Gökten bugüne kadar ne yağdıysa, hepsini kabul etmedi mi, sorgusuz sualsız bu toprak?...
Yozgat, toprak gibidir...
Gökten yağanı sorgusuz kabul edip, hep veren, istemeyen...
İnanmıştır, ‘‘Topraktan gelip, toprağa gideceğini’’, onun içindir hep feda etmiştir canını bu topraklar için de, ‘‘Gıkı’’ çıkmamıştır.
Gidene ‘‘Dur’’ dememiş, kalana ‘‘Ne bekliyorsun?’’ diye sormamış, herkesi olduğu gibi kabul etmiş, basmış bağrına insan olanı...
Kimisi ihanet etse de, iyi niyetini suistimal eden bir görüntü, tavır takınsa da ‘‘Affetmek’’ için mutlak bulmuştur kendisine özgü bir yol, yöntem, gerekçe...
Yozgat ve Yozgat insanı, varolanla yetinen, yetinmekle kalmayıp, varolanı başkaları ile sürekli paylaşmayı tercih eden bir yapıya sahip olmuştur, tarih boyunca, varolduğu süre içerisinde...
Bugün siyasette de değişen bir şey yok, Yozgat adına...
Hani derler ya, ‘‘Şark cephesinde asayiş berkemal’’ diye...
Hiç dertlenmemiş, ‘‘Elimdekileri gidiyor, kaçır’’ diyerek...
Koskoca Bira Fabrikası gitti, yerine toplu konut yapıldı. Kimse çıkıp, sorgulamadı. 
Birileri çıktı ‘‘Bira içmek günah, Yozgat günahla mı anılacak!’’ dedi, herkes buna inandı, sustu...
Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü ilçelere dağıtıldı, kimsenin sesi çıkmadı. Yine birileri çıktı, ‘‘Hizmeti halkın ayağına götürmek için bunu yapıyoruz, git-gel devlete zarar veriyor’’ dedi, hiç kimse sorgulamadan ‘‘Doğrudur’’ damgasını vurdu...
Yıllarca Yozgat’ta Üniversite Kurulması için bekledik. Sonra sadece Yozgat’a üniversite kuruluyormuş gibi bir hava ile Bozok Üniversitesi’nin kuruluşu ilan edildi, mutlu olduk sevindik. Ama sorgulamadık, 81 ilde, hatta ilçelerde üniversite kurulurken, Yozgat’ın es geçilmesinin mümkün olmayacağını, olduğu gibi kabullendik, ‘‘80 ile devlet üniversite kurup, Yozgat’a kurmasa olur mu?’’ demedik...
Daha çok şey var, söylenecek...
Ama söylemler bir şeyi değiştirmiyor, sadece söylüyoruz...
Bu devlet için canımızı, malımızı feda ettik, ediyoruz, edeceğiz...
Karşılık beklemeden bunu yaparken, bizleri başkaları ile mukayese etmeden, bize özel bir şeyleri vermek suretiyle sevindirseniz bizleri, olmaz mı?...
Bugüne kadar ‘‘Zorunlu’’ olmadıkça bize layık görülenlerin dışında bir şey, devlet politikasının gerekliliği dışında bir şey...
Yozgat’a özgü...
Yozgat’ın gelişimine öncülük, rehberlik edebilecek bir şey...
Çok şey istemiyoruz aslında...
Dün olduğu gibi bugün de sadece ‘‘Sırtımız sıvazlansın, biraz güler yüz gösterilsin’’ istiyoruz.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde yapılan bir operasyonda insanların öldürülmesini kınıyoruz, kabul edilemez buluyoruz. Onların maddi manevi tazminatlarının ödenmesi gerektiğine de yürekten katılıyoruz. Ancak, Yozgat’ta şehit babalarının maaşları kesilirken, terör örgütü mensuplarının da yararlanabileceği bir yasanın, bahse konu olay bahane edilerek gündeme getirilmesini de bizlere reva görmeyin diyoruz.
____________________________________________________________

MAÇ KRİTİK

Üç Maçta Kaybımız Yedi Puan Olursa!

