Kimi yaralar hiç kapanmaz. Özellikle üzerinden geçen yıllar kapanmış gibi görünen yaraları her daim yürekte tutar.
Çok erken yaşta kaybettiğim babamın acısını her nefeste yaşasam da, bunu sürekli dile getirmem, getiremem…
Birçok şeyi içten içe yaşar insan, küçük yaşta yaşanan büyük acılar sanıldığı gibi zaman geçtikçe küçülüp kaybolmazlar.
Hatta genç yaşta yaşanan acılar, yaş ilerledikçe insanla birlikte olgunlaşıyor. Kaybın büyüklüğü yaş ilerledikçe daha iyi anlaşılıyor.
Boşlukların doldurulamaz olduğunu insan yaşlandıkça, yaşayarak öğreniyor.
Bugün 26 Mart ve 13 yıl önce bugün babamı toprağa vermiştim. Evet, yine bir 26 Mart sabahıydı...
Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadım ama omuzlarımdaki sorumluluk babamı kaybettikten sonraki hayatımda etkin rol oynadı…
Şikayet değil tabi ki.
Bizler inançlı insanlarız.
Bunu şöyle de anlatabilirim.
Her zaman bir şeylerin eksik olduğunu düşünürsünüz ama neyin eksik olduğunu bir türlü bulamazsınız. Daha doğrusu eksikliği adlandıramazsınız.
Adını koyamamak gibi bir şey…
Günlük telaşelerin içinde bunları yaşamak oldukça garip gelebilir ama bahsettiğimiz şeyler anlıktır…
Yalan dünyanın işlerine koştururken akla gelen, kalbe dokunan tuhaf heyecanlardır bunlar.
Bunu sürekli bir ıstırap ve acı hali gibi düşünmemek gerek.
Burukluk diyebilirim özetle…
Bugün, yılda bir kez de olsa içimdekileri yazıya dökmek istedim.
Kayıplar bu hayatın birer gerçeği ve gerçekleri göz ardı edemeyiz.
Bu duyguları ne ilk ne de tek yaşayan benim.
Adı konulamayan duygular her insanın yüreğinin bir köşesini işgal etmiştir, edecektir de…
Ne unutabilirsiniz, ne de unutmak istersiniz.
Adını koyamadığınız duyguları…