Türkiye dün bir sabaha daha acı, göz yaşı ve yürek yangını ile uyandı.
    Yangın bu kez aynı anda 24 ocakta birden alev aldı.
    O yangın ki annelerin, babaların, eşlerin, çocukların, kardeşlerin yüreğini sardı.
    Bir milletin bağrına düşen o kor ateşin yangınının tesiri altındayım şuan.
    Sabah işe gelirken aldım acı haberi.
    24 yiğidin arasından bir de Yozgatlı vardı.
    Ne fark eder ki nereli olduğu ya da şehidin sayısı.
    Birinin acısı da bin değil mi?
    İşe getirmedi ayaklarım dün sabah. Bastım şehit üsteğmen Murat Bek’in Yozgat’a 50 kilometre uzaklıkta bulunan Söğütlüyayla Köyü’ne…
    Toprak yeni uyanmış, dumanı üstünde bir hava vardı dağlarda tepelerde.
    Musa Beyli sırtlarına uzanırken çobanlar yeni çıkıyor yollara,
    Biraz önce yanından geçtiğim toprak evde Fatma Nine sobasında çörek yapıyor,
    Ayşe Bacı sığıra gönderiyor ineklerini,
    Beyaz kazlar dere kenarında günün ilk suyunu yudumluyordu.
    Halbuki saatler önce kıyamet kopmuştu,
    Saatler önce kıyamet koparken, hayatlar sönüp, ocaklara ateş düşerken geçtiğimiz köylerde her şey yolunda, vakit her şeye rağmen ilerliyordu.
    Dağlar taşlar hüznüm misali karşılıyordu beni…
    Yol uzar derler ya uzuyordu gittikçe…
    Günlerdir ses vermez olan arızalı radyomdan gelen sesler yükseldikçe bir nağme geliyordu;
    Karlı dağlar olmasaydı,
    Laleleri solmasaydı,
    Ölüm Allah'ın emri de;
    Şu ayrılık olmasaydı...
    Köyler geçiyorum, tepeler aşıyorum, gaza bastıkça basıyordum ama yollar bitmek tükenmek bilmiyordu.
    Sanki saatler geçmiş ömür kervanından bir yılı geride bırakmıştım.
    Evlerin bacasından yükselen her duman sıcak sımsıcak bir yuvayı hissettiriyor,
    Yüreğimdeki acı ve öfke sıcak yuvasını bırakıp terör belası ile mücadele ederken şehit olan yiğitleri çıkarıyordu karşıma.
    Yozgat’ın göbeğinde ses vermeyen radyo sanki yüreğimde yaşadıklarımı tarif ediyor, yüksek sesle haykırıyordu.
    Gözlerime yüklenen sis bulutlarına hakim olamıyordum artık,
    Yüce dağlar olmasaydı laleleri solmasaydı
    Ölüm Allah’ın emri de su ayrılık olmasaydı
    Bu türkü beni benden alıp götürmüştü.
    Şehit Murat’ın Köyü’ne yaklaştıkça bundan önce toprağa, ebedi istirahatgahlarına şehit olarak gönderdiğimiz Yerköylü Erhan Ar, Yozgatlı Bahadır Fuat Buharalıoğlu, Sarıkayalı Doğan Göçer geldi gözümün önüne.
    Kim bilir yakınları 24 şehidin acı haberini aldıkları an neler hissetmişlerdi.
    Ne hissetmez ki insan, al sana yaşarken kopan kıyamet.
    Var mı daha ötesi?
    Dere içinde küçük bir köy karşıladı beni…
    Söğütlüyayla Köyü’nün hemen girişindeydi Murat’ın evi…
    Saatler süren bir yolculuk sonrası yorgunluğunu yaşıyordum sanki.
     Adımlar Murat’ın evine girdikçe yaşanan acının ateşini daha çok hisseder oldum.
    Toprak evden yükselen ağıt burada şehit var diye haykırıyordu…
    Ana yüreği yine dayanmamıştı,
    Baba metanetli, başı dik ama isyankar.
    Yeter diyordu yeter, son olsun bu acılar diyordu.
    Yol boyu hep şunu düşündüm durdum…
    Bir biri ardına geçtiğim köylerde hayat yeni başlıyor,
    Gün karanlık bir gecenin sabahına,
    İnsanlar yeni bir hayata uyanıyor,
    Biz gece yataklarımızda uyuyorken,
    Bir yerlerde birilerinin anası ağlıyor,
    Nice koç yiğitler toprağın kara bağrına şehit olup düşüyordu!
    Orada kıyametler koparken biz hiçbirini duymadan bir güne uyanıyorduk.
    Ne garip değil mi hayatın iki yüzü.
    Birinde acı, göz yaşı, ihanetin yaktığı ateş,
    Diğer yanda farklı bir dünya…
    Bir Muradımız vardı onu da kaybettik, ihanet ateşi aldı götürdü.
    Biliyorum üç beş şerefsiz…
    Ve biliyorum o şerefsizlerin yaktığı ateş bu milleti “Vatan sağolsun” demekten alı koymayacak.
    Ama insanlar artık yeter diyor…
    Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve Türk milletine baş sağlığı dilerken bir kez daha şerefsizlere lanetlerimi gönderiyorum…
YOZGAT RÜZGARI
Ülkeyi ihanet, Yozgat’ı gaflet yakıyor!
    Peşi sıra gidiyor koç yiğitler.
    Niye, neden, niçin…
    Üç beş şerefsizin, hainin, neidüğü belirsiz soysuzun ihaneti için…
    İhanet her geçen gün yürekleri yakıp kavururken benim neden zerre miktar tepkim olmuyor olamıyor dedim durdum her zaman!
    Dün gençler meydandaydı.
    Yozgatlı yok gençler vardı meydanda.
    Onlar terörü lanetlediler, kahrettiler, küfrettiler, bağırdılar, çağırdılar ama TEPKİ’lerini ortaya koydular.
    Türk milletinin aslında tepkisiz yaratılmadığını onlar bizim adımıza ortaya koydular.
    Gençler “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganları atarken izleyenler oldu,
    Görmezden gelenler oldu,
    Amaaan şehit yürüyüşümüymüş diyenler oldu…
    Hiç ilgilenmeyenlerde.
    Her şeye rağmen yaklaşık 5 bin genç sokaklara çıktı, tepkisini ortaya koydu.
    Gaflet uykusundaki Yozgat’a tepkisizliğin tepkisini verdi.
    Ara sıra “Yozgat uyuma şehidine sahip çık” diye haykırdılar ama kimin umurunda!
    Eminim şuan bu satırları okuyan umursamazlar da “Adam haklı diyor” diyecekler ama o kadar!
    Dahası yok, şehitler olur, vatan sağ olur, tepkisiz yanımız büyürde büyür…