaya çıkan biri “ben Kürtlerin haklarını arıyorum” dedi ve kanlı bir süreç başladı Türkiye’de.
Bölücü cümleler kurdular, sinirlerimizi bozdular. Daha sonra federasyon, özerklik gibi modeller ortaya attılar, iyice kafaları  karıştırdılar.
Bugün T.C. yazısından, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünden ve çocukların okullarında okudukları andlardan rahatsız olduklarını söylediler.
Daha bir çok bölücü açıklamalar yaptılar. Bölmekten, vurmaktan, yıkmaktan söz ettiler. Sinirleri gerdiler.
Çözüm için öncelikle susmaları gerekiyor. Halkın sinirlerini geren bu söylemler gerçekleştikçe herhangi bir şekilde çözüm yolunun bulunacağını sanmıyorum.  Bugün İmralı’da yatan terörist başının vaktinde bir gazeteciye söylediği “göreceksin, Türkiye’ye dönüp parlamentoda politika yapacağım” sözlerini de tartışacağız.
Hep böyle olacak.
Bu ortamda çözüm bulmak, hatta çözüm aramak bile mantığa ters geliyor. Önce “çözüm istiyoruz” diyenlerin susmaları ve ortamı germemeleri gerekiyor. Onlar bölücülük dolu cümleler kurdukça bu süreç baltalanacaktır.
Bir de akil insanlar var tabi… Nasıl ve ne şekilde seçildikleri belli olmayan insanlar…
Onlara daha önce değinmiştim, isimler konusunda daha titiz davranılabilirdi. Velhasıl, biz sorun var dedikçe, sorun çözmeye çalışan da çok olacaktır. Bize bırakmayacaklar bu sorunu çözmeyi.