Biz savaştık siz çalışın zamanın kıymetini bilin dercesine.
Siz cephede beş kurşuna beş düşman hesabı yaptınız ama biz beş vakitte bir Fatiha okumayı bile beceremedik. Umarım bundan sonra tüm şehit ve gazilerimiz unutulmaz yâd edilir.
Bu hikâyeyi tüm detaylarıyla anlatan kavurgalı köyü halkına, Gelini Memune Akgün’e Torunu Hasan Hüseyin Akgün’e İhsan Yüzbaşıoğluna Teşekkür ederim. Osman Karaca
GARİP
Ben kendimi garip sanırsım bu şehirde
Benden garibi de varmış
Hem;de İzmir,de
Cami avlusuna terk edilmiş bir çocuk gibi
Belenmiş toprağa şehadet şerbeti ile
Çevirmişler etrafını eğreti bir tel ile
Tenekeye yazılmış iki yiğidin adı
Ben kendimi garip sanırdım bu şehirde
Benden garibi de varmış
Hem de İzmir de
Özür dilerim İzmirli Cemal kardeşim
Özür dilerim Yozgatlı Ahmet çavuşum
Garip olmak bu vatana can verip unutulmakmış
9 Eylül 1922 de İzmir menemenin kurtuluşunda bölük komutanıyla aynı kaderi paylaşmışlar mahkeme camii avlusunda yakın muharebe sonucunda ikisi de burada şehit düşmüşler bu şehitlerimizi şimdi şehir yerleşimi içerisinde kalmış o zamanki adıyla iki ağaç bölgesine defnetmişler savaş bitince de şehit oldukları mahkeme camiine yapılan bir törenle şu anda bulundukları ebedi istiraatgahlarına tekrar nakledilmişlerdi ne var ki aradan 83 yıl geçmiş bu vatan için can veren İzmirli mülazım cemal ile Yozgatlı Ahmet çavuş şiirde de anlatıldığı gibi garip kalmışlar mezarlarını ilk ziyaret ettiğimizde fotoğraf dada görüldüğü gibi şehit mezarı demeye şahit ister haldeydi. Şehit kubilay anıtını da ziyaret ettik gururlandık ama aynı hassasiyeti bu kahraman askerlerimize de göstermelerini beklerdik çünkü vatan olmadan cumhuriyet olmaz onlar bu vatan için canlarını feda etmişlerdi. Bizde Çağdaş Yozgatlılar kültür ve yardımlaşma derneği yönetimi olarak uzun süren bürokratik işlemler sonucunda bu şehitlerimize yaraşır şekilde yeniden yaptırılmış mahkeme camiinde derneğimizce şehitlerimiz ruhuna mevlidi şerif okutularak tüm şehitlerimiz yad edilmiştir yapılan törenle Yozgat’tan getirilen toprak serpilerek bu şehitlerimiz anılmışlardır.
Dünyada esir alınmış tek bir Türk sancağı bile bulunmamaktadır.
“BU ALAY SANCAGI GELIBOLU SAVAS ALANINDAN GETIRILMIS, AMA ESIR EDILMEMISTIR. CUNKU, TURK ORDUSUNUN MILLI GELENEKLERINE GORE BIR ALAYIN SANCAGI, ALAYIN SON ERI OLMEDEN TESLIM EDILEMEZ. BU SANCAK, SONUNCU MUHAFIZIN DA ALTINDA OLU OLARAK YATTIGI BIR AGACIN DALINA ASILI OLARAK BULUNMUSTUR. KAHRAMANLIK TIMSALI OLARAK KARSINIZDA DURAN BU TURK ALAYI SANCAGINISELAMLAMADAN GECMEYIN"
MİLLETİMİN NAMUSUDUR SANCAĞIM
Asim Çavuş namı diğer Hasan oğlu Asim Karabulut. Asim Çavuş Yozgat'ın İnceçayır Köyü’nde doğmuş. 18 yaşında silâha altına alınmış. Gelibolu zaferinin isimsiz kahramanlarındandır.
