Sonrasında yaşananları hiç hatırlamadı. O medresede yetişmiş 1888 Yozgat Doğumlu, Mehmet Oğlu Ömer Lütfü olarak 1908 Yılında her Türk Evladı gibi Vatani görevini yapmak üzere Silâhaltına alındı. Yeni evlenmiş, askerlik dönüşünde yıllarca öğrendiği ilimi, etrafına yaymayı amaç edinmişti. Ardı ardına başlayan savaşlar tüm hesapları unutturmuş, hemen hemen her cephede savaşmış, Çavuşluktan ast mülazımlığa, sonrada subaylığa yükselmişti. Tüm cephelerde gösterdiği üstün başarılar onu Yüz baş Ömer Lütfü Bey yapmıştı.
Mustafa Kemal Atatürk genç bir subay iken onun bu başarılarına şahit olmuş Ast Mülazımlıktan Mülazımlığa da o terfi ettirmişti. Bulgaristan cephesinde karnına aldığı öldürücü kılıç darbesi onu cepheden üç ay hastanede yatmasına sebep oldu.  On altı yıl sonra baba Ocağına döndüğü. 15 yaşında Şevket isminde bir oğlu olduğunu öğreniyordu. 
Duvağının teliyle bırakıp gittiği hanımı yılmadan, bıkmadan Cephedeki Erini on sekiz yıl sadakatle beklemiş üstüne üstlük birde yiğit evlat yetiştirmişti. Oğlu şevket hiç tanımadığı babasını bir anda karşısında bulmuş, Baba demeye dili bir türlü varmıyor bir yabancı gibi hep uzak duruyordu tam yeni yeni alışıyorlardı ki yeniden ayrılmak zorunda kaldılar. Ömer Lütfü Efendi memleketine döndüğünde cepheden kaçtığını düşünmesinler diye Yozgat Askerlik şubesine müracaat etmiş üç ay tebdili hava (yatak istirahatı) verilmişti. Üç ay tamamlandıktan sonra tekrar Askerlik şubesine giderek iyileştiğini söyleyip cepheye sevk edildi. Kendini tekrardan savaşın içinde buldu.
On altı yıl boyunca bir gün bile esir düşmeyen Yüzbaşı Ömer Bey Yunan askerlerine esir düşüyordu. Yunan askerleri esir aldıkları Türk Askerlerinden her gün bir subay ve bir Askeri idam ediyorlardı. Yüz başı Ömer Bey sıranın kendisine ne zaman geleceğini hiç düşünmüyor onu  teselli eden tek şey son kez de olsa tüm sevdiklerini görmesi sadık bir eş ve bir oğlunun olmasıydı. 
Esir Türk Askerleri her gün kendi aralarında helalleşiyorlar herkes bir gün sonra sıranın kendinde olduğunu düşünüyorlardı.
O gün normalin dışında bir hareketlilik yaşanıyordu. Ömer Bey Askeri tecrübesine dayanarak aklından geçenleri arkadaşlarıyla paylaştı ve şunları söyledi. “Bugün ya hepimizi idam edecekler yada Mübadele yapılacak diye fısıldadı. Dışarıda bekleyen Yunan askerleri namlularını Esir Türk askerlerinin üzerine doğrultmuş gelecek emri bekliyordu. Verilen emir üzerine kapılar açıldı sağlı sollu askerler nezaretinde esir tutuldukları yerden çıkarıldılar. Yüz başı Ömer Bey iki yunan askerinin konuşmalarına kulak vermiş Tren istasyonuna götürüleceklerini duymuştu. Varılan anlaşma neticesinde mübadele kararı çıkmış, esir değişimi yapılıyordu.
Aradan iki yıl daha geçmiş savaş sona ermişti.
Hayatının On sekiz yılını cephelerde geçirmiş yirmi yaşında ayrıldığı sevdiklerinin yanına 38 yaşında döne bilmişti. 
Onun tek amacı vardı Öğretmenlik; Köse Yusuf  köyü medresesinde uzun yıllar gördüğü bu eğitimi öğretmenlikle sürdürmeyi amaç edinmişti. Bu amacına Muaffak olamadı.
Gazi olarak Köyüne döndü hayatını çiftçilik yaparak idame ettirdi. 
Bir kardeşi daha vardı Osman adında Seferberlik ilan edildiğinde onu da Askere almışlar fakat o dönmemişti. Nezaman vakitsiz bir kapı çalınsa hep kardeşi Osman’ın geldiğini zannediyorlardı.
1934 ün bir kış günü akşamı çalan kapı tüm aileyi heyecanlandırmış kapıyı açtıklarında hiç tanımadıkları bir adamla yüz yüze geliyorlardı.
Kapıyı çalan kişi Ömer Evcinin evi buramı diye sordu?
Ömer efendinin Babası Mehmet Bey evet benim oğlum hayırdır bu saatte siz kimsiniz? diye sordu
Gelen kişi Büyük bir müjdem var Müjdemi isterim diyor. 
Mehmet Efendi iyice heyecanlanmış “eğer müjden büyükse ahırda bir ineğim var al götür” dedi
Elbette büyük sözünden caymak yok haa diye uyarmayı ihmal etmedi.
Ben Bişek köyünün bekçisiyim, Jandarma karakoluna Yozgat Valiliğinden bir tebligat geldi Ömer Efendiyi Ankara’dan Atatürk istiyor dedi.
Mehmet Efendinin beklediği müjde bu değildi. 
Ömer efendiyi Atatürk’ün istemesine bir anlam veremiyor oldukça endişeleniyordu. Anasının ağlama sesine dışarı fırlayan Ömer Efendi Müjdecinin sözlerini duyduğunda çok seviniyor endişelenecek bir şey olmadığını söylüyordu. Çünkü yakından tanıdığı Mustafa Kemal’i ailesine defalarca anlatmış cephede yaşadığı mücadelelerinden söz etmişti 
Neye uğradığını şaşıran bekçi müjdeyi hak edip etmediğini sordu    
Ömer Efendi; Babamın verdiği söz geçerlidir İnek içeride ister şimdi al götür istersen gündüz gel götür diyerek adamın zahmetini karşılıksız koymadı.
Aldığı bu haber üzerine Ankara’ya giderek Atatürk’ü ziyaret etti. 
Bir Müjde de Cephe arkadaşı Mustafa Kemal Paşadan alarak köyüne 4. Dönem Yozgat Milletvekili olarak döndü. 
Milletvekilliği yaptığı yıllarda Kardeşi Osman’ı aramaya devam etti.
Çanakkale’de Şehit olduğu bilgisine ulaştı . 
İki dönem Atatürk zamanında bir dönemde İsmet İnönü zamanında Yozgat Milletvekili olarak görev yaptı. Bir dönem Yozgat il Genel Meclis Üyeliği de yapan Ömer Lütfü Evci Yozgat’ta Manifaturacılıkta yapmış 15 Ekim 1971 Yılında Yozgat’ta vefat etmiştir. Ülkemize bu kadar hizmet etmiş Ömrünü her gün ölümle burun buruna geçirmiş bir yüce şahsiyetin Yozgat’ta adının bilinmemesi, TBMM İnternet kayınlarında adının geçmemiş olması şahsımı çok üzmüştür. On sekiz yıl Vatan Uğruna göğsünü siper eden bu ecdadımıza Rahmet okutmayı görev bildik umarım sizlerde bu hikâyeyi okuduğunuzda okuyacağınız Bir Fatiha ile onu yâd edersiniz. 
Kaynak: Evci köyü, Mustafa Dalaslan, Asım Evci, Emekli Ast Subay Dursun Kibar,