Geçtiğimiz haftaki yazımın başlağını ‘‘Şansımız var, inancımız yok!’’ diye atmıştım. ‘‘Dediğim çıktı’’ demekten çok, yanılmayı ‘‘Özür dilemeyi’’ tercih ediyorum ama zaman haklı çıkartınca da yapacak bir şey kalmıyor.
Özellikle ikinci yarıda oluşturulan takımın ortaya koymuş olduğu performansa baktığımda, bu takımın  play-off grubuna yükselmesi halinde şampiyon olabileceğini sürekli dile getirdim. Bunu yaparken, takıma olan güvenimin yanında, takıma verilecek olan desteğin, futbolculara, camiaya yansıtılması gerektiğinin de altını özellikle çizdim.
Yozgatspor, Yozgat kenti ele geçirilmiş fırsatları değerlendirebilmek için, belirlenen hedefe öncelikle yürekten inanması gerekmektedir. Bu inanç yoksunluğunu her maçta gördük, yaşadık. Sonuçlarının da hep aleyhimize olduğunu biliyoruz, tecrübelerimizden...
Bir maç sadece sahada kazanılmaz, masa başında kazanılır. Masa başında kazanılırın anlamı, ‘‘Şike’’ değildir, psikolojik baskıdır. Bu baskıyı kurabilirseniz, maçı kazanırsınız, kuramazsanız kaybedersiniz. Biz de son üç maçta toplamda 7 puan kaybettik.
Puan kaybettiğimiz maçlara bakarmısınız?. İki hafta önce deplasmanda Dardanelspor ile birabere kaldık, geldik evimizde Tarsus İdman Yurdu takımına yenildik, gittik Bursa’da Nilüferspor ile yine berabere kaldık.
Kaybedilmez mi?...
Kaybedilir...
Ancak bu kayıplar takımın ortaya koyduğu kötü performansla bir ilgisi alekası yok. Yanlış taktikten, yetersiz teknikten kaynaklanan bir durum değil bu...
Hadi Çanakkale ve Bursa deplasmanlarını saymayalım. İzlemedik, bilmiyoruz, söylenenleri de doğru kabul etmeyelim. Peki sahamızda, gözlerimizin önünde yaşanananlara ne demeli?..
Kaybedilen puanların önemli bölümünde hakemlerin hataları var. Yanlı tutumları demiyorum. Zira, Türkiye’de bu saatten sonra, yaşanılan olaylara bakıldığında ‘‘Şike’’ olarak nitelendirilecek hataların yaşanabileceğini tahmin etmiyorum.
O nedenle de hakem hataları olarak kabul ediyorum. Başka bir değişle, rakiplerimiz hakemlere ve rakiplerine varlıklarını hissettirmek suretiyle, yapılan hataların kendi lehlerine çalışmasını sağlamışlardır. Bahsettiğim hissettirme olayı budur. Bu da ancak inanmakla mümkün olan bir şeydir. İnanmıyorsanız, ne yaparsanız yapın, sonuç alamazsınız...
Pazar günü Sorgun’a gittim. Zara Belediyespor, bir üst lige çıkmak için çok para harcamış. Lig tecrübesi bulunan futbolcuları kadrosuna dahil etmiş, Papen Mustafa gibi isimleri almış...
Ama Zara Belediyespor, Sorgun Belediyespor karşısında inancını ortaya koyamadığı için kaybetti. Çorum Belediyespor’un bu saatten sonra kaybetmeyeceğini düşünerek sahaya çıkan, ‘‘Nasıl olsa kazanırız’’ havasındaki Zara Belediyespor, kalesinde gördüğü iki golle şaşkına döndü. Toparlandığında ise iş işten çoktan geçmişti...
Demem o ki; sadece iyi takım kurmak, para harcamak bir şey ifade etmiyor, eğer inancınızı, hedefinizi takıma yansıtamazsanız, eliniz boşta kalır, üç adım ileri gidersiniz, tökezir 2 adım geri kalırsınız...