Bütün askerlerimiz gibi oda kısa bir silah taliminden sonra cephede düşmanla sıcak savaşa katılmış. Gösterdiği üstün başarılardan sonra Sancak çavuşu olmuş ve sancağı namusu bilip canı pahasına korumaya and içmiştir Bir gün bulunduğu birlik İngiliz askerleri tarafından pusuya düşürülür ve yoğun çatışmadan sonra cephanesi biten birliği teslim olmak zorunda kalır. Asim Çavuş sancağı sıyırır beline dolar, soğukkanlı bir şekilde düşman askerleri nezaretinde üçlü kol düzeninde yürütülmektedirler. Asim Çavuş sorumluluğunun bilincinde fakat çaresiz bir şekilde silah arkadaşlarıyla birlikte yürümekte, bir yandan da plan yapmaktadır.
Aynı birlikte Yozgatlı iki hemşerisi vardır. İkisi de Yozgat'ın Kababel Köyü’nden Hüseyin ile Haydar Çavuştur. Bir ara dar bir yerden geçerlerken fırsatı değerlendirir, askerlik öncesinden de tanıdığı Haydar Çavuş’ un arkasında yürümeye başlar. Kısık bir sesle: “Haydar, emanet belimde, benim kaçmam lazım.” Der. Haydar Çavuş acele etmemesini söyler: “Uygun bir yere geldiğimizde üçe kadar say ben saparım, sen kaçarsın.” der.
O kadar yol yürümüşler ki ayaklarındaki çarıklar yürümekten yırtılmış. Düşman askerleri yerde sürünen çarık bağına basıp askerlerimiz tökezledikçe kahkahalar atmaktadır. Asim Çavuş: “Allah korusun, sancağımız bunların eline geçerse o zaman bu gâvurlar kim bilir nasıl alay ederler.” diye düşünür. Kafasını kaldırır gözüne az ilerde yeşil ağaçlı bir dere ilişir. İçinden dua eder inşallah bu dereden geçeriz diye. Yaklaştıklarında bölüğü durdurup düşman askerler kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Birini derenin kenarına arazi keşfi için gönderirler. Kalanlar sigaralarını yakıp keyif yaparlar.”Yıllarca içtim bu mereti bu kadar güzel koktuğunu hiç hatırlamıyorum.” deyişi her sigarasız kalışımda bana Asim Dede’nin bu sözünü hatırlatır.
Keşfe giden asker döner. Tüfeğin kayışı koluna dolalı bir vaziyette, namlusuyla götürecekleri yeri gösterdi. Dereye giren asker bir yandan aç, bir yandan susuz onca yol yürümüş. Asker suya girince kimi avuçlarıyla, kimi düşer gibi yapıp susuzluğunu gidermek isterler.
İngiliz askerleri kargaşaya müdahale etmek için havaya ateş açar.
Asim Çavuş bu kargaşa arasında Haydar Çavuş’a işareti verir bir, iki, üç deyince Haydar Çavuş silah arkadaşı Asim Çavuş’a siper olur, Asim Çavuş suyun içine dalar. Haydar Çavuş orada alnından vurularak şehit olur. Bulanık sular içerisine ateş açarlar ama Asim Çavuş kaybolup gider. (Suya değen mermilerin coz, coz deyişini duydum) der. Sazlıklar arasından epey bir yol alır, birlik binasına varır. Bu arada gün batmış, akşam karanlığı basmak üzeredir.
Nöbetçi asker karşıdan gelen Asim Çavuş’a dur emri verir. Parolayı sorar. Asim Çavuş: “Benim sancak çavuşu Asim, parolayı bilmiyorum, komutanı görmem lazım.” Der. Nöbetçi asker “Yat!” emrini verir. Asim Çavuş “Ben sancak çavuşuyum hasan oğlu asim.” derken asker bir el havaya ateş eder. Silah sesini duyan komutanı koşarak dışarı çıkar nöbetçiye ne olduğunu sorar. Asim Çavuş “Benim komutanım sancak çavuşu, Hasan oğlu Asim.” der. Komutanı nöbetçiye silahını indirmesini söyler ve Asim Çavuşun yanına koşar “Asim oğlum, sancağı ne yaptın?” der Asim Çavuş ıslak, çamur elbisesinin altından sancağı çıkarıp, öper ve komutanına teslim eder.