Demirli Medrese’nin en yiğit, en zeki talebesiydi Molla Seyit. Yaz günlerinde köyde babasına yardım ediyor, kış geldiğinde de medreseye devam ediyordu. Nerede bir güreş panayırı kurulsa Molla Seyit orada yerini alıyordu. Katıldığı tüm müsabakaları kazanıyor, babasını harçlıksız koymadığı gibi medresenin de gazyağı parasını veriyordu. Zaman hızla ilerliyor, Molla Seyit’in ünü Sorgun kasabasını aşıyor, Bozok yaylasının en güçlü pehlivanı olarak nam salıyordu. 
Molla Pehlivan eğer düğün güreşlerine katılıyorsa, düğün sahibine yahninin suyunu getirtir, kazanı tepesine dikerdi.
Mehmetbeyli köyünden Ali Pehlivan yaşça kendisinden küçük olan Molla Seyit’i anlatırken; “Elini boynuma doladığında sanki omzuma hezen bırakılmış gibi omzum çöküyordu.” diye anlatması gülüşmelere sebep olmuştu.
Bu çevrede düğünler ekseriyette kış günlerinde ya da ilkbahar mevsiminde yapılırdı. 1914 yılı ilkbaharında yapılan düğün ve panayır güreşlerinin tamamına katıldı ve Başpehlivanlık unvanını kazandı. Molla Seyit’in babasının keyfine diyecek yoktu. Oğlunun güreşlerden kazandığı hayvanlar ahırları doldurmuştu. Mart ayında çıktığı köyüne Nisanın ortalarında gelmiş, bu süre zarfında otuz altı at getirmişti beraberinde. İş güç zamanı gelmiş, herkes harman işleriyle uğraşıyordu.
Seferberliğin ilanıyla Molla Seyit Pehlivan da askere çağırılmış, Alaca şubesine teslim olmaları için emir gelmişti.
Boğaz Cumafakılı köyünde kırk yaşın altındaki herkes askere çağırılmış, köy bütün şenliğini yitirmiş, her eve hüzün çökmüştü.
Arkadaşlarıyla birlikte Alaca şubesine teslim olmaya giderken Molla Pehlivan’ın kulağına davul sesi çalındı. Seyit Pehlivan, arkadaşlarına; “Gelin şu davul sesinin geldiği yöne doğru gidelim, eğer güreş varsa size biraz asker harçlığı koparalım.” dedi. 
Arkadaşlarından kimse itiraz etmedi. Köye vardıklarında harman yerinde er meydanı kurulmuş güreş başlamak üzereydi. Meydanda bir de subay vardı. Önce alana yanaşmaya çekindiler, Molla Pehlivan hemen alana doğru yürüdü ve müsabakaları kimin yönettiğini sordu. 
Müsabakayı yöneten bir yüzbaşıydı. Hemen yanına sokuldu; “Kumandan bey ben de güreşmek istiyorum.” dedi. 
Kumandanın “Hay hay, peki sen kimsin, hangi boyda güreşeceksin?” sorusuna, “Bana Boğaz Cumafakılı köyünden Molla Seyit Pehlivan derler, Alaca askerlik şubesine giderken baktık ki güreş var bir uğrayalım belki bize de bir iş düşer düşüncesiyle geldik.
Beni başa yaz kumandan bey.” diye cevap verince, kumandan Molla pehlivanı gözleriyle bir kez daha süzdü; “Peki.” dedi.
Sıra Başpehlivanlık güreşine geldiğinde vakit hayli ilerlemişti. Molla Seyit, arkadaşlarının geç kalacağız endişesini bildiğinden hiç uzatmadı beş dakika içerisinde rakibini yenmeyi başardı. Kumandan, er meydanının ortasına çıkıp Molla Seyit Pehlivan’ı alkışlattıktan sonra; “Bu yiğitler de sizin evlatlarınız gibi askere çağırıldı. Birazdan Alaca şubesine
teslim olacaklar. Herkes elini cebine atsın ve bu yiğitlerimize asker harçlığı versin.” dedi. 
Molla Pehlivan fesini çıkardı, herkes gönlünden kopanı fes içerisine attı. Daha on adım bile atmadan fes parayla dolmuştu. Pehlivan, hemen köylüsüne baktı, yanına gelmesi için işaret verdi. Arkadaşı durumu hemen anlamış olacak ki belindeki kuşağı çıkarıp yere serdi.
Molla Pehlivan, dört fes dolusu para toplamıştı bu güreşten.
Molla Pehlivan, ahaliyi son kez selamlayarak helallik istedi. Zaten herkesin yüreğinde bir volkan kaynıyordu. Davul zurna ile uğurladılar misafirlerini. Bir tepe arkasında oturup dinlendiler. Toplanan paraları arkadaşlarıyla paylaştı Molla Pehlivan. Hava kararmak üzereyken Alaca askerlik şubesine vardılar. Vardıklarında şube önünde dikilen subayı gören arkadaşlarından birisi; “Aha bu güreş tutulan köydeki zabit.” dedi. 
Sıra Boğaz Cumafakılı köyüne geldiğinde yüzbaşı, Molla Seyit Pehlivan’ı tanımıştı. 
“Pehlivan nasıl oldun, yorgunluğu atabildin mi?” diye sordu. 
Molla Seyit “Yorulmadık ki kumandanım, güreş çabuk bitti.” dedi. 
Kumandan “Seyit Pehlivan, seni Kafkas cephesine gönderelim, ne de olsa Rus ayılarıyla ancak senin gibi yiğitler başedebilir.” dedi.
Molla Seyit “Siz bilirsiniz kumandanım, nerede görev verirseniz orada elimden geleni yaparım.” dedi.
Alaca’da toplanan askerlerle birlikte, Tokat’a sevk edildiler. Askerin dayanıklılığını artırmak için kumandanın verdiği emir doğrultusunda sırt çantaları toprak ile dolduruldu.
Zile üzerinden Tokat’a doğru yürüdüler. Şimdiki adıyla Dökmetepe denilen mevkide mola verildi. Herkesin sırt çantasındaki toprakları gösterilen yere boşaltması söylendi. Asker, sırtındaki yükten kurtulmanın sevincini yaşıyordu. Çantalar dolusu toprak boşaltıldığında küçük bir tepecik oluşturmuştu.
Erbaa, Tokat, Sivas derken bir ay yol yürümüşlerdi.
Erat deneyimli çavuşlar tarafından muharebe konusunda bilgilendirilmişlerdi. İlk silahlı atış eğitimini de Erzurum Uzun Ahmet tabyasında görmüşlerdi.
Molla Seyit, güçlü kuvvetli oluşu nedeniyle ağır topçu bataryasına seçildi. Çoğu zaman katır koşturmaz, tek başına top arabasını gideceği mevziye çeker götürürdü. Bir buçuk yıl doğu cephesinin buzunu, tozunu yuttu. Tek başına top arabasını mevziden mevziye taşıdığından ayağına çarık dayanmıyordu.
Ayak ölçüleri diğer askerlerinkinden oldukça iri olduğundan onun ayağına iki çift çarıklık deri kesiliyor, çarığını ayağına göre kendi dikiyordu.
Bir gün Rus askerleri tarafından etrafı çembere alınan birliği kımıldayamaz duruma gelmişti. Bir hafta boyunca abluka altında kalmışlar, cephane ve erzak yokluğu yüzünden Rus ordusuna esir düşmüşlerdi. Ağır kış şartları altında yaya olarak Rus esir kamplarına götürülmüşlerdi.
Bu kampta askerlerimize sabah, öğle, akşam olmak üzere üç öğün yemek ve avuç içi kadar da ekmek veriliyordu.
Verilen tayin askerlerimizi doyurmuyor fakat ölecek kadar aç da bırakmıyordu. Daha fazla yemek ve özgürlük isteyenlere, onların belirlediği ailelere hizmetkârlık etme şartı koymuşlardı.
Bazı askerlerimiz, bu işlere gönüllü olmayı kabul ederek, tarla, bağ, bahçe ve çobanlık görevi üstlenmişlerdi.
Molla Seyit’in iri cüssesinden eser kalmadığı gibi neredeyse karnı sırtına yapışır hale gelmişti. Arkadaşlarının “Seyit Pehlivan istersen sen de bir gavurun hizmetine gir, hiç değilse karnın doyar.” tekliflerine azarlayarak tepki gösterdi.
“Ben aç ölürüm ama gavura hizmet etmem.” demeyi de ihmal etmedi. 
Esir kampına gelmelerinin üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş, Molla Seyit, cephe arkadaşlarının dışında çevre köylerden birçok arkadaş bulmuştu kendine. Kehmalı köyünden Behram Çavuş, Dikir köyünden Çürüğün Osman, İnceçayır köyünden Salih Çavuş...
Kamptan hizmetli olarak ayrılan askerlerimizin birçoğu çeşitli problemlerle karşılaşıyor, kampa geri dönmek zorunda kalıyorlardı.
Molla Seyit, o arkadaşlarına kızıyor; “Gavur seni ne yapacak! Ya alıp domuz güttürecek ya da pisliğini temizlettirecek, koynuna alıp da yatıracak değildi ya.” diyerek öfkeleniyordu.
Hizmetli olarak giden askerin birisi şöyle bir şey anlatmıştı: “Aşağı Cumafakılı köyünden askerimizden biri yaşlı bir aileye hizmetkârlık yapması için verilmiş, o askere avlu içerisinde ayrı bir kulübe verilmiş, akşama kadar çalıştırıldıktan sonra orada yemeğini yer ve yatarmış. Bir gün kapıyı açık gören domuz içeriye girmiş, askerimizin biraz sonra yiyeceği yemeği burnunun ucuyla yere devirmişti. Öfkelenen askerimiz de eline geçirdiği nacağı domuzun kafasına vurarak yere sermiş, “Kâfirlerin hayvanları bile bir lokma ekmeği bize çok görüyor.” diyerek bir nacak darbesi daha indirmişti. 
Domuzun bağırışını duyan ev sahibi bekçi kulübesine vardığında hayvanının kafası kesilmiş vaziyette çırpındığını görünce eline geçirdiği kamçıyla askerimizi perişan etmişti.”
Bu haberi başka bir kamptan Seyit Pehlivan’ın bulunduğu kampa ziyarete gelen asker anlatınca askerlerimiz gözyaşlarına hakim olamamıştı. Sabah erkenden kampa gelen Rus kadınları ve erkekleri köle seçer gibi asker seçerler, seçtikleri askeri de Rusça “Ekmek bol” diyerek ikna etmeye çalışırlardı.
Kadınların çoğu farklı amaçlar için gelirler, askerlerimizi cezp etmek için de süslü, püslü giyerlerdi. Çoğu askerimiz nefsine yenik düşmemek için sürekli oruç tutarlardı. Bunu fark eden Rus görevliler dış hizmete gitmemekte direten askerlerimizi ağır işlerde çalıştırmak üzere kamptan kafileler halinde farklı bölgelere alıp götürdüler. Kimi taş ocaklarında çalıştı kimi yol yapımında.
Molla Seyit’in bulunduğu kafile daha uzakta bir bölgeye götürülmüş, Sivastopol Limanı’nda gemi yükü boşaltmakta görevlendirilmişti. Oldukça büyük bir gemi binlerce gazyağı tenekesiyle doluydu. Gemi yükünü boşaltmak için ikişer adım arayla sıralanan askerlerimiz, elden ele indiriyorlar etraflarında da Rus askerleri nöbet muhafızlık yapıyorlardı.
Molla Seyit, etrafındaki askerleri tek tek gözden geçirdikten sonra gemi içerisinde gözüne ilişen çivili bir tahtayı yanına çekti, aldığı her tenekeyi çivili tahtanın üzerine sertçe bırakıyor oradan da arkadaşları elden ele indiriyordu. Koca gemi dolusu gazyağı tenekelerinin tamamını iki günde indirmişlerdi.
Hiç kaytarmadıklarını gören Rus subayı da teşekkür ederek memnuniyetini dile getirmişti. Onların ara vermeden çalışmalarının asıl maksadı ise tenekelerin içerisindeki gazyağının boşaldığını fark ettirmeden işi bitirip kampa dönmekti.
Bir gün sonra kendilerine teşekkür eden subay kampa gelmiş ve gemi yükünde çalışan esirleri istemişti. Hepsi de olayın farkındaydı. Kimseden çıt çıkmadı. Bunun üzerine ikinci bir emre kadar kaptaki fenerlere gazyağı verilmemesi cezası uygulandı. Bu yasak bir hafta uygulandı. Sonrasında kampta olağanın dışında bir hareketlilik başladı. Ot yataklar, çürümüş, yırtık battaniyeler yenileriyle değiştirildi. Her taraf temizletildi.